Makale

SALAT-U SELAM SANA EY RESUL

Merhaba

SALAT-U SELAM
SANA EY RESUL

Kainatı var eden ve insanoğlunun emrine veren yüce Rabbi-miz, yaratıkların en şereflisi olarak vasıflandırdığı insanın dünya ve ahiret mutluluğunu elde edebilmesi için, yine kendi içerisinden seçtiği Peygamberler görevlendirmiştir. Bütün Peygamberler insanlığı, bir olan Allah’a ve tevhid inancına davet etmişlerdir. Bu, Kur’an-ı Kerim’in diliyle bize hayat veren bir davettir. Zira Kur’an-ı Kerimde; "Ey insanlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Rasulüne uyun. Ve bilin ki. Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız" buyrulmaktadır. (Enfal, 24)
Hiç şüphesiz ki, Yüce Rabbimizin insanlığa Peygamberler göndermesi, biz mü’minler için büyük bir lütuftur. Allah’ın ayetlerini, hikmeti, doğruyu, iyiyi, güzeli bizlere onlar anlatmışlar ve mutluluğa giden yolu bizlere yine onlar göstermişlerdir. Bunun içindir ki, Kur’an-ı Kerim’de bir çok yerde Allah’a itaat, Peygamberlere itaatle birlikte zikredilmiştir. "Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan) kendilerini temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur." (Al-i İmran, 164) Ayet-i kerimeside Peygamberler gönderilmesinin, bizler için ne kadar büyük bir lütuf olduğunu apaçık ortaya koymaktadır.
Bizler, iyiyi kötüden ayırt etmeyi, birbirimizi sevmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, ahlâkın güzelliklerini, dürüstlüğü, doğruluğu kısaca erdemli her davranışı alemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.)’in tebliğ ve tavsiyelerinden öğrenmedik mi? Hoşgörünün en mükemmelini, insana saygının en yücesini, şefkat ve merhametin sınır tanımayan boyutunu, adaletin en güzel tatbikatını, her şeyin en iyisini onun mübarek hayatlarında görmedik mi? Peki böyle bir Peygambere ümmet olmak bizim için lütuf değil de nedir?
Doğan oğlumuza Ahmet, Mehmet, Mustafa; kızımıza Gül ismini, O’na sevgimizin bir nişanesi olarak biz vermedik mi? Bahçemize, evimizdeki saksımıza rengarenk gülleri O’na olan muhabbetimizden dikmedik mi? Yüreğimizin sesini gözyaşı ile ıslattığımız sayfalara mısra mısra "Na’t" olarak dökmedik mi? Sırf O’nu anlatıyor diye sevincimizde ve hüznümüzde mevlid merasimleri tertipleyip, şefaatini umarak bu duygularımızı paylaşmadık mı? Sınırda nöbet tutan askerimize, vatan için şehadet şerbeti içmeye hazır erimize Mehmetçik adını biz vermedik mi? Evet bütün bunları biz yaptık. Bu hasletlerimizle Millet olarak birlikte sevindik, birlikte ağladık.
Kur’an bize O’nu anlattı. Hadislerinden O’nu anlamaya çalıştık. O’nu anlatmak için cilt cilt kitaplar yazdık, bu kitapları kütüphanemizin en nadide köşelerine özenle yerleştirdik. Hatiplerimiz, vaizlerimiz, yazarlarımız, şairlerimiz hep O’nu anlattılar. Kutlu Doğum Haftaları, Sempozyumlar, Paneller düzenlendi O’nun yüce hatırasına, O anlatıldı. Anlatılmaya da devam edilecek, edilmeli de. Çünkü bugün her şeyden daha çok buna ihtiyacımız var. Sadece anlatmaya veya dinlemeye değil, aslında O’nu anlamaya ve tanımaya ihtiyacımız var. Getirdiği evrensel mesajı, bütün yönleriyle algılamaya muhtacız bugün.
Millet olarak O’na sevgimizde, hürmetimizde eşsiz örnekler vermişiz. Ancak bugün İslâm alemine baktığımızda O’nu anlattığımız kadar anladığımızı söylemek mümkün değil. Dinin yeniden yükselen değer olduğu dünyamızda insanlık yeni arayışlar peşinde koşarken, İslâm alemi kendisi ile mücadele içerisinde. Bölünmüşlüğün, parçalanmışlığın dayanılmaz acısını her ülke kendi içerisinde yaşıyor. Hoşgörü ve sevgi dini olan İslam’ın müntesipleri, dünya gündeminde şiddet ve terör imajıyla tanınıyor veya tanıtılmak isteniyor. Zaman zaman İslâm adına sert, hoşgörüsüz, üslupsuz verilen mesajlar İslâm’ı böyle tanıtmak isteyenlerin işini kolaylaştırmıyor mu? Halbuki, Kur’an’da rahmet Peygamberi; "O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandı ıı! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi." (Al-i İmran,159) şeklinde anlatılmaktadır.
"Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir."
(Tevbe,128) İlahî buyruğu, şayet O’nu anlamaz ve bu yüzden sıkıntıya düşer isek, canımızdan çok sevdiğimiz Peygamberimizi nasıl inciteceğimizi hatırlatmıyor mu?
Evet O’nu anlamaya bugün daha çok muhtacız demiştim. O’nu anlamak demek, getirdiği evrensel mesajı anlamak demektir. O’nu anlamak demek, tavsiyelerine uymak demektir, O’nun gibi yaşamak demektir. Uygar toplumların gerisinde kalmak değil, bu toplumlara yaşantımızla, davranışlarımızla örnek olmak demektir. Aksi halde yaptığımız sadece, ama sadece anlatmak olur.
"Kutlu Doğum"un manevî ikliminde geleceğin bizim için daha aydınlık olmasını Yüce Mevla’dan diliyor, Salat-ü Selam O’na, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.S.)’ya olsun diyorum. Hoşça kalınız.
Harun ÖZDEMİRCİ