Makale

Zaman Kavramı ve Ramazan

Zaman Kavramı ve Ramazan

Halil karlık
MEB Din Öğretimi Gn. Md. Yard.

Zaman, sürekli akış halinde olan bir süreçtir. Bir Arap Şairi de, "Zamanı bir gemi gibi görüyorum, bizimle ölüme doğru akıp gidiyor. Fakat hareketlerini göremiyorum" diyerek, zamanın bu sürekli akış halinde olma özelliğine işaret etmiştir.
Zaman, Yüce Allah’ın insanlara ihsan etmiş olduğu en büyük nimetlerden biridir. Bu nimet, aynı zamanda insanın en kıymetli sermayesidir. Onun için zamanın, insan hayatında ayrı bir değeri ve önemi vardır. Çünkü, hem Allah’a karşı ibadetlerimiz, hem de günlük ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere yapılan çalışmalar, belirli zaman dilimleri içerisinde yerine getirilmektedir. Eğer insan bu çalışmalarda her türlü faaliyetini iyilik ve hayır üzerine kurması halinde, o kimse için yaşanılan ömür, bir kıymet ve değer kazanır. Çünkü dünya ve âhiret mutluluğu da, ancak böyle iyilik ve hayra yönelik davranışlarla elde edilebilir.
O halde, insan hayatında iyi kullanılamayarak değerlendirilmeden boşuna geçirilen her an, telâfisi güç büyük bir kayıptır. Zira, çalışarak kazanıp tüketmek, başkaları ile iyi ilişkiler içerisinde olmak, yararlı işler yapmak, sevinmek, üzülmek gibi her iş, bir zaman sürecinde cereyan etmektedir. Aslında her insan için takdir edilmiş bir zaman dilimi vardır. İnsanın doğumu ile başlayan bu zaman sürecinin az mı, çok mu, ne zaman, nerede ve nasıl sona ereceğini bilemiyoruz. Bildiğimiz şey, er yada geç onun son bulacağıdır. Böylece, "Her canlı, mutlaka ölümü tadacaktır" (1), İlâhî hükmünün, vakti, saati gelince tecelli edeceğidir. Çevremizde çeşitli şekillerde ve zamanlarda görülen ölüm hadiseleri de, buna ibret niteliğindeki örnekleridir.
Ancak bu olaylar, insanı bu dünyada her şeyden elini- eteğini çekerek kaçınılamayan sonu beklemek gibi bir ataletin içine değil; bilâkis daha çok çalışmaya ve zamanını iyi bir şekilde değerlendirmeye; faydalı ve güzel işler yapmaya yöneltmelidir. Çünkü sürekli akış halinde olan bu zaman süreci, varlıkla yokluk arasında iyi ve kötü, nimet ve belâ, genişlik ve darlık, sıhhat ve hastalık, zenginlik ve fakirlik, kâr ve zarar gibi zıtları topladığı gibi, türlü şaşılacak şeyleri de içermektedir. Onun bu önemine binaen ona yemin edilerek onun içinde bulunan insanın zarar veya kazanç açısından durumlarına dikkat çekilmiştir(2) yukarıda ki ayette.
İslam Dini’nde ergenlik çağına giren her insan, kendine ihsan edilen zaman nimetini gereğince değerlendirilmesine yönelik bir çok davranışları kazandıracak faaliyetlerle yükümlü kılınmıştır. Bunların hepsini burada açıklamak mümkün değildir.
Aslında konumuz da bu değildir. Çünkü ömür dediğimiz insan hayatının her döneminde, zamanın değerlendirilmesi bakımından yapılacak çalışmalar, sayılamayacak kadar çoktur. Bunlar, insanın önce kendisinden başlayarak yakın ve uzak çevreyi de içine alarak ekolojik dengenin korunmasına kadar uzanan sorumluluklar zincirini oluşturur.
Biz burada konuyu daha fazla detaylandırıp uzatmadan, görev ve sorumlulukların öncelikle temel kaynağı Kur’an-ı Kerim in indirildiği zaman sürecini teşkil eden Ramazan ayı üzerinde durmak istiyoruz. Çünkü bu ay, iradenin güçlendirildiği, zorluklara karşı dayanma gücünün geliştirildiği, çevremizle iyi ilişkiler kurarak yardımlaşma ve dayanışma duygularının işlerlik kazandığı bir zaman sürecidir. Aslında böyle güzel hasletler, toplumun mutluluğu için insanlardan her zaman beklenen davranışlardır. Ancak, bunu gerçekleştirmek, insan egoizmasını aşan, ihtiraslarını yenen bir şahsiyet geliştirmekle mümkün olabilir.
Terbiye açısından böyle bir şahsiyetin geliştirilmesinde ve devamlılığında Ramazan ayı büyük öneme sahiptir. Bu bakımdan, İslam’da rahmet ve mağfiret ayı olarak vasıflandırılan Ramazan ayının 12 ayın arasında müstesna bir yeri ve değeri vardır. Bu ayın fazileti ve değeri Kur an da şöyle beyan edilmektedir: "0 Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hakkı bâtıldan ayıran, doğru yolun rehberi Kur’an onda indirildi, onun için sizden kim bu aya erişirse onda oruç tut- sun."(3)
Oruç, semavî dinlerden sadece İslam’a has bir emir değildir. Allahü Tealâ, geçen ümmetlere de oruç ibadetini farz kılmıştır. Nitekim "Ey iman edenler, kötülüklerden sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılınmıştır."^) ayeti de, bunu açıkça göstermektedir.
Demek oluyor ki her insanın, bu dünyada yaşadığı sürece kötülüklerden uzak kalması; hal, hareket, davranış ve fiillerini sürekli olarak iyi, güzel ve hayırlı faaliyetlerde destekleyecek bir yaşayış içinde olması, her şeyden önce ilahî bir istektir. Yüce yaratıcı ve Terbiye edici Cenab-ı Hakk’ın kullarından istediği bu hayat tarzının gerçekleştirilmesinde Oruç, hiç şüphesiz büyük bir önem ve etkiye sahiptir. Çünkü her çeşit kötülüğe karşı bir kalkan durumunda olan oruç, insanın kötülük ve rezalet eğilimlerine set çekerek, insanlara kötülüklerden korunma davranışlarını kazandırarak olgunlaştırır. Bu bakımdan oruç, fert ve toplum açısından çok faydalı bir ibadettir.
Hz. Peygamber (S.A.S.), "Oruç, bir kalkandır. Sizden biri oruçlu olunca kötü söz söylemesin, cahiller gibi davranmasın. Eğer bir kimse, çıkar da kavga yapmaya veya sövmeye kalkışırsa, ben oruçluyum, ben oruçluyum desin" (5) şeklindeki beyanı ile, oruçlu kimsenin riayet edeceği bazı davranışlarına açıklık getirmiştir.
Oruç, ferdi, irade yönünden eğiterek, davranışlarını disipline eder ve iyi bir insan olmasına zemin hazırlar. Kişiye bazı zorluklara karşı direnme gücü kazandırır. İnsanların toplum hayatında birbirleriyle insanca iyi münasebetler kurarak yaşamalarını sağlar. Kısaca; sabır duygusunu geliştirerek, insanı olgunlaştırır. Allah’ın murakabe ve korkusu meleke haline gelir. Böylece o insan hayırlı işlere yönelir, kötü işlerden de uzaklaşır.
Orucu sadece şekil olarak günün belli saatlerinde yiyip, içmemek ve bazı şeylerden fedakârlık etmek şeklinde fiziki bir olay olarak değerlendirmek yanlıştır. Çünkü Allah’ın rızasını gözetmeden, O’nun yasakladığı kötü davranışlardan sakınmadan mücerret olarak yemek, içmekten uzaklaşmak, İslam’ın emrettiği gerçek oruç değildir. Nitekim sevgili Peygamberimizin; "Yalan sözü ve işi terk etmeyen kimsenin, yeme, içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur’1 buyruğu da bunu göstermektedir.
Orucun, fert ve toplum hayatı yönünden faydalarını şöylece özetleyebiliriz:
Kişi, oruç tutarken açlığın ne demek olduğunu anlar, her zaman bu durumda bulunan yoksullara, kimsesizlere yardım ve merhamete yönelir. Oruç, insanın yardım ve merhamet duygusunu geliştiren önemli bir ibadettir. Esasen merhamet, insanda genel olarak elemden doğar. Nitekim halk arasında yaygın olarak söylenen & ’Tok açın halinden ne anlar" sözü de bu gerçeğin ifadesidir. Onun için oruç da nefsi merhamete alıştırmak için uygulanan bir yoldur.
Orucun başka bir yararı da, kötü alışkanlıkların tesirini zayıflatmaktır. Kimi insanlar, aşırı derecede âdetlerine bağlıdırlar. Meselâ yemek vakti bir an gecikse, tahammülsüzlük gösterip, çevrelerine sıkıntı ve eziyet ederler. Bazı insanlarda çay, kahve ve sigara gibi keyif vericilerin tiryakilere yiyecekten daha çok tesiri olur.
Sağlık yönünden de, pek çok faydalarının bulunduğu tıp çevrelerince de tescil edilmiş bulunmaktadır.

(1)AI-i İm ran Sûresi, âyet: 185.
(2) Yazır, Elmalılı M. Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, c.9,V s.424
(3) Bakara Sûresi, âyet: 175
(4)Bakara Sûresi, âyet: 183
(5)Buharî, Kitab’üs-Savm; Kitab’üt-Tevhid; Müslim, Kitab’üs Siyam; Ebu Davud, Kitab’üs-savm; Tirmizi,
Kitab’ül Cumâ; Ibn-i Mâce, Kitâb’üs-Sıyâm; Dârimi, Muvatta.
(6) Buhâri, Kitab’ül-lman; Müslim; Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî, Ibn-i Mace, Muvatta; Dârimî, Müsned-i Ahmet b. Hanbel.