Makale

KAİNATIN EFENDİSİ’Nİ ANARKEN

Başyazı

KAİNATIN EFENDİSİ’Nİ
ANARKEN

“Tinet-i Pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme,
İktidâ kılmış tarik-i Ahmed-i Muhtâr’e Su”
Fuzulî

Kâinatın Efendisi, son peygamber, en büyük mürşid ve en büyük insan Hz. Muhammed Aleyhisselam’ı, O’nun milâdi takvime göre dünyayı şereflendirmelerinin yıldönümü olan 20 Nisan’da bir kez daha büyük aşk ve bağlılıkla anıyoruz. Son yıllarda Türkiye Diyanet Vakfı’nın organizasyonu ve katkılarıyla geniş katılımlı olarak kutlanmakta olan Velâdet-i Nebî, milletimizin zihninde ve kalpgâhında asırlardan beri derin bir sevgi ve coşku ile çağlamakta olan bir aşk kaynağının kuvveden fiile çıkması nevinden bir aksiyonu temsil etmektedir. Son iki asırda büyük kültürel değişimler geçirmiş, pozitivzm taassubunun etkilerini yaşamış olan ülkemizde, dine, İslâm’a ve Resülüllah’a olan bağlılık ve saygının artarak devam etmesi; O ’nun insanlığın hakiki kurtarıcısı ve Cenâb-ı Hakkın Evrensel Mesajı ’mn ebedî tebliğcisi olmasının isbatıyla birlikte; necip ve fedakâr milletimizin Hakk’a ve hakikate olan sarsılmaz bağlılığının da göstergesi olarak yorumlanmalıdır.
Doğru, fıtrî, erdemli ve tabiî olanı insanlığa bildirmek, Hak ve batılın arasını birbirinden ayırt etmek, kâinatın en şerefli ve üstün yaratığı olan insanoğlunu kendisine layık olan seviyede muhafaza etmek için, seçkin kullar olan peygamberler aracılığıyla beşeriyete iletilen İlâhî mesajlar, insanların hiçbir zaman kendisinden müstağni kalamayacağı yüce ve kudsî tebliğleri ihtivâ etmektedir. Son iki asırda belirli medeniyetler üzerinde egemenlik kurmuş olan materyalizm ve pozitivizmin çökmeye başlamasıyla birlikte Komünist blokta ve Batılı ülkelerde din’e dönüş temâ- yüllerinin ortaya çıkması da bu evrensel-fıtrî gerçeğin önemini ortaya koymaktadır. Kültür ve medeniyetlerin doğuşunda ve gelişmesinde peygamberlerin tebligatının ve onların toplumlara yerleştirdikleri üstün haslet ve değerlerin müstesna bir yeri vardır. Bütün tahrifata ve özden sapmalara rağmen, kültür ve uygarlıklarda İlâhî vahyin eserlerinin parıltılarım ve henüz küllenmemiş izlerini görebilmek mümkündür. Özellikle yüce gayelere erişmek, nefsânî hevâ ve arzulara sed çekmek, zulme ve haksızlığa karşı çıkmak, zorluklar ve engeller karşısında Yüce Yara- tıcı’ya sığınmak, kalbi ve vicdânı karartan kirlenmeler karşısında nefis muhasebesi yapmak vb. faziletli davranışlar; peygamberler aracılığıyla bildirilmiş olan İlahî tebligatın insan yaratılışında yerleştirdiği olumlu etki ve hasletlerdir. İnsanlar peygamberler silsilesi içinde, en geniş ve kapsayıcı mesajı ile çağlar üstü bir niteliğe sahip bulunan Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın tebliğatına çok şey borçludur.
Bu gerçeği İslâm Şairi Mehmet Akif ne güzel ifade ediyor,
“Medyûn O’na cemiyyeti, medyun ona ferdi,
Medyundur O mâsuma bütün bir beşeriyyet”
Aklın sadece zihnî faaliyetten, zekânın öğrenmekten, hakikatin somut vâkıadan ibaret olmadığını kavrayabilen insanoğlu, billûrlaşan idrak ve kavrayış yeteneği sayesinde gerçeklere ulaşmada çok yönlü kabiliyet ve hassasiyetlerini kullanarak yeni bir aydınlanma dönemine girebilecektir. Bu yeni dönemde Allah’ın kitabı mutlak ölçü; ufuk insan ve son peygamber Hz. Muhammed ise mutlak rehber ve numûne-i imtisaldir. Bu sayede İlahî vahiy ve bilimler insanlığa yeni ufuklar açacaktır.
Bizzat Resulü Ekrem Efendimiz, Veda Haccı esnasında, insanlığın kurtuluşu için mutlak şart olan bu iki temel kaynağı işaret buyurdular:
“Size öyle bir şey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsanız, katiyyen sapıklığa düşmezsiniz.
Onlar, Allah’ın Kitabı (olan Kur’an) ve benim Sünnetimdir.”
Kur’an ve Sünnet-i Muhammediyye, biri İlâhî mesaj, öbürü de o mesajın mahalli ve tebliğcisi olan yüksek, şanlı zatın örnek ve ideal hayat tarzı, davranış bütünlüğü olarak bütün müslümanların iki temel ölçüsüdür. Dinî hükümlerin ve ilimlerin temeli de bu iki kaynaktır.
Bütün müslümanlar hangi mezhep ve meşrepte olurlarsa olsunlar, Kur’an-ı Kerim’i ve Sünnet-i Muhammediyye’yi kendilerine mutlak gerçek ve ölçü olarak kabul etmişlerdir. Geçmiş asırlarda haber-i vâhid türünden rivayetler konusunda titiz ve eleştirel bir tavır takman muhakkik bilginler bile genel ve mutlak anlamda Sünnetin önemini ifade etmişler, Hz. Peygamber’in hüküm koymak, emretmek ve yasaklamak konusundaki yüksek konumunu tasdik, kabul ve ikrar etmişlerdir.
Başkanlık olarak önümüzdeki dönemde, özellikle yeni Din İşleri Yüksek Kurulu’nun teşkilinden sonra Hz. Peygamber’in nübüvveti, müttefekûn aleyh hadisler, mütevâtir hadisler konusunda yeni eserler hazırlama ve neşretme cihetine gideceğiz. İlk dönemlere ait bazı eski hadis mecmualarını da tahkikli ve izahlı olarak neşre hazırlayacağız.
Üç ayda bir neşretmekte olduğumuz Diyanet (İlmî) Dergimizin, 2000 yılında yeni bir “Hz. Muhammed Özel Sayısı” hazırlaması için, daha şimdiden çalışmalara başlanmalıdır. Batı Dünyası’mn 2000 yılını Hristiyanlığın üçüncü bin yılına giriş olarak kutlamaya hazırlandığı bir süreçte, biz Resülüllah’ın evrensel peygamberliğini ve vahyini yeniden gündeme oturtmalıyız.
Salât Ona, Selâm Ona
Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkam