Makale

SEVGİYİ YAKALAMAK

SEVGİYİ YAKALAMAK

ŞERAFEDDİN ÖZDEMİR

Nefretin, kinin, husûmetin, sevgisizliğin cirit attığı, boy boy yükseldiği bir ortamda yaşıyoruz. Temeli vahye dayalı Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerine mensub bulunan fert ve toplumlar hoşgörüsüzlüğün, sevgisizliğin girdabında boğulurken, esasında ilâhî düşünce bulunmayan Hinduizm, Taoizm, Budizm vs. gibi beşerî din, fikir ve düşünce manzumeleri de mevzubahis edilen 20 nci asrın bunalım ve huzursuzluğunun içerisinde çırpınmaktadır. Ya İslâm?
Sevgi hususunda eşsiz Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.S.), şöyle buyurur: "Müminler, birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir tek vücuda benzerler. Vücudun bir organı rahatsız olursa, öteki organlar da hastalanırlar."(1) Dolayısıyla, Yüce İslâm, sevgi, saygı, merhamet, müsamaha, kardeşlik ve yardımlaşma ilkeleri üzerinde intişar eylemistir.
Gerek Kur’an-ı Kerim’i ve gerekse Hadis-i Nebeviyyeleri incelediğimizde söz konusu umdelerin dinin temeli olduğu görülmektedir. Hal böyle iken, sevgi ve müsamaha yaşandığı ve tatbik edildiği sürece İslâm, en kısa zamanda cihanın orasına, burasına ulaşma imkânı bulmuş, milletler fevç fevç İslâm’ın engin" sevgi ve hoşgörüsünden müstefîd olmuştur. Irklar, renkler, diller, makamlar, mevkiler ön planda tutulmayarak, takva ciheti tercih edilmistir. Ama ne zaman ki, İslâm’ın bu umdeleri rafa kaldırılıp terkedildi. İşte o vakit, kavgalar, kıtallar, hüsranlar, kâbuslar, kaoslar müslümanların bünyesine girmiştir. Görülen odur ki, bu gün, İslâm ülke ve milletleri bir kerre kendi aralarında sevgi ve dayanışma şuurunu kaybetmiş, hızla da kaybetmektedirler. Nüfus açısından bir buçuk milyarı bulan Âlem-i İslâm, "Düşman kardeşler" veya "Birbirine kırgın komşular" rolünü oynadıkları için "Hizmet kervanı" yoluna bidayette olduğu gibi devam edememektedir.
Aynı mes’eleyi fert açısından da irdelediğimiz takdirde, yine istisnaî durumlar hariç, arzu edilen olgunluğu, atmosferi, kardeşliği, muhabbeti göremiyoruz. Öyle garîb hallerle karşı karşıya geliyoruz ki, şahsî kanaatlar, politik mülahazalar, meşrep ve mezhep farklılıkları müslümanların birbirlerine diş bilemelerine, kin beslemelerine, nefret duymalarına neden olmaktadır. Hatta bu işin bir başka çirkin boyutu da şöyle tezahür etmektedir. Farklı politikalar sebebiyle, "Imanlı-lmânsızlık" kavgalarının yapıldığı "Cennetlik-Cehennemlik" çekişmelerinin görüldüğü. "Bizdendir-Sizdendir" polemiklerinin millet bünyesinde yer aldığı müşahede edilmektedir.
Emr-i bil maruf güzelliğinin yerini, sevginin, toleransın yerini maalesef, tecessüs, tenkid, tahkir, tezyif, kınama, nefret duyguları doldurmuş, bu sebeple de birlik beraberlik cephesinde tamiri zor olan gediklerin açıldığı, dirliğin, düzenin yer yer sarsıldığını üzülerek temaşa etmekteyiz. Millet olarak, asırlardır İslâm’a hizmet yolunda koşmuşuz. Bu aziz milletin içerisinden Mevlânâ’lar, Hacı Bektaş-ı Velîler, Yunus’lar yetişmiş, manevî sahalarda, sevgi çağlayanında bizleri coşturmuşlardır. O halde milletçe ne yapalım?
Her şeyden önce milletçe sevgiyi yakalamamız gerek. Özlediğimiz, arzu ettiğimiz sevgiyi yakaladığımız an görülecektir ki, 65 milyonu bulan nüfusumuz, yanı başında boy boy yükselen İslam-Türk Cumhuriyetlerine de meş’ale olup, kem nazarların, çirkin heveslerini kursaklarında koyacaktır. Yeter ki, biz sevelim. Sevgiyi yakalayalım. Klik, ekol, mezheb, meşreb, düşünce farklılıklarını bertaraf edip, insana, insan olduğu için saygılı olursak, yaradandan dolayı insanı sevip-saymasını bilirsek, eminim ki, kaybettiğimiz değerlerin yeniden telafisi mümkündür.
"Benim gibi", "Bizim gibi"
düşünmüyor diye, kaprislere tutsak olmadan, bencilliğe fırsat vermeden sevgi yolunda koşalım. Koşmayanların da, bu uğurda sa’yü-gayret göstermeyenlerin de ellerinden tutmayı ihmâl etmeyelim

(1) R.Salihin. Ter. C.1-S.270.