Makale

Barış MANÇO - GÖRÜNÜŞE ALDANMAMALI.. O DIŞ GÖRÜNTÜNÜN ALTINDA BAZEN CEVHERLER GİZLİDİR…

GÖRÜNÜŞE ALDANMAMALI.. O DIŞ GÖRÜNTÜNÜN ALTINDA BAZEN CEVHERLER GİZLİDİR…

Röportaj: Halil KAYA

BARIŞ MANÇO

“Konserlerime Allah’ın selamı ile başlayıp, Allah’a emanet olun diye uğurlarım…”

Sayın Barış Manço, hayata hazırlanmanızda ailenizin etkisi oldu mu?
Ben müslüman anne ve babanın çocuğu olarak 1940 ve 1950’lerin terbiyesi ne ise ona göre yetiştirildim. İyi bir aile terbiyesi aldım. Dini terbiyenin temelini de ailemden aldım. Sonuçta inançtan olan, vatanını, milletini, insanları seven birisi oldum.
Dünyanın bir çok ülkesini gezdiniz. Farklı insanları, farklı yaşayış biçimlerini gördünüz. Bunu değerlendirir misinizi
Evet, Kuzeyden-güneye, doğudan-batıya çok ülke gezdim. İnsanlar artık gelip geçici akımlara fazla itibar etmiyorlar. Tarihlerine, kültürlerine yöneliyorlar.
İslâm ülkelerini nasıl görüyorsunuz!
Gezdiğim İslâm ülkelerinde, İslâm farklı-farklı uygulanıyor. Bunların çoğuna göre biz çok iyiyiz. Ülkemizde insan, insan olarak değerlendirilmekte, kadın-erkek ayırımı yapılmamaktadır. Gerçek de böyle olmalı. Çünkü biz Allah’ın eşit kullarıyız.
Sizin ilgiyle izlenen "Adam olacak çocuk" ve "ikinci kahvaltı" adlı programlarınız var. Bunlardan "İkinci kahvaltı" programını seyrederken görüntünün üzerine "Bu program Ramazan’dan önce çekilmiştir." şeklinde bir yazı yazdınız. Bu da bazı basın organlarınca eleştirildi. Sizin bundan amacına ne idil
Bunu tamamen o insanların İnançlarına saygımdan yaptım. Düşünün, o programı seyrederken o beyefendinin veya hanımefendinin tanıyanları eğer programın Ramazan’dan önce çekildiğini bilmiyorsa oruç tutmadıkları gibi bir kanaate varacaklar. Bu da onların mahcubiyetine sebep olacaktır. Halbuki bu programlardan maksadım, o insanların toplumda daha saygın bir yer edinmelerine katkıda bulunmaktır.
İnsanların günümüzde çok şekilci ve ön yargılı olduklarını görüyoruz. Bu konuda ne diyeceksiniz?
Aslında bütün dinlerin ortak değerleri, iyi insan yetiştirmektir. Gözleri görmeyen ve cevizi tanımayan iki insandan birine dalından koparılmış, yeşil kabuklu bir cevizi versek onu ısırdığında cevizi acı, ekşi bir meyve olarak algılayacaktır. Diğerine de yeşil kabuğu soyulmuş cevizi versek onu ısırdığında sert kabuklu bir meyva olarak algılayacaktır. Halbuki cevizin kabuğunu kırdığımızda farklı bir meyve ortaya çıkmaktadır. Bu örnekte de olduğu gib şeklî görünüşlerle insanlar değerlendirilmemeli, ondan etkilenmemen.
Dinî konulara nasıl bakıyorsunuz?
Dinî konulara güleryüzle giriyorum. Ucuz kahramanlık peşinde değilim. Milyonlarca müslümanın kıblesi olan, Hicaz’ı-, Arafarj, Minası, Kâ-besi, Medinesi ile değişik bir üslûpla anlatayım istedim. Suud Makamları müsade etmediler. Ben de onun yerinde bir kolleksiyon buldum. "Türk ressamların gözüyle Kabe" diye onu yayınladım.
İnsanlar yaptıkları işin sorumluluğunu idrak edemiyorlar. Bir örnek de Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Saadet Dairesi’nden vermek istiyorum. Çekim için özel izin aldık Kurşun mühürler söküldü. Hırka-i Saadet odasına girdik Orada baktım, rahleye konulmuş olan Kuran matbu bir eser. Gerek cilt, gerek baskı olarak sanat değeri yok Böyle mübarek böyle kutsal bir yerde, gönül ister ki o rahleye el yazması, sanat değeri olan bir Kuran konulsun.
Sizin bir de Besmeleli ağaç olayınız var...
Benim amacım tabiatın güzelliklerini sergilemek Yoksa Allah’ın gücünü ispat gibi bir* niyetim olamaz. Çünki Allah’ın buna ihtiyacı yoktur. Bunu Mahmut Ozakkaş Hoca çok iyi ifade etti. "Tabiat Sayfası" diye...
Konserlerinize başlarken ve bitirirken konsantrasyonu nasıl sağlıyorsunuz?
Ben her gece konsere başlarken izleyicileri "Allah’ın Selâmı" ile karşılar, bitirirken de "Allah’a emanet olun" diyerek uğurlarım. Bu bana o mutluluğu yaşatan Allah’a bir şükür ifadesidir. Bir Maradona her gol atışında istavroz çıkarıyor. Dininin sembolü olan haçı simgeliyor. En ünlü sanatçılara bakın, hepsinde haç işareti var. Ben düşünüyorum. Müslümanların niye bir sembolü olmasın. Çünkü çağımızda şekil de gerekiyor. İnsanlar inançlarını belirtmeli.
Aslında inançsız insan olmaz. Düşen uçakta, batan gemide herkes dindar olur. Bu hareketler önemli. Kalbe ve beyne yasak konamaz.
"Adam olacak çocuk" fikri nereden aklınıza geldi? Özellikle 0-6 yaş grubunu neden seçtiniz?
Herkes bu dünyaya bir görevle geldi. İnsanlar bunun farkında olmalı. Ben de bu anlayışa 30 sene önce vardım. Zamanı gelince de başladım. Bu bana Allah’ın bir lûtfudur. Çünkü en güzel şey, çocuklara verilen mesajdır. Onların beyinleri her türlü kötülüklerden habersiz, dosdoğrudur. Sevgili Peygamberimizin de bu konuda "Çocuklarla çocuklasın, büyüklerle bü-yük olun" gibi yüce bir tavsiyesi var.
Teknoloji ilerledi, uydu antenlerle dünya TVleri evlerimize geldi. Bunun kültürümüze, milli değerlerimize bir zararı olur mu?
Biz bin yıldır Türk’üz, eğer 4 porno filim bizim ahlakî değerlerimizi bozacaksa bozsun. Çünkü bizim kültürümüz, bizim inancımız dünyaya örnek olmuştur. Biz samimi ve gayretli olursak böyle suni şeyler bizim inancımıza, kültürümüze tesir etmez
Dış ülkelerdeki çekimlerinizde ilginç anılarınız olmuştur. Örnek verebilir misiniz?
Afrika’nın ortalarından bir ülkede çekim yapıyordu. İlkel bir kabileyi görüntüleyecektik Müslüman olan kabile mensuptan bizim müslüman olduğumuz öğrenince çok şaşırdılar. Çünkü hayatlarında hiç beyaz müslüman görmemişler. Bize olağan üstü ilgi gösterdiler. Onların gözünde, sadece zenciler müslüman olabilir imajı yerleşmiş. Buna çok üzüldüm. Müslüman ülkeler, İslâmiyetin anlatılması konusunda gerekli hassasiyeti gösteremiyorlar.
Sizde Allah sevgisi nasıl bir şey?
Ben Allah’tan korkmuyorum. Allah’ı çok seviyorum. Sevgi ve korku karıştırılmamalı. Allah çarpar, Kur"an çarpar gibi ifadeler yanlış şeyler. İnsanı ya elektrik çarpar, ya araba çarpar. Allah’ın insanı çarpması söz konusu olamaz.
Yerli TV programlarında veya sinema filmlerinde dinî inanç konusu pek işlenmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
Ameri ka’da/Hollywood’da 1950’den beri bir slogan, bir kural var. "Leave it, love it" Yani "Ya sev, ya terket" Bunun sonucunda her Amerikan filminde Amerikan bayrağı ve kilise, haç olmak zorundadır. Bunun aksini hiç bir zaman göremeyiz. Bu iki unsur Amerikalı-ların kalbinde ve beyninde canlanır. Bunlardan birinin eksik olması durumunda Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkar. Bizde ise bunun tam tersi, bu unsurları işlemeyi bir aşağılık kompleksi sayıyorlar.
Sayın Barış Manço, istikbali nasıl görüyorsunuz?
Şunu gururla söyliyebilirim ki, ben gençlerimize güveniyorum. Onlar 2000’li yıllarda eğitimle ilgili büyük hamleler yapacaklar. Dünyaya örnek millet olacaklar. Bana öyle geliyor ki 2000’li yıllarda dünya dine dönecek İnsanlar inançlarını korkmadan, severek ifade edecekler.



ULVİ ALACAKAPTAN
İçinde bulunduğu karanlık ortamdan sıyrılarak gerçeği gören ve hidayete eren Tiyatro sanatçısı UM ALACAKAPTAN, ’Yeni bir Hayat" diye adandırdığı bu büyük mutluluğa nasıl erdiğini şöyle özetliyor:
"Şimdiye kadar huzursuz olduğum hayattan sıkıntı duydum. Bunun tek sebebi var: Sen Allah’ı inkar ediyorsun. Allah’ı bul, kurtul! Çok az bir vakiin var! diye içimden yükselen bir sestir. Bunu etrafıma anlatmak çok zordu. Ankara’da birlikte kaldığım arkadaşlarımdan ayrılıp otel değiştirdim. Ve bir mealli Kur"an-ı Kerim, bir hadis kitabı, bir de Namaz Hocası aldım. 1984’ün Ramazan ayı yaklaşıyordu. Bir yandan Kuran mealini okuyup tetkik ediyor, bir yandan da namaz kılmayı öğreniyordum. Bütün bunlar olurken tabii bir de günlük davranışları-mı düzeltmek zorundaydım. İçkinin, kumarın haram olduğunu biliyordum. Bunlan hemen bıraktım. Hidayetimdeki ana duygu, hayatın anlamını düşünmekti...’
CENK KORAY
Milyonlarca insanın TVden nükteden anlatımı, sempatik yönü ve şairliği ile yakından tanıdığı Cenk KORAY da ’Yeni bir Hayata başlayanlardan. KORAY, bir zamanlar Allah’ı inkar ettiği için nasıl bunalıma girdiğini; içinde bulunduğu bu bunalımlı ve sıkıcı hayattan nasıl kurtulduğunu şu sözlerle anlatıyor:
"Gelişme çağında çevremdeki insanların ve sol içerikli yayınların etkisiyle Allah’ın varlığı konusunda şüpheye düştüm. Daha sonra, Ne yapayım? diye düşündüm. Bizzat kendim arayıp bulmaya karar verdim. Hemen bir Kutan-ı Kerim aldım, okudum.
Dünyanın dönmesinden tutun da, yuvarlak olduğuna, polen tozundan oksijenin yokluğu sebebiyle yukarılarda insanın nefes alamayacağına kadar... bütün bilgiler açıklanıyordu. Bıra-kın o devrin insanının, günümüz insanının bile henüz bulamadığı bilgilerin yer aklığını görünce, artık Allah’a olan inancımı bir temele oturttum. Yani ben Allah’ı bilmiş oldum, dine yöneldim.’
ALİ ERCAN
Eski Bestekâr ve Halk Müziği Sanatçısı olan Ali ERCAN, 18 sekbanlar şehidliği yanında oturduğu, pencereden baktığında Şehzadebaşı ve Süleymaniye Camilerini gördüğü ve ezan seslerini duyduğu halde yıllarca bataklıkta çırpındığını söylüyor ve şunları ilâve ediyor:
"Düşünüyorum da o günlerden ne kaldı ki elimde? Cılız alkışlarla ve fani zevklerle beslenen bir zavallı hayat... Düşündükçe ’oh’ dedirten değil, ’ah’ dedirten bir perişan mâzi!... İşte o bunalımlı günlerden birinde idi. Bir rüya gördüm. Rüyanın etkisiyle birden yataktan fırladım. Vücudumun ürperişleri o an da duyduğum sabah ezanıyla tanıştı. Ruhum kanatlanmış gibiydi. Bilebildiğim kadarıyla abdest aldım ve büyük bir heyecanla Şehzadebaşı camiine koştum. Ağlıyordum. Ağzım hâla akşamki içkinin kokusunu taşıyordu ama, gözyaşlarım günahlarımı yıkıyor gibi geldi bana...’

CANAN CEYLAN
Canan CEYLAN ise, sahneden mabede gelmiş olan eski bir film yıldızı!. Dindar bir ailenin çocuğu olmasına rağmen 12 yaşında iken karşı karşıya geldiği ailevî problemler onu sahneye kadar götürmüş. Çevirdiği ilk filmden sonra yakınları tarafından tehdit edilmiş. Ölüm korkusuyla yaşayan CEYLAN, korunmak için yarım yamalak ezberlediği dualar okuyormuş. Canan Hanım, o günlerde bir rüya görmüş. Dönüm noktasını teşkil eden bu rüyayı şöyle anlatıyor:
"Rüyamda kıyamet kopuyordu. Dünya fokur fokur kaynıyor, herkes bir yerlere sürükleniyordu. Yerler yanlıyor, seller etrafı kaplıyordu. Ben de sellere kapıldım. ’Boğuluyorum!’diye bağırdım. ’-Sen Âyetel Kürsiyi çok okudun, boğulmazsın dediler. Hemen Ayetel Kürsiyi okumaya başladım. Böylece hem kurtuldum, nem de sele kapılan başkalarını da kurtarmaya çalıştım. O sırada güneş batıdan doğuyordu ve simsiyahtı. Uyandığımda hâla korku içindeydim. Kalktım başımı örtüp namaz kıldım. Bu hadise, dönüşümün en önemli başlangıcıdır."

KUDRET ŞANDRA
Eski dans öğretmeni ve film yıldızı olan Kudret ŞANDRA da Canan CEYLAN gibi problemli bir ailenin çocuğu.
13 yaşından sonra sıkıcı, bunaltıcı ve insanı karamsarlığa i-ten bir ortamda bulmuş kendini...
Şöhretin zirvesine tırmandığı yıllan anlatırken: ’-Maddi bakımdan çok tatmin olduğum ve şöhretimin zirvesinde bulunduğum yıllarda devamlı bir maneviyat boşluğunda çırpmıyor-dum.’ diyor ve hidayete erişini şöyle dile getiriyor: ’Seneler geçtikçe düşünmeye başladım. Yıllardan beri ne yaptım? diye kendi kendime sordum. Yeşilçam’ın bütün çirkinliklerini tattım. Fakat bir türlü ruhî bunalımlardan kurtulamayarak huzursuzluk içinde bocalayıp durdum. Nihayet, niçin yaratıldığımı ve insanla hayvanı ayıran farktan düşündüm. İnsanla hayvan arasındaki farkın muhasebesini sakin bir kafayla yapınca uyandım. Zaten annemin yaşadığı dini hayatda beni etkiliyordu. Gördüğüm bazı rüyaların da yolumu düzeltmeme yararı oldu.’
Bir insanın öz benliğine dönmesi, karanlık dünyalardan gün aydınlığına çıkması, bataklıklardan sıyrılıp düzlüğe kavuşması, çarpık fikir ve düşüncelerden arınıp hidayete ermesi ne büyük mutluluk değil mi?
Karanlık dünyalarda yaşadıkları için gözleri ve gönülleri kararan ve kurtuluş içinde çırpınıp feryad eden insanların da hidayete ermeleri dileğiyle...

(Yeniden Doğanlar, V.VAKKASOÖLU. İst. 1990)



“HERKES BU DÜNYAYA BİR GÖREVLE
GELDİ..
İNSANLAR
BUNUN FARKINDA
OLMALI.. DEĞİL Mİ?..”