Makale

HACC, İSLAM’IN BEŞ ESÂSINDAN BİRİDİR

HACC, İSLAM’IN BEŞ ESÂSINDAN BİRİDİR

Dr. Esat KILIÇER

اِنَّ اَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذ۪ي بِبَكَّةَ مُبَارَكاً وَهُدًى لِلْعَالَم۪ينَۚ

ف۪يهِ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ اِبْرٰه۪يمَۚ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ اٰمِناًۜ وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ اِلَيْهِ سَب۪يلاًۜ وَمَنْ

كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ

Al-i İmran, âyet 96-97. “Şüphesiz âlemler için, çok feyizli ve aynı hidâyet olmak üzere, konulan ilk ev (ma’bed) elbette Mekke’de olandır. Orada apaçık alâmetler, İbrâhim’in makamı vardır. Kim oraya girerse (taarruzdan) emîn olur. Ona bir yol bulabilenlerin Beyti hac (ve ziyâret) etmesi Allâh’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilsin ki, doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.”

Hadis imamlarından Buhârî’nin rivâyet ettiğine göre, Allâh’ın Resûlü “Müslümanın yapacağı iki Ömre arasındaki günâhları affedilir, ka­bule lâyık olan haccın (hacc-ı mebrûr) karşılığı ise ancak Cennet’tir.” buyurmuşlardır, ömre, ihramlı olarak Kâbe’yi tavaf ve sa’y ile yapılan ve traş olmakla veya saçı kısaltarak tamamlanan “küçük hacca” verilen isimdir. İslâm’ın temellerinden beşincisi olan haccın, diğer ibâdetlerde bulunmayan bir kısım özellikleri içine aldığını, akl-ı selîm anlamakta gecikmez. Çünkü ibâdetlerimizin herbiri ya kulluğumuzun gereği olarak veya Allâh’ın bize verdiği nimetlerin şükrünü yerine getirmemiz için em­redilmiştir. Hacc ibâdetinde ise, hem kulluğun hem de nimetlerin şükrü­nün açıklanması vardır.

İhram giymiş olan müslümanların hepsi hacc esnâsında aynı yor­gunlukları duymakta, evlerindeki rahatlığı terkederek Allâh’ın huzûrunda alçak gönüllülüğün en cardı örneğini vermektedirler. İbâdetlerimizin bir kısmı bedenle ilgili, diğer bir kısmı ise zenginlikle ilgili bulunmakta­dır. Hacc ibâdeti ise bu iki çeşidi bir araya getirmiştir. Çünkü hacc gö­revi, mükellef olan kişiye, ancak yeterli malı olduğunda ve sağlık duru­mu da elverdiği zaman farz olmaktadır. Bu duruma göre, haccı yerine getirdiğimizde sağlık ve zenginlik gibi iki nimetin şükrünü ödemiş ol­maktayız.

Hacc ibâdeti esnasında yapılacak işlerin yorgunluk ve meşakkati ge­rektirmesinden re müslümanların kendi ülkeleri ile Hicaz arasında bir hayli uzaklık bulunmasından dolayı, yüce Allah’ımız, —erkek olsun ka­dın olsun— her kulun üzerine hayatında ancak bir kerre haccetmeyi farz kılmıştır. Kul, bu görevini, onu yapmaya kudreti olduğu zaman yerine getirir, Allah’ın elçisi, sevgili Peygamberimiz; “Hacc ömürde bir kerredir, fazla yapılan haclar sevap kazanmak içindir.” buyurmuşlardır.

Kâbe, yüce Allâh’a, insanların ibâdet etmeleri için yapılmış ilk ibâ­det evidir. Kâbe, içinde isminin anılması ve yüceltilmesine Allah’ın izin verdiği mabetlerin en şereflisidir. İslâm’dan Önce, tâ Hz. İbrâhim (A.S.) zamânındanberi insanların Kâbe’ye hürmet etmeleri ve onu yüceltmeleri Kâbe’nin mübârek oluşunun bir delilidir. Arap Yarımadası’nın her yö­nünden insanlar gelirler, hacc mevsiminde Kâbe’yi tavaf ederler, ondan bereket alırlar ve Kâbe’nin Allah’ın mukaddes evi olduğuna inanırlardı.

İslâm dini geldiği zaman, Kâbe’ye gösterilen hürmet ve onun yüceli­ği bir kat daha artmıştır. Yeryüzünün her köşesindeki müslümanlar Kâ­be’ye hürmet ettiler ve namazlarında onu kıble yaparak o tarafa yönel­diler. Yüce Allah da onu ziyâret etmeyi, gücü yetenler üzerine farz kıldı ve böylece mü’minin imânının kuvvetini gösteren bu ibâdet İslâm’ın beşinci esâsı oldu.

Haccın müslüman milletler için dînî, sosyal ve ahlâkî birçok fayda­ları vardır. Hacc, yolculuğu gerektiren bir ibâdettir. Bu temiz topraklara sefere çıkan her müslüman, yolculuğu süresince mukaddes yerleri, de­delerimizin yaptığı mübârek eserleri gördüğü gibi, kalbi de îmân ve sağ­lam inançlarla dolar.

Hacc, diğer müslüman milletlerle tanışmaya, anlaşmaya, yardımlaş­maya onlarla olan ilişkilerin kuvvetlenmesine vesîle olur. Böylece din kardeşlerinin kalpleri birbirine yaklaşır, birbiriyle anlaşırlar, kendi ya­rarlarına olanı bilirler ve aralarındaki anlaşmazlıkların nasıl giderilece­ğini de öğrenirler.

Hacc ayları; Şevval, Zilka’de ve Zilhicce’nin ilk on günü olmak üze­re üç aydan ibârettir. Hacc, yol emniyeti olmak şartıyla, erginlik çağına ulaşmış, sağlıklı olan ve gerekli servete de sahip müslümanlar üzerine farz olan bir ibâdettir.

Haccın farzları ikidir: Birincisi Arafât’da durmak, İkincisi Kâbe etrâfında ziyâret tavâfını yapmaktır.

Arafat, Mekke-i Mükerreme’ye yakın bir dağın adıdır. Hacılar, bu dağ üzerinde ve onun eteklerinde Zilhicce’nin 9. günü olan Arefe günü­nün öğle vaktinden Bayramın birinci gününün fecir vaktine kadar orada bulunarak bu zamanı, Allâh’ın huzûrunda ibâdetle O’nu zikretmek ve O’na dua etmekle geçirirler.

Haccın vâcibleri şunlardır: Mîkat denilen yeri ihramlı, yâni niyetli olarak geçmek, Safâ ve Merve tepeleri arasında sa’y etmek, ve bu gidiş-gelişlere Safâ’dan başlamak, (özrü olmayanlar sa’yi yürüyerek yapar­lar). Hacc merâsimi esnasında, Minâ adlı yerde Şeytanı taşlamak, kur­ban kesmek ve tıraş olmak veya saçlarını kısaltmak, Kurban bayramının birinci günü, tanyerinin ağarmasından sonra ve güneş doğmazdan önce Müzdelife adlı yerde durmak. Ziyaret tavâfını Kurban bayramı günlerin­de yapmak.

Hacc veya Ömre ibâdetini yerine getirmek için Mekke’ye giden müslümanların ihrâma girmek zorunda oldukları yerlere Mîkat adı verilmiş­tir. Bütün coğrafî bölgelerden gelecekler bu dört Mîkata veya onların hizâsına geldiklerinde ihramlı olarak buralardan geçmelidirler. Hazreti Peygamber, Medineliler ve o cihetten gelecek olanlar için Zülhuleyfe’yi, Şamlılar için Cuhfe’yi, Necitliler için Karni Menâzil’i ve Yemenliler için de Yelemlem denilen yeri mîkat olarak tâyin etmiştir, isimlerini zikret­tiğimiz yerlerle Mekke arasında yaşayan müslümanlar ve Mekkeliler ise, haccetmek istedikleri yerde ihrâma girerler.

Zülhuleyfe, Medine’ye daha yakın olup Mekke’ye olan uzaklığı on konaktır. Peygamberimiz, Harem-i Şerîf’e büyük hürmette bulunmak ve çok sevap kazanmak amacı ile Zülhuleyfe’den ihrâma girmişlerdir.

Necit yönünden Mekke’ye gelecek olanların ihrâma girme yeri olan Karnı Menâzil, Minâ’ya yakın bir mesafede ufacık bir dağdır. Yemenli­lerin Mîkadı olan Yelemlem ise, Mekke’nin güneyinde, Yemen yolu üze­rinde Tihâme dağlarının en büyüğünün adıdır.

Suriye, Türkiye, Mısır, Kuzey Afrika gibi ülkelerden gelecek hacıla­rın mîkat yeri olan Cuhfe, Mekke ile Medîne arasında, bugün harap du­rumda olan bir köydür. Bugün Râbîğ diye bilinen kasaba, onun yakının­da bulunduğu için Cuhfe’nin yerini almış olup, ondan geçenler veya de­niz yoluyla onun hizâsına gelenler orada ihrâma gireceklerdir.

Hacc ibâdetinin bir çok sünnetleri de vardır: Bunların bir kısmım şöylece sıralayabiliriz: ihram giyerken yıkanmak veya abdest almak, iki rek’at namaz kılmak, tutunacağı iki parça ihrâmın yâni (ridâ ve izâr) ın beyaz ve yeni olması, güzel koku sürünmek, ihramı giydikten sonra sesini orta derecede yükselterek çokça (Lebbeyk, Allâhümme lebbeyk, Lebbeyke lâşerîke leke Lebbeyk. înne’thamde ve’n-ni’mete leke ve’l-mülke Lâ şerîke lek) diyerek telbiyede bulunmak, bu telbiyeyi her başla­yışta üç kerre söylemek. Peygamber Efendimiz’e salevât getirmek, yüce Rabbimize duâ etmek, Mekke-i Mükerreme’ye girmek için yıkanmak, Ka­be’yi gördüğünde dilediği duâyı etmek, hacc ayları olmasa bile, taşradan gelenlerin “Kudüm tavaf”ını yapmaları, tavafın çok yapılması, Zilhicce’nin yedinci günü Öğle namazından sonra Mekke’de hutbe okunması, (bu hutbede müslümanlara hac ibâdeti anlatılır). Zilhicce’nin sekizinci günü güneşin doğmasından sonra Mekke’den Minâ’ya çıkmak, Zilhicce’nin 9. günü güneşin doğumundan sonra Minâ’dan Arafat’a çıkmak (imam

o gün Arafat’ta ikindi namazım vakti girmeden önce, öğle namazı ile be­raber kılar, namazdan önce hutbe okuyup, hutbesinde mü’minlere, Arafe ve Müzdelife duruşlarını ve daha sonra, bayram günlerindeki şeytan taş­lamalarını, kurbanı, ziyâret tavâfım ve tıraş olmayı anlatır) Arafat’ta ve Müzdelife’de Allâh’a yalvarış ve yakarışlarını huşû’ ve göz yaşları ile yapmaya çalışmak, kendisi, ana ve babası ve bütün müslüman kardeşleri için dünya ve âhiret işlerinde duâ etmek, güneş battıktan sonra ağır ağır Arafat’tan inmek, Müzdelife’ye gelerek bayram gecesi orada kal­mak, bayram sabahı Minâ’ya gelerek ve bayramın üç gününde orada kalmak, şeytan taşlamayı bayramın birinci günü güneşin doğumu ile öğ­le vakti arasında, diğer günler ise öğle ile güneşin batması arasında yap­mak, bayram gününde de bir hutbe okunup, hacc ibâdetinin geriye kalan menâsiki anlatılır. Mekke’ye gelip tavaftan sonra namaz kılıp bol bol zemzem suyundan içmek, (Zemzem’i içerken ayakta durup Kâbe’ye yö­nelmek gereklidir.) Saydığımız sünnetlerden başka hacc ibâdetinin, bir çok müstahabları, yâni yapıldığında sevap kazanılacak amelleri de var­dır.

Peygamberimiz’den, İslâm’ın emrettiği hacc ibâdeti hakkında şu ha­dîsi şerif rivâyet edilmiştir: “Hacc ibâdeti esnâsında, gereksiz sözler söylemiyerek ve Allâh’ın emirlerinden çıkmayarak haccım yapan kimse, hacdan, annesinin kendisini doğurduğu gün gibi günâhsız olarak evine döner”.

Kendilerine hacc farz olup ta hacca gidecek kardeşlerime, Peygam­berimizin bahsetmiş oldukları gibi bir hac yapmalarını dilerim.