Makale

Çocuklar ve 23 Nisan'ın Düşündürdükleri

Halit Güler
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Çocuklar ve 23 Nisan’ın Düşündürdükleri

Bugünlerde, 23 Nisanda kutlanacak "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" münasebetleriyle yerli ve yabancı çocuklardan çokça bahsediyoruz. Yabancı çocuklardan o kadar abartılı bahsediyoruz ki kendi çocuklarımızı unutacak ve unutturacak derecede. Üstelik bir de milli günümüz 23 Nisan dünya çocuklarının sevinç günü ve rengarenk kıyafetler folklorik gösterileri haline getirerek. Hem de kendi çocuklarımızı diğer ülkenin çocuklarına benzeterek.
Dünya çocuklarının bu vesileyle Türkiyeye gelmeleri, başkent sokaklarında sevgi gösterileri ve kardeşlik yürüyüşleri yapmaları, ülkemizin propagandası yönünden güzel bir organizasyon. Misafir kaldıkları süre içerisinde ülkemizi tanımış, gösterilen sıcak ilgi ve gönüllerinde oluşan memnuniyet duygusu derecesinde memleketlerine döndükleri zaman Türkiyeden ve Türk çocuklarından sitayişle bahsedecekleri kanaatindeyim.
Bu tarz organizasyonlarda ölçüyü kaçırmamak gerekir. Aksi takdirde 23 Nisan gününün espirisi kargaşalık içerisinde kaybolur gider. Biz onlara ülkemizi tanıtacağız ve çocuklarımızı sevdireceğiz derken, onların ülkelerini tanır ve çocuklarını sever duruma düşeriz. Hoş, yabancı çocuklarını sevmeyelim demek istemiyorum. Onları sevelim ama, kendi çocuklarımızı da sevdirelim.
Öz vatanımızda çocuklarımızın kendilerini, ağır basan yabancı bir kültürün içerisinde buluvermelerine sebep olmayalım.
Tekrar ifade edelim, teşebbüs ve organizasyon gerçekten güzel. Yabancı ülkelerin çocuklarını Türk zevki ve misafirperverliği içerisinde ağırlamak dillere destan çocuk oyunlarımızı onlara tanıtmak, o da güzel. Yalnız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının milli espirisinin kaybolmaması şartıyla!...
Bu milli günümüzün ülkeler arası bir çocuk karnavalına dönüşmemesi kaydıyla.
Her ne şekilde olursa olsun "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" vesilesiyle dile getirilerek, dile getirilmesi gerekir-şehitlik ve gazilik ruhunu duymaktan ve yaşamaktan çocuklarımız alakonulmamalı. Bu vesileyle bu şans onlara tanınmalı. 23 Nisanlara hangi mefahir dolu maziden geldiğimiz yansıtılmalı.
Nedense milli bayramlarımız ve kurtuluş günlerimiz, canlarını seve seve vererek o günleri bize emanet eden ecdadımızın ruhunu rencide edecek şeylere vesile kılınmak isteniyor. Bütün bu tertiplerden nelerin hedeflendiğini anlamakta da güçlük çekiyoruz. Tarih boyunca Türk milletini cihangir yapan, medeni kılan, ilimde, teknikte ve siyasette ileri gitmemizi sağlayan cevherden galiba rahatsız olanlar ve gözü kamaşanlar var. Var diye geleceğimizin teminatı yavrularımıza kıymayalım. Bırakalım 23 Nisanları tarihi oluşumuna ve milli espirisine yakışır şekilde yaşasınlar.
Dini ve milli değerlerimizden rahatsız olanlar var ki bugün onlar teker teker ortaya çıkıp, konuşan Türkiye imajından istifade ederek, milletimize geri zekalı diyebiliyorlar, Kendilerinin de dinsiz olduklarını hizmetlerine sunulan ekranlardan açıklayabiliyorlar. Hoş, bu açıklamalar bizim için sürpriz sayılmaz, propaganda unsuru taşımasa bizi de ilgilendirmez. Zaten biz onların öyle olduklarını yıllar öncesinden biliyorduk. Allah’ın hikmetine ba-kınki şu anda kuyruğa girerek "ateist" olduklarını söyleyenlerle yıllarca mücadele eden kalemlerin ve düşünürlerin haklılıkları nasıl ortaya çıkıyor. O günlerin fikir piyasasında onlar "ilerici ve aydın," onlara karşı çıkanlar ise "yobaz ve gerici." Şimdi ise kimin yobaz ve gerici olduğu çok iyi farkediliyor.
Ben bu yazımda birşeyi tenkit etmekten ziyade, kaybolan veya yukarda kısaca ortaya koyduğum düşünür tipler tarafından kaybolması istenen bir şeye dikkat çekmek istiyorum.
O da, Anadoluyu düşmanlardan temizleyen, geride yüzlerce yetim bırakan, ırz ve namusumuzu yabancılara çiğnetmeyen karakter. Ve bu karakteri oluşturan dini ve milli heyecan. Nene Hatunlar, Sütçü İmamlar, Kara Fatmalar ve Hasan Tahsinler... 23 Nisan gibi milli bir günümüzde dünya çocuklarına duyulan sempati sağanağında bu milli ruh kaybediliyor gibi bir endişemiz var. Gerçi bu birazda niyete bağlı. Kaybolmayabilir de. Hatta böylesine güzel bir organizasyonda daha da büyüyerek kendini gösterebilir. Yeter ki biz isteyelim. Mal-zemeyi ve kabiliyeti o istikamette kullanalım. O vakit 23 Nisan bayram şenliklerine katılan çocuklarımız, daha doğrusu bu şenliklerin asıl sahipleri olan yavrularımız, dünya çocuklarının temsilcileri arasında onurla yürürler.
Bugünün ve geleceğin Türk çocuğu milli bayramlarımızda ve kurtuluş günlerimizde Çanakkale, Dumlupınar ve Sakarya savaşlarından birinde şehit düşen dedesinin, amcasının, dayısının ve komşusunun varlığından haberdar edilmeli. Allah korusun bu gidişle ve bu kar-naval kültürüyle Çanakkale, Dumlupınar ve Sakarya savaşlarında can verenleri, Yunanı İzmirde denize dökenleri küçümseyen ve hatta suçlayan bir nesil yetişirse hiç şaşmayalım. Çünkü milli bayramlarda esastan uzak sergilenen görüntü, ruhsuz ve göstermelik nutuklar buna ihtimal verdiriyor.
İşte biz bu sebeple Dergimizin bu sayısını, madem ki yapılmıyor bari biz yapalım diye müteakip sayfalarımızda bulacağımız konulara ayırdık. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dahil, diğer kurtuluş Halit Güler
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Çocuklar ve 23 Nisan’ın Düşündürdükleri

Bugünlerde, 23 Nisanda kutlanacak "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" münasebetleriyle yerli ve yabancı çocuklardan çokça bahsediyoruz. Yabancı çocuklardan o kadar abartılı bahsediyoruz ki kendi çocuklarımızı unutacak ve unutturacak derecede. Üstelik bir de milli günümüz 23 Nisan dünya çocuklarının sevinç günü ve rengarenk kıyafetler folklorik gösterileri haline getirerek. Hem de kendi çocuklarımızı diğer ülkenin çocuklarına benzeterek.
Dünya çocuklarının bu vesileyle Türkiyeye gelmeleri, başkent sokaklarında sevgi gösterileri ve kardeşlik yürüyüşleri yapmaları, ülkemizin propagandası yönünden güzel bir organizasyon. Misafir kaldıkları süre içerisinde ülkemizi tanımış, gösterilen sıcak ilgi ve gönüllerinde oluşan memnuniyet duygusu derecesinde memleketlerine döndükleri zaman Türkiye-den ve Türk çocuklarından sitayişle bahsedecekleri kanaatindeyim.
Bu tarz organizasyonlarda ölçüyü kaçırmamak gerekir. Aksi takdirde 23 Nisan gününün espirisi kargaşalık içerisinde kaybolur gider. Biz onlara ülkemizi tanıtacağız ve çocuklarımızı sevdireceğiz derken, onların ülkelerini tanır ve çocuklarını sever duruma düşeriz. Hoş, yabancı çocuklarını sevmeyelim demek istemiyorum. Onları sevelim ama, kendi çocuklarımızı da sevdirelim.
Öz vatanımızda çocuklarımızın kendilerini, ağır basan yabancı bir kültürün içerisinde buluvermelerine sebep olmayalım.
Tekrar ifade edelim, teşebbüs ve organizasyon gerçekten güzel. Yabancı ülkelerin çocuklarını Türk zevki ve misafirperverliği içerisinde ağırlamak dillere destan çocuk oyunlarımızı onlara tanıtmak, o da güzel. Yalnız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının milli espirisinin kaybolmaması şartıyla!...
Bu milli günümüzün ülkeler arası bir çocuk karnavalına dönüşmemesi kaydıyla.
Her ne şekilde olursa olsun "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" vesilesiyle dile getirilerek, -dile getirilmesi gerekir-şehitlik ve gazilik ruhunu duymaktan ve yaşamaktan çocuklarımız alakonulmamalı. Bu vesileyle bu şans onlara tanınmalı. 23 Nisanlara hangi mefahir dolu maziden geldiğimiz yansıtılmalı.
Nedense milli bayramlarımız ve kurtuluş günlerimiz, canlarını seve seve vererek o günleri bize emanet eden ecdadımızın ruhunu rencide edecek şeylere vesile kılınmak isteniyor. Bütün bu tertiplerden nelerin hedeflendiğini anlamakta da güçlük çekiyoruz. Tarih boyunca Türk milletini cihangir yapan, medeni kılan, ilimde, teknikte ve siyasette ileri gitmemizi sağlayan cevherden galiba rahatsız olanlar ve gözü kamaşanlar var. Var diye geleceğimizin teminatı yavrularımıza kıymayalım. Bırakalım 23 Nisanları tarihi oluşumuna ve milli espirisine yakışır şekilde yaşasınlar.
Dini ve milli değerlerimizden rahatsız olanlar var ki bugün onlar teker teker ortaya çıkıp, konuşan Türkiye imajından istifade ederek, milletimize geri zekalı diyebiliyorlar, Kendilerinin de dinsiz olduklarını hizmetlerine sunulan ekranlardan açıklayabiliyorlar. Hoş, bu açıklamalar bizim için sürpriz sayılmaz, propaganda unsuru taşımasa bizi de ilgilendirmez. Zaten biz onların öyle olduklarını yıllar öncesinden biliyorduk. Allah’ın hikmetine ba-kınki şu anda kuyruğa girerek "ateist" olduklarını söyleyenlerle yıllarca mücadele eden kalemlerin ve düşünürlerin haklılıkları nasıl ortaya çıkıyor. O günlerin fikir piyasasında onlar "ilerici ve aydın," onlara karşı çıkanlar ise "yobaz ve gerici." Şimdi ise kimin yobaz ve gerici olduğu çok iyi farkediliyor.
Ben bu yazımda birşeyi tenkit etmekten ziyade, kaybolan veya yukarda kısaca ortaya koyduğum düşünür tipler tarafından kaybolması istenen bir şeye dikkat çekmek istiyorum.
O da, Anadoluyu düşmanlardan temizleyen, geride yüzlerce yetim bırakan, ırz ve namusumuzu yabancılara çiğnetmeyen karakter. Ve bu karakteri oluşturan dini ve milli heyecan. Nene Hatunlar, Sütçü İmamlar, Kara Fatmalar ve Hasan Tahsinler... 23 Nisan gibi milli bir günümüzde dünya çocuklarına duyulan sempati sağanağında bu milli ruh kaybediliyor gibi bir endişemiz var. Gerçi bu birazda niyete bağlı. Kaybolmayabilir de. Hatta böylesine güzel bir organizasyonda daha da büyüyerek kendini gösterebilir. Yeter ki biz isteyelim. Mal-zemeyi ve kabiliyeti o istikamette kullanalım. O vakit 23 Nisan bayram şenliklerine katılan çocuklarımız, daha doğrusu bu şenliklerin asıl sahipleri olan yavrularımız, dünya çocuklarının temsilcileri arasında onurla yürürler.
Bugünün ve geleceğin Türk çocuğu milli bayramlarımızda ve kurtuluş günlerimizde Çanakkale, Dumlupınar ve Sakarya savaşlarından birinde şehit düşen dedesinin, amcasının, dayısının ve komşusunun varlığından haberdar edilmeli. Allah korusun bu gidişle ve bu kar-naval kültürüyle Çanakkale, Dumlupınar ve Sakarya savaşlarında can verenleri, Yunanı İzmirde denize dökenleri küçümseyen ve hatta suçlayan bir nesil yetişirse hiç şaşmayalım. Çünkü milli bayramlarda esastan uzak sergilenen görüntü, ruhsuz ve göstermelik nutuklar buna ihtimal verdiriyor.
İşte biz bu sebeple Dergimizin bu sayısını, madem ki yapılmıyor bari biz yapalım diye müteakip sayfalarımızda bulacağımız konulara ayırdık. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dahil, diğer kurtuluş günlerimiz-deki zaferleri bize bahşeden ruhu belirgin hale ge-tirmeye çalıştık. Bu ruh hiç ortaya konmadı mı? Elbette kondu. Belki yenilemek veya hatırlatmak istedik demek daha uygun düşer. İstiklâl Savaşını yücelten faktörlerin yanında ağırlıklı olarak din faktörü de elbette var. Bunu inkar etmek mümkün değil. İnkar edebilmek için bu savaşları olmamış kabul etmek gerekir.
Genç ilim adamlarımızdan Doç. Dr. Ali Sarıkoyuncu bu konuyu sizin için yeniden araştırdı. Bu araştırmadan elde edilenleri dergimizin diğer sayfalarında zevkle okuyacaksınız.
Din adamlarımızın "Vurun Kahpeye" filminde canlandırılan, "Hulleci" piyesinde ortaya konan, yüzlerce tiyatro eserinde ve karikatürde hafife alınan uydurma kıyafetli, ürkek şah-siyetli ve kurnaz karakterli tipler olmadıklarını göreceksiniz.
Bu araştırma bu konuda çalışmak isteyenlere de ışık tutacaktır.
Aslında çocuktan ayrı kalmamız, uzak durmamız düşünülemez. Çünkü çocuk, toplumun her kesiminde hayatın her anında ve islam dininin hemen hemen her emrinde vardır.
Çocuğu düşünmeyen veya düşünüpte kirli emellerine alet eden toplumlar yıkılmaya ve çocuksuz toplumlar yerinde saymaya mahkumdur.
Çocuğa yapılacak en güzel iyilik, verilecek en büyük hediye; güzel terbiyedir. Çocuğa güzel ahlakın kazandırılmasında anne ve baba kadar diğer kurumlar da önemlidir. Bu kurumların başında kreşler, anaokulları, çocuk yuvaları, ilk dereceli okullar, parklar, bahçeler, oyuncaklar, çocuk yayınları, çocuk tiyatroları, çocuklara yönelik radyo ve televizyon yayınları, kır gezileri, tatil köyleri gelir. Bütün medeni ülkeler çocuklara yönelik bu eğitim kurumlarını, din ağırlıklı olarak organize etmişlerdir. Biraz daha büyüyünce arkadaşlıklar, çevre spor salonları, tiyatro ve sinema, geziler, yabancılarla münasebetler, yayınlar, gençlerin devam ettiği eğlence yerleri önem kazanır. Görülüyor ki, anne ve babanın dışında çocuk üzerinde müsbet veya menfi tesir icra eden hatta anne ve babanın gücünü ortadan kaldıran pek-çok faktör var. Bunlar iyi olursa çocukta iyi olur. Buralar kötü olursa çocukta kötü yetişmiş olur.
Dünya çocuklarına yönelik 23 Nisan şenliklerini çok güzel organize edenler, Türkiye’de yaşayan çocukların bu şenliklere katılanlardan ibaret olduğunu zannetmemeliler.

günlerimiz-deki zaferleri bize bahşeden ruhu belirgin hale getirmeye çalıştık. Bu ruh hiç ortaya konmadı mı? Elbette kondu. Belki yenilemek veya hatırlatmak istedik demek daha uygun düşer. İstiklâl Savaşını yücelten faktörlerin yanında ağırlıklı olarak din faktörü de elbet-te var. Bunu inkar etmek mümkün değil. İnkar edebilmek için bu savaşları olmamış kabul etmek gerekir.
Genç ilim adamlarımızdan Doç. Dr. Ali Sarıkoyuncu bu konuyu sizin için yeniden araştırdı. Bu araştırmadan elde edilenleri dergimizin diğer sayfalarında zevkle okuyacaksınız.
Din adamlarımızın "Vurun Kahpeye" filminde canlandırılan, "Hulleci" piyesinde ortaya konan, yüzlerce tiyatro eserinde ve karikatürde hafife alınan uydurma kıyafetli, ürkek şah-siyetli ve kurnaz karakterli tipler olmadıklarını göreceksiniz.
Bu araştırma bu konuda çalışmak isteyenlere de ışık tutacaktır.
Aslında çocuktan ayrı kalmamız, uzak durmamız düşünülemez. Çünkü çocuk, toplumun her kesiminde hayatın her anında ve islam dininin hemen hemen her emrinde vardır.
Çocuğu düşünmeyen veya düşünüpte kirli emellerine alet eden toplumlar yıkılmaya ve çocuksuz toplumlar yerinde saymaya mahkumdur.
Çocuğa yapılacak en güzel iyilik, verilecek en büyük hediye; güzel terbiyedir. Çocuğa güzel ahlakın kazandırılmasında anne ve baba kadar diğer kurumlar da önemlidir. Bu kurumların başında kreşler, anaokulları, çocuk yuvaları, ilk dereceli okullar, parklar, bahçeler, oyuncaklar, çocuk yayınları, çocuk tiyatroları, çocuklara yönelik radyo ve televizyon yayınları, kır gezileri, tatil köyleri gelir. Bütün medeni ülkeler çocuklara yönelik bu eğitim kurumlarını, din ağırlıklı olarak organize etmişlerdir. Biraz daha büyüyünce arkadaşlıklar, çevre spor salonları, tiyatro ve sinema, geziler, yabancılarla münasebetler, yayınlar, gençlerin devam ettiği eğlence yerleri önem kazanır. Görülüyor ki, anne ve babanın dışında çocuk üzerinde müsbet veya menfi tesir icra eden hatta anne ve babanın gücünü ortadan kaldıran pek-çok faktör var. Bunlar iyi olursa çocukta iyi olur. Buralar kötü olursa çocukta kötü yetişmiş olur.
Dünya çocuklarına yönelik 23 Nisan şenliklerini çok güzel organize edenler, Türkiye’de yaşayan çocukların bu şenliklere katılanlardan ibaret olduğunu zannetmemeliler.