Makale

HAYDAR HATİPOĞLU HOCAMIZIN ARDINDAN...

HAYDAR HATİPOĞLU HOCAMIZIN ARDINDAN...

MUSTAFA ATEŞ
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Rahmetli Haydar HATİPOĞLU, soyadından da anlaşılacağı gibi, bilgin bir aile silsilesinin halkalarından biriydi. 8u silsilenin -son halkasıydı-diyemiyeceğiz. Çünkü (Seydâ) HATİPOĞLU Hoca, çocuklarına da şerefle temsil ettiği mesleğin izzet ve itibarını benimsetmiş, diyanî hizmetleri sevdirmiş ve sindirmiş müstesna bir insandı.
Her türlü ağır şartlara rağmen ayakta kalabilen şark medreselerinde klasik dini tahsili küçük yaşta tamamlamış, dini konulara derin vukufu olan bir insandı. Bu konulara yaklaşımı her türlü mezhep taassubunun üstünde, inandığı ve incelediği meseleleri delillere istinad ettirmesini bilen, güzel yazısıyla metinlerden örnek getiren ve inandığı doğruları büyük bir celadetle savunan bir alim kişi idi. Şafii fıkhını derinliğine bilen merhum, Hanefî fıkhında da söz sahibi sayılırdı. Hele beynel-lslâm bir kongre hüviyeti taşıyan Hac ibadeti esnasında müslümanların karşılaştıkları dini güçlükleri en kolay ve en güzel şekilde halleder ve müsteftiyi sıkıntıdan kurtarmasını bilirdi.
Çeşitli İl ve İlçelerde Müftülük yaptı. Manisa’da asker iken çiçeği burnunda bir delikanlı İzmir/Hisar Camiinde (Asker Hoca) olarak kürsüye çıktı ve o günkü şartlara göre irşad vazifesini yerine getirdi. Ve etrafında gençliğine rağmen bir alâka çemberi oluştu. Genç yaşında iktisab ettiği dini bilgilerini kendisinin ve üstadlarının himmet ve gayretlerini sadece kürsülerde, fetva makamlarında şifahi bilgiler seviyyesinde bırakmadı. Telif ve tercüme eserleriyle hem çocuklarına iyi bir nam, hem de memleketin dini irfanına kalıcı eserler bıraktı. (Şafii İlmihali, Sünen-i Ibn-i Mace Tercüme ve Şerhi, Usulü Fıkıhtan tercüme ettiği kitaplar v.s.)
Sünen-i Ibn-i Mace’nin tercüme ve şerhine bir manevi ikazla başladığını söylerdi. Sekiz yıllık yorucu bir emekten sonra adı geçen kitabın son hadîsini de tercüme ve şerh ettikten sonra, kendisini bu nebevî sohbete o kadar vermişti ki, "Ben bundan sonra ne yapacağım, Resûlüllah’ın sohbetinden nasıl ayrılacağım" diye hıçkıra-hıçkıra ağlamıştı. Bu gayretin semeresi olarak eser, Türkçeye kazandırıldı ve hadis külliyatına büyük katkı sağlandı.
Bu satırların yazarı, rahmetli Haydar HATİPOĞLU Hoca ile İzmir’de halef-selef olduk. Ve bir-iki sene de komşuluk yaptık. Aramızda ne seleften-halefe, ne haleften-selefe hiç bir kırgınlığımız olmamıştır.
Bilindiği gibi insan sadece biyolojik bir varlık değil, metafizik boyutu da olan bir varlıktır. Onun için o, hilafet ve niyabete layık ve ehil görülmüştür. Sırrı hilafet O’nda bunun için tecelli etmiştir. HATİPOĞLU Hoca bu tecellilere açık bir insandı ve böyle bir soydan geliyordu. Şartların getirdiği fetret devrinin çorak ikliminde, HATİPOĞLU haya-tiyyetini toprağın rutubetini eme eme devam ettiren nebatlar gibi, ilmi ve irfanı eme eme hazmetti. Ve daha pek çok eser vermesini beklerken, son hac yolculuğunda (1995), dönüşünü isteyerek tehir ettirmiş, neticede bu iradî gecikme o’nu bir büyük ikbale maz-har kılmış, iki gün önce geçirdiği hafif kalp spazmı bir kere de 23 Mayıs’ı 24 Ma-yıs’a bağlayan gece saat 23’e doğru Medine Hava Meydam’nın gümrüğünde uçağa binmeden birkaç dakika önce yakalamış ve bir iki dakika içinde taze abdestiyle Hakk’a yürümüştür. "Kaçıncı haccınız hocam?" diye soran bir dostuna "Bundan sonra saymaya gerek yok" demiş ve ruhunu teslim etmiş. Ravza’da kılınan cenaze namazından sonra büyük bir kalabalık cenazeyi Cennet-ül Baki’a kadar teşyi etmiştir ve binlerce sahabenin medfun bulunduğu bu mübarek kabristana defnedilmiştir. Dini geleneğimiz "Alimin ölümünü âlemin ölümü" gibi algılar. O’nun vakitsiz vefatı biz dost ve mesai arkadaşlarını çok üzdü. Tesellimiz o’nun Resûlüllah’ın ebedî müca-virliğine, mazharlyyetidir.
Merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine, dostlarına ve Diyanet camiasına başsağlığı dileriz.