Makale

Dünden Bugüne Ahmet Yesevi Etkisi

Dünden Bugüne Ahmed Yesevi Etkisi

Şükrü Özbuğday
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

İslâm şeriatine ve Hz. Peygamberin sünnetine sıkı sıkıya bağlı olan Ahmed YESEVÎ’nin; şeriat ile tarikatı kolayca telif etmesi, Yesevîliğin Türkler arasında sür’atle yayılıp yerleşmesinin başlıca sebeplerinden biri olmuştur.

Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında, Ahi, Alp, Abdal gibi ünvanlar taşıyan tasavvuf! tarikat ve teşkilâtların, taze kuvvetler halinde, ardı arkası kesilmeden, Türklerin en müteşebbis kısmını teşkil ettikleri, yerlerini, yurtlarını bırakarak "l’lây-ı Kelimetul- lah" aşkına faaliyette bulundukları, bugün artık bilinen gerçeklerdendir.
Bu dervişlerin bağlı oldukları tarikatların fetihleri başarmak için ordulara yalnız teşkilatlı ve imanlı savaşçı vermekle kalmayıp, misyoner dervişlerin dinî ve sosyal fikirlerin propagandası yolu ile de, halk kitleleri arasında çok aktif bir faaliyet gösterdikleri de tarihi gerçeklerdendir. İçinde bulundukları memleketlerin sosyal bünyesinde ve siyâsî kuruluşunda büyük yenilikler yapmak için, müsait kaynaşmayı yaratmakta; temsil ve fütuhat işlerini kolaylaştırmakta yapıcı bir rol oynadıkları da muhakkaktır. Orta çağ hukukuna karşı yeni bir sosyal nizam ve adâlet görüşü taşıyan esrarlı bir din propagandası şekline bürünen bu misyoner Türk dervişlerin telkinleri, ordularla birlikte ve hatta ordulardan önce fetihlere çıkmış ve karşı tarafı biraz da mâ- nen fethe hazırlamış, hatta fethetmiş bulunmaktaydı.(1)
İşte bu manevî fethi ger- çekleştirenlere, tesir edenlerin başında Hoca Ahmed YESEVÎ gelmektedir. 12. yüzyılda yaşayan Ahmed YESEVÎ’nin, Yesi’de irşada başladığı sıralarda Türkistan’da, Yedisu havalisinde kuvvetli bir İslâmlaşma yanında Islâm ülkelerinin her tarafına yayılan tasavvuf hareketleri de vardı. Medreselerin yanında kurulan tekkeler tasavvuf cereyanının merkezi durumundaydı. Yine bu yıllarda Mâverâün-nehirl kendi idaresi altında birleştiren Sultan Sencer vefat etmiş (1157), Hârizmşahlar kuvvetli bir Islâm devleti haline gelmeye başlamışlardı. Bu uygun şartlar altında, Ahmed Yesevî, Taşkent ve Si- riderya yöresinde, Sey- hun’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan Türkler arasında kuvvetli nufuz sahibi olmuştu. (2)
Şöhreti kısa zamanda bütün Türk dünyasına yayılarak "Hazreti Türkistan" lâkabıyla anılmaya başlamıştı. Yesevîye tarikatı, daha sonra 13 ve 14. yüzyıllarda Anadolu’da kurulan Bayramiyye, Melâmiyye, Bektâşiyye v.s. gibi tarikatlara kaynak teşkil etmiştir.
Hoca Ahmet YESEVÎ’nip, bu geniş ve sürekli nüfuzunu şu sebeplere bağlamak mümkündür:
Eseri olan Divan-ı Hikmetin tetkikinden ve şahsiyetinin teşekkül ettiği çevreden anlaşılacağı gibi, O, ağır, uzak görüşlü, muhakemeli bir Türk mutasavvıfıdır. Ahmed YESEVİ, bu derin görüşüyle, çevresinin ihtiyaçlarını anlamış, onu temine çalışmıştır. (3)
O’nun eserlerinde umumi itikadları sarsacak, hususî imâlara rastlanamaz. Çok geniş bir görüş noktasından, şeriata karşı az-çok dikkatsiz hareket eden büyük bir kısım, Iran sufilerinde mevcut olan fikir ve temâyüller, bu büyük Türk Şeyhinde hemen yok gibidir. Etrafına o kadar çok mürid toplayabilmesinde, şeriat hususundaki bu ihtimam fazlalığı’nın, şerî ilimlerdeki derinliğinin tesiri olduğu gibi, müdafaa ettiği esaslardaki basitlik ve katiy- yetin ve halka az-çok anladığı bir lisanla, alıştığı bir nazım şekli ile hitabetmesinin de çok yardımı olmuştur.(4) O’nun etrafına Buhara ve Semerkand’da veya Horasan şehirlerinde olduğu gibi. Iran dil ve edebiyatına vakıf, o âdetler ile ülfet etmiş da- nişmendler değil, Islâmiyete yeni fakat çok kuvvetli rabıtalarla bağlanmış saf, sade Türkler toplanmıştı; bu yüzden Arap ilmini ve Acem edebiyatını tabii pek iyi bilmekle beraber, mûridlerine anlayabilecekleri bir dil ile hi- tabetmek mecburiyetinde bulundu. Iran harsı dairesinde kalan başka sufiler gibi, Farsça ile yazacağına, Türkçe’yi kullandı ve sülük âdâbı- nı Arapça, Farsça bilmeyen Türk dervişlerine anlatmak için, yine Türklerin halk edebiyatından alınmış basit şekillerle ahlâkî ve tasavvufî manzumeler yazmıştır. (5)
Yeseviliğin, Türkler arasında bu kadar yayılmasının bir sebebi de, inanç ve tarikat âdâbında, Türklerin milli kültür, örf ve âdetlerine uygun taraftar bulması idi. Ahmed YESEVÎ’nin şiirlerinde Orta- Asya Türk halkının sevdiği hece veznini ve sade dili kullanması da bunu göstermektedir.^)
Ahmet YESEVÎ, tıpkı mürşidi Yusuf Hemedânî gibi, Hanefî mezhebinde bir fakih bir şeriat âlimi olduğundan, şeriatle tarikatı daima kaynaştırmış, dini tekâlife karşı dikkatsizliğin tarikat âdâbıyle uyuşamayacağını neşr ve telkine çalışmıştır. (7)
Ahmed YESEVÎ, devrinin birçok din âlim ve mutasavvıfı gibi belli bir sahada kalmamış, inandıklarını ve öğrendiklerini çevresindeki yerli halka ve göçebe köylülere anlatabilecekleri bir dil ve alıştıkları şekillerle aktarmaya çalışmıştır. Bir mürşid ve ahlâkçı hüviyetiyle onlara şeriat hükümlerini, tasavvuf esaslarını, tarikatının âdap ve erkanını öğretmek. Islâ- miyeti Türklere sevdirmek, Ehl-i sünnet akidesini yaymak ve yerleştirmek başlıca gayesi olmuştur.
Islâm şeriatine ve Hz. Peygamberin sünnetine sıkı sıkıya bağlı olan Ahmed YESEVÎ’nin; şeriat ile tarikatı kolayca telif etmesi, Yeseviliğin Türkler arasında sür’atle yayılıp yerleşmesinin başlıca sebeplerinden biri olmuştur. (8)
Ahmed Yesevî altmış üç yaşına geldiğinde geleneğe uyarak, tekkesinin avlusunda mûridlerine bir çilehane hazırlatıp, vefatına kadar burada ibâdet ve riyâzetle meşgul olmuş ve ölünceye kadar buradan çıkmamıştır. Aşağıdaki dörtlüklerinden, bunu Hz. Peygambere olan aşkından dolayı yaptığını yorumlayanlar da vardır:
Timur, Yesi’de medfûn olan Ahmed YESEVÎ’nin kabri üstüne devrin mimarî şaheserlerinden olan bir türbe yapılmasını emreder. Birkaç yıl içinde tamamlanır ve türbe camii ve dergâhı ile bir külliye halini alır. Ahmed YESEVÎ’nin türbesi civarına gömülmek bozkır göçebeleri için ayrı bir değer taşır. Bu sebeple birçok kişi daha hayattayken, türbe civarında toprak satın alarak ağaca asılır ve bahara kadar bekletilir; bahar gelince götürülüp, Ahmed YESEVÎ’nin türbesi civarına defnedilir.(IO) Asırlar esnasında birçok hükümdarlar O’nun türbesini ziyaret ettikleri gibi şâirler, onun kudsiyetini terennümden hiçbir zaman geri durmamışlardır. Bugün hâlâ Türkistan’ın çeşitli yerlerinden akın akın gelerek Hoca Ahmed YESEVÎ’nin kabrini ziyaret etmektedirler. Bu kabir dâima ziyaret edilirse de, bilhassa senede bir defa, zilhicce’nin onunda fevkalâde merâsimle sufiler halvete girerler. Son senelere kadar beş-altı bin kişi sırf bu maksatla toplanırlardı.(11)
Ahmed YESEVÎ, edebî şahsiyetinden ziyâde, fikrî şahsiyetiyle, tarihî hayatından ziyâde menkıbevî hayatıyla Orta Asya Türk dünyasının en büyük ismidir. Onun gibi geniş bir sahada ve asırlarca tesirini devam ettirebilmiş bir başka şahsiyet gösterebilmek mümkün değildir.

1- Fetihlerle Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması; Doç. Dr. Mehmet ŞEKER, D.I.B. Yayınları Ankara 1991 Sh. 118
2- T.D.V. Islâm Ansiklopedisi; C.2; Sh. 150-161
3- Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar; Ord. Prof. Dr. Fuad KÖPRÜLÜ, D.I.B. Yayınları Ankara, 1991;Sh.76
4- a.g.e. Sh. 76
5- a.g.e. Sh. 75
6- Meydan Larousse, C:1; Sh. 185
7- Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar; Ord. Prof. Dr. Fuad Köprülü, Sh. 75
8- T.D.V. Islâm Ansiklopedisi; C:2; Sh. 161
9- A. Rıza Aksoy (Merhum) Konya Yüksek Islâm Enstitüsü Edebiyat Dersi Notlan; 1975
10- Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar; Sh. 86; T.D. V. Islâm Ansiklopedisi; C:2 Sh. 160
11-Fuad Köprülü a.g.e. Sh. 8485

(Bugünkü Türkçe ile)
Güçlü tanrım kudretle şöyle bir baktı,
Sevinç duyup, yer altına girdim işte
Garip kulun dünyasından geçti gitti,
(Bir) dost olup, yer altına girdim işte.
Zikreyledim, şükreyledim, hakk’a taptım,
Deli oldum, ayıplandım, candan geçtim.
Ondan sonra birlik şarabından damla tattım.
(Hz. Muhammed’le) hemdem olup, yer altına girdim işte.
Yaşım altmış üçe vardı, bana bir günden az geldi,
Eyvâh, yazık Tanrı nerde? Gönlüm kırık,
Yer üstünde "Sultan benim" dryerek ululandım,
Gamla dolup, yer altına girdim işte.
Başım toprak, tenim toprak, özüm toprak,
Yandım, yandım olamadım asla ap-ak,
Hak vaslına varam deyip rûhum müştak,
Zemzem olup, yeraltına girdim işte. (9)