Makale

Neden Suç İşliyorlar "Mehmet Yaşar HACIOĞLU" İle Söyleşi

NEDEN "SUÇ" İSLİYORLAR?

ÇOCUK ISLAH EVLERİ, toplum için bir "kayıp" gibi görülen "suçlu" çocukları topluma ve ailelerine "kazanılmış" gençler olarak iade eden eğitim kurumlan. Çeşitli sebeplerle suça itilen çocuklar, ıslah evlerinde bir taraftan işledikleri suçun cezasını çekerken, diğer yandan da yeni bilgiler, yeni beceriler kazanıyorlar. Kişiliklerini geliştiriyor ve geleceğe daha güvenli olarak bakmasını öğreniyorlar.
Peki, bu çocuklar neden suç işliyorlar? Suça itilen çocuklarla ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Savcısı ve Çocuk Islah Evi Mümessili Mehmet Yaşar hacioğlu ile arkadaşımız Dilaver AYDIN görüştü:

Efendim, siz burada suç işlemiş çocuklarla meşgulsünüz, onları tekrar topluma kazandırmaya çalışıyorsunuz. Peki, bu çocukların suç işleme sebepleri üzerinde durabilir m/y/z?
Neden mi suç işliyorlar? Biliyorsunuz, çocuk yaşadığı toplumun bir parçası. Onu toplumun kurallarından soyutlayamazsınız. Toplumdaki hastalıklar fertlere de sıçrar. Ne var ki, fertlerin yapılarına göre değişik oranda etki yapar. Suçun işlenmesinin sebepleri çok değişiktir. Suçun patolojik olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi, sosyal çevrenin etkili olduğunu, kültürel ve manevi* değerlerin eksikliğinden meydana geldiğini ileri sürenler olmuştur. Bilinen odur ki, insanın suç işleme sebepleri farklıdır. Hiç bir sebep, suçun yalnız başına işlenmesine yetmemektedir. Doğuştan gelen faktörler vardır. Ayrıca, fizyolojik ve psikolojik yapı da suç işlemeyi etkileyen sebeplerdir. Şurasını da ifade edeyim ki suç sadece ekonomik sebeplerle işlenmemek-tedir. Eğer öyle olsaydı, sadece fakir ailelerin çocuklarının hırsızlık yapması gerekirdi. Dosyaları incelediğimde gördüm ki. zengin aile çocukları da basit hırsızlık suçları işlemektedir. Demek ki suçun işlenme sebebi tek değil. Doğuştan gelen etkenler, çevreden gelen etkenler ve kişinin ruhsal yapısı suç işlenmesinin başlıca sebepleridir.
Peki, suç işlemede ailenin rolü ne ölçüdedir?
Aileyi ben çevre içinde düşünüyorum. Doğuştan gelen sebepler de aileden geliyor. Çocuk kan davalarının yaygın olduğu bir çevrede yetişiyorsa, ailesinden ve çevresinden gelen telkinler altında kalacaktır. Bu suçu işlemediği takdirde toplumda bir eziklik duyacak görevini yapmamış olmanın mutsuzluğunu yaşayacaktır. Burada çocuk belli bir istikamette güdülenmek-te, suça hazırlanmaktadır. Çocuk istememiş olsa bile, toplum tarafından yavaş yavaş suça itilmektedir. Suç, bir ceza kuralının ihlalidir ve hazırlık hareketler vardır. Aile, bu hazırık döneminde çocuğuna müdahale edebilir.
Anne-baba sevgisinden ve şefkatinden mahrum çocukların topluma bakışları farklı oluyor. Mutlu aile çocukları ile mutsuz aile çocuklarının topluma bakış açıları değişiktir. Bundan üç yıl önce bir çocuk yanıma geldi ve:
- Sava baba, dedi. Beni kapalı cezaevine gönder.
Sebebini sorduğumda şunları söyledi:
- Ben her an firar edebilirim. Gece uyandığım zaman lavaboya gidiyorum. Orada şehire bakıyorum, ışıklı pencerelerin ardında mutlu insanların yaşadığını düşünüyorum. Sonra da, ben niye mutsuzum, diye düşünüyorum. Onun için ben her an firar edebilirim. Ne olur baba, beni kapalı cezaevine gönder de kaçmayayım.
Bu çocuk üzerinde psikolog arkadaşlarım tarafından terapi uygulandı. Bu düşüncesinden vazgeçti.
Suç işleyen çocukları nasıl bir eğitime tabi tutuyorsunuz?
Çocuk Islah evlerinde çocuklar fevkalâde güzel eğitilmektedir. Eğitim faaliyetlerimiz, teorik ve uygulamalı olarak yapılmaktadır. Teorik alanda klasik derslerimiz var. İş alanında da uygulamalı çalışmalar yapılıyor. Çocuklar buraya gelince onları teste tabi tutarız. Hangi iş kolunda başarılı olacaksa, ona göre iş veririz. Marangozlukta, kunduracılıkta, terzilikte, oto tamirciliğinde veya tornacılıkta çalışır çocuk Giderken de, piyasadaki ustalarla rekabet edebilecek ölçüde usta olur. Hayatını kazanır, aile yuvasını kurar. Sorumluluk duygusu güçlenir.
İstiyoruz ki, buraya gelen çocuklarımız yuvasını kursun ve mutlu olsun. Ona aile sorumluluğu da verelim, vatan ve millet sevgisini aşılayalım. Çocuğumuz, Devlete karşı olan sorumluluğunu da kazansın.
Çocuklara daha çok neler tavsiye ediyorsunuz?
Onlarla bir araya geldiğimizde, şahsiyetli olmalarını tavsiye ederim. Kendileri hakkında yalnız kendilerinin karar vermesi gerektiğini, anne-babalarının yönlendirmelerini de, kendi mantıklarından söylerim. Onlara. "Cezaevine düşersen kendin yatacaksın, öbür dünyada kendin yanacaksın. Annen ve babandan kültürlü olmalısın. Onların zayıf yanlarından yararlanıp suç işledikten sonra anneni babanı suçlama. Yaptığın işin yasalara, ahlâk kurallarına uygun olup olmadığına kendin karar ver, kendin düşün" diyerek onların kişilik sahibi olmalarına yardıma olurum.
Çocuklarımızın suça itilmemeleri için ne yapalım
Bu konuda yapılması gereken epeyce şeyler var. önce biz, halk yığını olmaktan, millet olma bilincine ulaşmalıyız. Millet fertleri arasındaki bağlar güçlü olur. Kurtuluş Savaşında bunu gördük
Bugün hırsızlık suçu her yerde işlenmektedir. Ama, ceza gören pek azdır. Belki suçların %5’i ancak ceza görüyor. Bugün vergi mükelleflerinin kaçta kaçı vergisini tam vermektedir? Vergi kaçakçılığı da suçtur. Ancak takibi yapılamıyor. Suç işleyenler de mahkûm edilemediği için, toplumda dürüst insan olarak dolaşıyor.
Söylediklerimizi özetleyecek olursak her şeyin başında eğitim geliyor. Eğitim, tarihî gelişme süreci içinde devam eden bir olgudur ve modem dünyada öğretimin önünde yer almaktadır. Eğitime hız vermeli, toplumsal ve tarihî değerlerimize sahip çıkmalıyız. Çocuklarımızı, ayırım yapmadan, bir millet olmanın gururu ve şuuru içinde yetiştirmeliyiz. Kaderde, tasada ve kıvançta ortak olan bir milletin çocuktan olarak onları aynı düşünce ile yetiştirmemiz gerekiyor.
Son olarak şunu da söylemek istiyorum. Çocuklarımız buradaki cezalarını çekip toplum içine girdiklerinde horlanmamalı, ayıplanmamak Zira hatasız insan yoktur. Herkes hata yapabilir. Bu çocukların suç işlemesinde payı olan toplum, onların yeniden topluma kazandırılmaları için, üzerine düşen görevi yapmalıdır, yapmak zorundadır.


İSLAM NE DİYOR?

Dinimize göre "Evlat edinmenin hükmü" nedir?

Evlat edinme iki şekilde düşünülebilir:
a) Evlat edinen kimsenin, evlat edindiği çocuğu, kendi nüfusuna kaydettirmeksizin, sırf maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak için himayesine almasıdır.
Bu tür evlat edinmenin dinde herhangi bir sakıncası yoktur. Hatta İslâmiyet, öksüz ve yetim çocukların bu yolla korunma altına alınmasını daima teşvik etmiş ve bunun son derece sevaptı bir iş olduğunu vurgulamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) iki mübarek parmağı ile işaret ederek:
" Ben ve yetime bakan kimse, cennette şöylece beraberiz’’buyurmuştur.
Bu şekilde himaye edilerek büyütülen çocuk, büyütenin dinen öz N çocuğu, hükmünde olmadığından, onun mahremi ve mirasçısı olamaz. Fakat kendisine hibe ve vasiyet yoluyla mal bağışlanması caizdir.
b) Bir kimsenin evlat edindiği bir çocuğu, kendi nüfusuna kaydederek veraset, mahremiyet ve diğer konularda, öz çocuğuyla bir kabul etmesidir.
İslâmiyet, cahiliye döneminde de uygulanmakta olan bu tür evlat e-dinmeyi yasaklamıştır. O dönemde evlat edinme veraset sebeplerinden sayılmaktaydı, evlat edinilen kişi de evlat edinenin öz çocuğu gibi görülürdü, İslâmiyet,"... Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir..." (Ahzab, 4), "Evlatlıkları babalarına nisbet edin, bu Allah katında en doğru olandır. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız bu takdirde onları din kardeşi ve dostlarınız olarak kabul edin..."(Ah-zâb, 5) ayetleriyle evlatlığın öz çocuk hükmünde tutulmayacağını vur-^ gulamış, ayrıca "... Allah’ın kitabına göre akraba olanlar (varis olma bakımından) birbirlerine daha uygundurlar..." (Enfâl, 75) ay etiyle de onun mirasçı olamayacağı hükmünü getirmiştir.
Sonuç olarak, evlat edinenin mahremi ve mirasçısı olmak üzere evlat edinilmesi dinde caiz görülmemiştir. Fakat kişinin; bir öksüz ve yetimi, ana baba sevgisinden mahrum bir çocuğu, himayesine alarak güzelce yetiştirmesi, hayata kazandırması anlamındaki evlat edinmesinde ise; bir sakınca olmadığı gibi aksine bu, dinde sevabı çok olan amellerden kabul edilmiştir.
Muzaffer Şahin
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı