Makale

Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL: İnancımızı ve kendimize sahip çıktığımız sürece bizi kimse engellemeyecektir.

RÖPORTAJ:

GAFFAR TETİK
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Ağustos ayı yaklaşırken, kahraman bir millet olmanın şerefini, onurunu yaşamak en tabii hakkımızdır.
Tarihte kazandığımız parlak zaferlerin tekerrür ettiği Ağustos ayı, Türk tarihinin yönünü değiştirecek iki büyük zaferin hatırasıyla, zamanın sonsuz akışında yerini almıştır.
Türk-lslâm ruhunun ve heyecanının şan ve şerefi, ne büyük bir hikmettir ki, bu ayda iki kere şahlanmıştır.
Birinci şahlanış, 26 Ağustos 1071... Selçuklu Sultanı Alparslan’ın 50 bin kişilik askeriyle, 200 bin kişilik muazzam Bizans ordusunu yerle bir edip, Anadolu’yu Türk yurdu haline getiren "Malazgirt’ şahlanışıdır.
İkinci şahlanış ise, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Başkomutanlığında, her taşı bir iman mabedi olan yurdumuzun, ehli salib’in istilasından kurtarılıp, vatanımızın harim-i ismetinden sökülüp atıldığı, ebedî vatan olarak Türk Milleti’ne tap ulandirildiği 30 Ağustos 1922 tarihindeki "Büyük Taarruz" şahlanışıdır.
1071 Ağustos’unda Malazgirt’ten yükselen "Allah, Allah" sesleri, 30 Ağustos’ta doğusundan-batısına, kuzeyinden-güneyine bütün vatan topraklarında genç-ihtiyar, kadın-çocuk, gönülden gönü-le yankılanmış, çakan bir şimşek olup, istilacı ehli salib’in beyninde patlamıştır.
Ordularına yardım için saçlarından halatlar ören Kartaca kadınını kahraman ilan eden dünya tarihleri, Kurtuluş Savaşlarımda bağırlarından kurşun çıkaran Türk kadını karşısında saygı ile eğilmişlerdir.
Dile kolay... Türk Milleti’nin bizatihi kendisi olan tam 253 bin şehid Mehmetçiğin al kanları ile sulanmış bu topraklar... Her basılan yerde şehit kanı... Kolay mı bir toprağın vatantaşması?.. Kolay mı vatanlaşan topraklarda yaşamak?..
Ey bu mübarek vatan topraklarının mübarek şehitleri!.. Kabe eşiği gibi öperim yattığınız yerlerin topraklarını geceden gündüze, gündüzden geceye ve sonsuza kadar...
İşte bu düşüncelerle Ağustos sayımızın "Gündem"ini zaferlerimize ve bu zaferlerimize kaynaklık eden sebeplere ayırdık.
En güzel bilgiler, en ehil ve en yetkiliden alınırsa en değerli olur.
Bu duygularla, Devlet vücudumuzun başı olan Sayın Cumhurbaşkanımız Süleyman DEMİREL ’den bir röportaj talebinde bulunduk. Çok yoğun işleri arasında sağolsunlar bizi kırmayıp lü-tufta bulundular. Bu bizim için çok mutluluk verici bir olay oldu. Çünkü, "Diyanet Aylık Dergi"de bir Cumhurbaşkanı ile ilk defa bir röportaj yapılıyordu. Bu ilki yaşamaktan sevinçliyiz, kıvançlıyız...

Cumhurbaşkanı
Süleyman
DEMİREL:
"İnancımızı
ve kendimize sahip çıktığımız
sürece bizi kimse engellemeyecektir.”

Sayın Cumhurbaşkanım! Anadolu kapılarının Türklere açılmasını ve Anadolu’nun bir Türk yurdu haline gelmesini sağlayan 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi’nden, 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi zaferine ve Ağustos ayı içerisinde kazanılan diğer pekçok zaferlere baktığımızda, bu ayın Türk tarihinde çok özel bir yeri olduğunu görüyoruz.
Bu şanlı zaferlerimizin hep Ağustos ayında kazanılması bir tesadüf müdür? yoksa bu ayın bir özelliği mi var? Değerli görüşlerinizi alabilirmiyim lütfen?
Türk ordusu, tarih boyunca, hâlâ milletimize gurur veren, büyük, unutulmaz zaferler kazanmıştır. Bu zaferler de sadece Ağustos ayıyla sınırlı değildir.
Ağustos ayını milletimizin gönlünde haklı olarak adeta bir zafer ayı haline getiren, Anadolu Türklüğünün varlığı açısından çok önemli zaferlerin bu ay içerisinde kazanılmış olmasıdır.
26 Ağustos 1071 ’de Türklüğe açılan ve aradan geçen asırlar içerisinde mukaddes vatanımız haline gelen Anadolu, bu asrın başında maruz kaldığı işgal teşebbüsünden, milletimizin, Büyük ATATÜRK önderliğinde toparlanarak, 30 Ağustos 1922 tarihindeki Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile düşmana son darbeyi indirmesiyle kurtarılmıştır.
Ağustos ayı, bu iki hadisenin büyüklüğüyle şereflenen, Türk milletinin Anadolu’yu büyük bir sebatla vatanı haline getirme gayretinin ve canından aziz yegâne varlığı bilerek sonsuza kadar koruma azminin mucizeler gerçekleştirdiği bir ay olmuştur.
Tarihimizin şeref dolu sayfalarından öğrendik ki, Türk orduları gerek Selçuklu, gerek Osmanlı dönemlerinde, gerekse de
Kurtuluş Savaşı sırasında kendilerinden kat kat üstün ve modern silâhlarla donatılmış olan düşman ordularına karşı büyük zaferler kazanmışlardır. Bu başarının sırrı, kaynağı nedir acaba?
Türk milleti tarihte, düşmanına, onun içinde bulunduğu şartlardan daha iyi şartlar götürmeyi dava edinmiş; daima insafla uyguladığı savaş yoluna, medeniyet ulaştırma, insaniyet ulaştırma gayesiyle ve çoğunlukla mazlumların talebi üzerine başvurmuş bir millettir.
Savaş, ancak insanlık namına davası olanları ve haklılığına inananları galibiyetle taçlandırır. İnsanlık tarihi iyi bir şekilde incelendiği takdirde görülecektir ki, inananlar girdikleri mücadelelerden daima kalıcı zaferlerle çıkmışlardır.
Asırlar boyunca yılmadan insaniyet davasının bayraktarlığını sürdüren Türk milletinin ordularının, kendisinden üstün ordular karşısında muzaffer olmalarının sebebi, böyle bir inanca sahip olmalarıdır.
Kurtuluş Savaşında ise, ayrıca bir vatan meselesi sözkonu-su olmuştur. Bin yıllık vatanımız elimizden alınmak istenmiştir. Türk milletinin, millî varlığına kastederek, vatanını elinden almak isteyen düşmanlarına, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, ses çıkarmayıp rıza göstermesi beklenemezdi.
Nitekim, içinde bulunduğu zor şartlara rağmen, milletimiz toparlanmasını bilmiş, canından aziz bildiği yegâne varlığı vatanı için düşmana karşı büyük bir inançla çarpışmış ve başarılı olmuştur.
Türk ordusunun Kurtuluş Savaşındaki başarısının temelinde, bir yandan inancı, bir yandan da bu mukaddes vatan fikri vardır.
Zat-ı Alileri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak, Türk Silahlı
Kuvvetlerinin de Başkomutanısınız. Silahlı
Kuvvetlerimizin bugünkü yapısı, genel karakteri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Türk Silahlı Kuvvetleri, bugün, çağdaş teknolojik imkânlara sahip, dünyanın en iyi eğitim görmüş, en disiplinli ordularından biridir.
Silahlı Kuvvetlerimizin komuta kademesi, üstün nitelikleri, yüksek görev ahlâkı, disiplin ve kabiliyetiyle milletimizin gurur kaynağıdır.
Vatan savunması, millet ve devletin bekası, Türk asker ve subayı için herşey-den, kendi canından bile önde gelen değerlerdir. Milletimiz yarınından emin bir şekilde hayat sürebiliyorsa, dört tarafında sıcak çatışmalar eksik olmayan ülkemiz bir istikrar adası halindeyse, bu, Türk Silahlı Kuvvetleri sayesindedir.
Türk silahlı kuvvetleri bulunduğu bölgede Türkiye’ye şu yada bu şekilde yönelecek her türlü tehdidi caydıracak, her türlü saldırıyı karşılayarak püskürtecek ve barışı koruyacak güçtedir.
Bu vesile ile milletimize, dergimiz aracılığıyla vermek isteyebileceğiniz başkaca bir mesajınız var mı?
Türk milleti, bin yıldır bu topraklar üzerinde barış içeri-Türk Silahlı Kuvvetleri, bu- sinde yaşamış, aynı mukad-lunduğu bölgede Türkiye’ye şu des değerler için, aynı düş-ya da bu sebeple, şu ya da bu manlara karşı mücadele et-şekilde yönelecek her türlü miş, gerektiğinde aynı siperlerde şehit olmasını bilmiş bir bütündür.
Bu bütünü, birtakım farklılıkları öne çıkararak bölmek, insanlarımızı birbirine düşürmek gayretleri her zaman olmuştur, şimdi de vardır. Bu gayretler, Türkiye’nin yükselmeye başladığı dönemlerde daha da artmaktadır. Bugün böyle bir dönemden geçmekteyiz.
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana büyük ilerlemeler kaydettik. Sorunlarımızı çözerek mutlu, huzurlu, zengin, demokrat, büyük Türkiye’yi kurma yolunda ileri atılımların arifesindeyiz. Dünya şartları da bizden yanadır.
Soğuk savaş döneminin sona ermesini ve SSCB’nin dağılmasını takiben bir büyük Türk Dünyası teşekkül etmiştir. Bu dünyanın mensubu olan kardeş toplum ve devletler yüz yıl süren bir hasretten sonra dünyayı imrendiren bir kaynaşma dönemine girdiler.
Türk milleti, tarihine yakışır bir şekilde, dünya sahnesinde tekrar layık olduğu yeri alacaktır. Türk milletinin söyleyecek sözü vardır.
Türkiye’yi ilerleme, güçlenme yolunda engellemek isteyenlerin gayretlerinin artması bütün bunlarla yakından ilgilidir. Binaenaleyh, Türk milleti kendisine oynanan oyunları bozacak güce ve birikime sahiptir.
Bütün vatandaşlarımdan, bin yıllık beraberliğimize inançla sahip çıkmaya, demokratik rejimimize, devletimize, geleceğimize ve kendimize güvenmeye devam etmelerini istiyorum.
Düşmanlıkları, dargınlıkları bir kenara bırakarak dostluklara yönelmeli; farklılıkları abartmadan bizi birarada tutan müşterek değer ve hedeflerimize ağırlık vermeliyiz.
İnancımızı koruduğumuz ve kendimize sahip çıktığımız sürece bizi kimse engelleyemeyecektir.
Bu duygular içinde, aziz milletimizin her zaman gösterdiği birlik ve beraberliğini devam ettirmesini Cenab-ı Allah’tan diliyorum. Sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.