Makale

KOCATEPE 8 YAŞINDA

KOCATEPE 8 YAŞINDA

İLHAMI AYRANCI

İnsan hangi çağda ve nerede yaşarsa yaşasın; hayatını devam ettirebilmek, moral açıdan güç bulmak, sağlıklı olabilmek, karşısına çıkan ya da çıkabilmesi muhtemel engelleri aşabilmek ve onlara karşı koyabilmek için hep bir yüce güce-varlığa inanmış, sığınmış, ondan yardım dilemiştir.
Sözkonusu bu bağlanmanın yeri ve şekli belki değişiklikler arzetmiş, takat insan yüce olarak kabul ettiği bir varlıktan birşey istemeden, umut bağlamadan, (sırf beyninin ürettikleriyle) yaşamayı hiç denememiş, bunun bir örneği görülmemiştir. Yani, dünya kurulalıdan beri insanlar bir yaratıcıya inanmış, O’na ibadet etmiş, O’ndan yardım dilemiştir. Ve insanların inandıöı her dinin bir mabedi olmuştur. İslam dinin ibadet mahalli de mescid ve camilerdir.
Camiler bir milletin bağımsızlığının simgesi ve o ülkenin müslüman olduğunu belirten tapu senetleridir.
Hz. Peygamberin Mekke’den Medineye hicretiyle Islamda mescidin tarihi başlamıştır. O, Medine’ye birkaç kilometre mesafede bulunan Kuba köyünde konaklamış ve orada ilk mescidi inşa etmiştir. Medine’ye gider gitmez orada da bir mescid inşa etmeye başlamış ve bu mescid de çok kısa bir zamanda tamamlanmıştır.
Bu konuda Kur’an-ı Kerim de: "Allah’ın mescidlerini ancak, Allah’a ve ahiret gününe inanan, zekat veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar ederler, işte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır." (Tevbe-18) buyurularak mescidleri kimlerin imar edecekleri de açıklanmış oluyor.
Tarih boyunca müslümanlar cami yapımına büyük önem vermiş, yaşadıkları yerlere kendi mühürlerini vurmuşlardır.
Bugün Avrupa ülkelerinde yaşayan soydaşlarımızda da aynı hassasiyeti görmek mümkündür. Yabancı ülkelerde yaşayan bu insanlar, caminin cem eden, toplayan manasını sanki tekrar tescil edercesine bir araya gelmekte, dişinden tırnadığından artırdıkları helal paralarıyla ibadet edecekleri camilerini yapmaktadırlar. Çünkü onlar içinde yaşadıkları yabancı kültür değerleri içerisinde caminin ne denli önem arzettiğini iyi bilmektedirler.
Yurtdışındaki bu isanlarımızın camiler vesilesiyle nasıl kenetlendiklerini görmek bütün müslümanlara örnek teşkil etmelidir. Birşey nerede kaybedilirse orada aranmalıdır. Biz kimi şeylerimizi camiden cemaatten, (tabi gerçek cemaat ruhundan) kopmakla kaybettik. Aradığımız kardeşliği, sıcaklığı, dayanışmayı yine bu mekanlarda bulacağız. Bunun örneklerini hem İslam tarihinde hem de sözünü ettiğimiz yurtdışında yaşayan kardeşlerimizin uygulamalarında pekala görebiliriz.
Camilerimizi herşeyden önce (orada ibadet eden, kaynaşan birbirleriyle kenetlenmiş birbirleriyle halleşen) cemaatla süslemeliyiz. Çünkü camilerin gerçek tezyinatı, sadece mermerleri, nakışları, kubbeleri, kristalleri değil, aynı zamanda ve özellikle ona devam eden cemaatıdır.
Bu gün ülkemizde bin kişiden daha az bir kitleye bir cami düşmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı TDV vasıtasıyla Türk Cumhuriyetlerinde de birçok camiler inşa etmektedir. Müslüman- Türkün cami hassasiyetinin en uç örneklerinden birisi de ülkemizde Cumhuriyet tarihinde yapılmış en büyük mabed olan Kocatepe Camii’dir.
24.000 kişinin bir anda ibadet etmesine imkan veren, Kocatepe Camii, revaklı avlusu, hipermarketi, otoparkı, konferans salonu ve çevresi ile Ankara halkının büyük bir ihtiyacını karşılamaktadır.
Tarihçesi
Temeli, fikir planında Ankara Yenişehir’in kurulması ile, teşebbüs planında 40’lı yıllarda, fiili olarak da 60’lı yıllarda atılan ve açılışı yıllarca sabırsızlıkla beklenen Ankara Kocatepe Camii, 28 Ağustos 1987 günü resmen açıldı.
Kocatepe Camisi nin inşaası fikir planından 8.12.1944 tarihinde fii- yata çıkarıldı ve Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı
Ahmet Hamdi AKSEKİ başkanlığında 72 kişilik kurucu heyet tarafından "Ankara Yenişehir’de Bir Cami Yaptırma Kurumu" adlı bir dernek kuruldu. 1947 yılında derneğin açtığı proje yarışmasında birincilik için eser seçimi yapılamadı.
Bir yandan da yer tesbiti için çalışmalara başlandı. Camii’nin inşası için bir kaç yer bulunmuşsa da düşünülen ideal külliyeye uygun bulunmadığından vazgeçildi.
Bu arada bir de proje yarışması açıldı. 14 projenin katıldığı yarışma sonucunda yine uygulanabilir bir eser çıkmadı.
Bu alternatif değerlendirmeler 1956 yılına kadar uzadı. Nihayet, bizzat devrin başbakanı merhum Adnan Menderes’in müdahalesiyle Ankara’ya hakim Kocatepe, ulu mabet için uygun bulundu.
’Türkiye Diyanet Sitesi Yaptırma Yaşatma Derneği" adını alan dernek, 1957 yılında yeni proje yarışması açtı. Başbakanlık, Üniversiteler ve Mimarlar Odası temsilcilerinden oluşan jüri, 36 eseri inceleyerek, projelerin hiçbirinin arzu edilen neticeye tam olarak erişemediğine karar verdi. Vedat DALOKAY ve Nejat Tekelioğlu’nun müşterek projelerinin ise uygulanabilir olduğu kabul edildi. Projeye göre külliyede iki bin kişilik cami, Diyanet İşleri Başkanlığı hizmet binası, Yüksek İslam Enstitüsü, kütüphane, konferans ve müze salonu, ikiyüz araçlık otopark, turistik çarşı, aşevi ve poliklinik bulunacaktı.
1957-1960 yılları arasında, "Kabuk çatı" sistemiyle yapılacak cami ve külliyeyi oluşturacak diğer bölümlerin tatbikat projeleri üzerinde çalışmalar sürdürüldü. Arsa ile ilgili problemin çözümü de gecikti.
Bu gecikmelerden sonra ilk temel Diyanet İşleri Başkanı Haşan Hüsnü ERDEM tarafından 1963 yılında atıldı. 1964 yılında, projenin Diyanet İşleri Başkanlığı hizmet binası ile ilgili bölümü bitirildi.
Mimaride kabuk çatı sistemi yeni ve denenmemiş bir sistemdi. Bu sistemin kalıcılık ve sağlamlığı üzerinde tereddütler vardı. Bu tereddütleri gidermek üzere proje, Ortadoğu Teknik Üniversitesi inşaat Fakültesi nde model deneyine alındı. Bu Fakültede uzmanlarca yapılan laboratuvar deneyleri sonucunda verilen 35 sayfalık detaylı raporda "Projenin bu haliyle tatbikinin ı mümkün bulunmadiği" belirtildi. Bu yıllarda "Kabuk çatı" sistemiyle inşa edilmiş bulunan Atatürk Spor Salonu’nun çökmesi bu sisteme olan tereddütü artırdı. Bir komisyon kurularak proje yeniden incelendi. İnceleme sonunda komisyon, ODTÜ raporuna uyulmasına ve projeden vazgeçilmesine karar verdi.
Kocatepe Cami’nin fikir planında düşünülmesi ve geçici projelendirmelerinden bu yana uzun yıllar geçmiş, başkent Ankara milyonluk bir şehir olmuştu. Teknik ve maddi imkanlar artmıştı. O halde daha büyük bir kapasite öngörülmeliydi.
Bu düşüncelerle 1967 yılında açılan yarışmayı Hüsrev TAYLA ve Fatih ULUENGİN in projesi kazandı.
Yeni projenin temeli devrin Diyanet İşleri Başkanı Ali Rıza HAKSES zamanında 30 Ekim 1967 tarihinde, önü "Miraç Kandili" olan bir günde atıldı.
29 Ekim 1969 tarihinde ve yine önü "Miraç Kandili"ne rastlayan manalı bir günde mabedin beş bin kişilik alt katı ibadete açıldı.
Bu geçici açılıştan sonra cami ve külliyenin diğer bölümlerinin inşaatı sürdürüldü. 1981 yılına gelindiğinde revaklı avlu, konferans salonu, otopark, süpermarket, idari bürolar, kütüphane, gasilhane gibi külliyeyi oluşturan bölümler hariç caminin inşaatı bitirilmişti.
Bu tarihte kaba inşaat dışındaki yan bölümler, fevkalade pahalı ve ince işçiliği gerektiren iç dekorasyon için devlet katkısı, halkın bağışları gibi kaynaklar artık yetersiz kalmaya başlamıştı. Bu sebeple inşaatın tamamlanması giderek yavaşladı. Hatta ilk projede mevcut revaklı avlu gibi bazı bölümlerin inşasından vazgeçilmesi bile düşünüldü. Artan mali güçlükler sebebiyle 15 Mart 1981 tarihinde toplanan "Türkiye Diyanet Sitesi Yaptırma ve Yaşatma Derneği" Genel Kurulu İsmail Hakkı YILANLIOĞLU başkanlığındaki idare heyetinin teklifine uyarak derneğin feshedilmesine ve Kocatepe Camii inşaatı dahil bütün mal varlığının alacak ve borçlarıyla birlikte Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmesine karar verildi.
Türkiye Diyanet Vakfı, bütün imkanlarını teksif ve seferber ederek, inşaata hız verdi. 1986 yılı Ramazan ayında caminin "Harem" kısmı, Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar ALTIKULAÇ tarafından ibadete açıldı. Diğer müştemilat ve bölümlerin inşaa- sına ise devam edildi.
28 Ağustos 1987 tarihinde ise, külliyenin "cami" bölümü tama- mıyle bitirilerek resmi açılış yapıldı. Açılışa Başbakan Turgut ÖZAL, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mustafa Said YAZICI- OGLU, çok sayıda bakan ve parlamenter ile kalabalık bir vatandaş kitlesinin yanısıra kardeş İslam Ülkeleri temsilcileri de katıldılar.
Mimari Özellikleri
16. yüzyıl estetiği ile 20’nci yüzyıl teknolojisinin bütünleşmesinden oluşan Kocatepe, emsal camilerle ortak özellikler taşır. 4 minaresiyle Selimiye’yi, merkezi kubbe ve yarım kubbeleriyle Sultanahmet’i andırır.
64x67 m. (4288 m2) ölçüsündeki asıl cami (harem) kısmı, 48.5 metre yüksekliğinde, 25.5 metre çapında bir ana kubbe etrafında 4 yarım kubbe yer alır. Bu yarım kubbeler 12 kubbeyle genişletilmiştir. Kubbeler geleneksel tarzda kurşunla kaplanmıştır.
Ana kubbe, her biri 3 metre çapında 4 büyük ayak (fil ayağı) üzerine oturtulmuştur. Sultanahmet’te 6.5 metre olan ve mekanı büyük ölçüde daraltan fil ayakları, günümüz teknolojisinin verdiği imkanla Kocatepe’de 3 metre çapa düşürülmüştür. Böylece hem mekan genişlemiş, hem cemaatın bölünmesi önlenmiş ve ana mekana ferahlık getirilmiştir.
Asıl Cami kısmına kündekârî (ahşap geçmeli) tarzda yapılmış 1 ana ve 4 yan kapıdan girilir. Bu 5 ayrı kapı, cemaatın giriş- çıkışına kolaylık sağlamak üzere düşünülmüştür.
Caminin kuzey kısmı, ana, giriş kapısı önünde yer alan ve 2400 m2 alanı kaplayan revaklı avluyu bir mermer şadırvan süsler. Revaklar, 14 metre yüksekliğinde 26 kubbe ile örtülüdür.
88 metre yüksekliğinde 3’er şerefeli 4 minareye, hem merdiven, hem de asansörle çıkılır.
Asıl cami bölümü olan ana mekanı (harem) "U" şeklinde mahfeller sarar. Mahfeller, klasik İstanbul camilerinden farklı şekilde iki kat olarak uygulanmıştır. Böylece hem harem kısmına özel bir görünüm; hem de camiye yeni mekan kazandırmıştır.
10 metre yüksekliğindeki mihrap, 8.70 metre yüksekliğindeki minber, özel süslemelerle işlenmiş mermerden yapılmıştır.
Reha TOLON’un eseri olan iç tezyinatta klasik Osmanlı mimarisi örnek alınmış, malzeme olarak; çini, mermer, sarı maden, altın varak ve özel boyalar kullanılmıştır. Ana kubbe ve aslan göğsü yazıları prinçten dekope suretiyle yazılmış ve altınla kaplanmıştır. Kuşak yazıları ise mermer kabartma olup, keza altın kaplamadır.
Yazılar Hamit AYTAÇ ve Mahmut ÖNCÜ nün eserleridir.
Caminin iç süslemeleri arasında ayrı bir yeri olan vitraylar, özel camdan imal edilmş olup, klasik Osmanlı tarzı ile modern tarz arasında geçiş teşkil ederler.
İç aydınlatma için 1 adet ana avize, 32 adet uydu avize, 4 adet köşe avize kullanılmıştır. Bu avizeler, Mustafa KÜÇÜK tarafından imal edilmiştir. Ana avizenin çapı 5.5 metre, köşe avizelerin çapları 140 cm, uydu avizelerin çapları ise 60 cm.dir. Kristal kürelerden oluşan avizelerin zincirleri ve iskeletleri altın kaplamadır. Aydınlatma sisteminde en gelişmiş teknikler kullanılmış; bilinen klasik sistemler aşılmıştır.
Isıtma sistemi tabandan ısıtma tarzında, merkezi sistemle gerçekleştirilmiştir. Yan unsurlar olan konferans salonu, kütüphane ve süpermarkete de klima tesisatı yerleştirilmiştir.
Harem kısmı, desenleri Afyon Ulu Camii’nin bugün artık yok olmuş özgün süsleme desenleri esas alınarak hazırlanmış el dokuması tek tip halı ile tefriş edilmiştir.
Camiyi iki adet selsebil süsler. Bunlardan biri cami, diğeri konferans salonu girişindedir.
Cami, plato şeklinde avlu ile sarılmıştır. Külliyenin tamamlayıcı unsurları, arazinin meylinden istifade edilerek, plato şeklindeki bu avlu altına gizlenmiştir.
Gasilhanede 2 adet erkek, 1 adet bayan yıkama yeri vardır.
Konferans salonu ve idari bürolar, caminin oturduğu plato seviyesinin altında kalacak şekilde uygulanmıştır. Mihrap cephesinde, aks üzerinde ve altıgen planlı salon, modern ışık ve seslendirme cihazlarıyla teçhiz edilmiş olup, 600 kişiliktir.
Sözün özü; bütün bunlardan da iyice anlaşılıyor ki, adını İstiklal Savaşı’nın planlandığı "Kocate- pe"den alan bu tepe, şimdi adına yakışır bir ulu mabetle süslü.

Not: “Kocatepe Camii" hakkındaki bilgiler, TDV tarafından hazırlatılıp bastırılan "Ankara Kocatepe Camii"adlı broşürden alınmıştır.