Makale

ÇEKTİKLERİMİZ HEP DİLİMİZ YÜZÜNDEN

Dr. Durak PUSMAZ / Haseki Eğitim Merkezi Müdürü

ÇEKTİKLERİMİZ HEP DİLİMİZ YÜZÜNDEN

İnsan eşref-i mahlûkat olarak yaratılmıştın. Yaratıkları en şereflisidir. Diğer canlılarda olmayan birçok özelliklere ve güzelliklere sahiptir. İnsanın bu güzel özelliklerinden biri de konuşma kabiliyetine sahip olmasıdır. Allah Teâlâ insanın bu özelliğine dikkatimizi çekerek söyle buyurmuştur: “Çok merhametli olan (Allah) Kur’an-ı öğretti. İnsanı yarattı ve ona beyanı öğretti.(1)
Ayette geçen “beyan” dan maksat insanın, içindeki duyguları ve düşüncelerini dili ile konuşarak ifade etmesidir. Dil, Allah’ın insanlara lütfettiği büyük bir nimettir. Konuşma dil ile olur. İnsanlar birbirleriyle dilleri vasıtası ile anlaşırlar, insan meramını dili ile anlatır. Allah’ın kelamı Kur’an dil ile okunur. Allah’a dualar, niyazlar, yalvarışlar, yakarışlar hep dil ile yapılır. Peygamberler Allah’tan aldıkları emirleri insanlara dilleriyle tebliğ etmişlerdir. Va’zlar, nasihat- lar, irşatlar dil ile yapılır. Acı ile tatlı, dil vasıtasıyla anlaşılır. Su halde dil insana bahsedilen büyük bir nimettir. İnsanın ne olduğu da dilinden anlaşılır. Nitekim ünlü düşünür Şeyh Sa’di şöyle der:
"Ey akıllı zat, ağız içindeki dil nedir? Hüner sahibinin hanesi
nin anahtarıdır. Bir dükkanın kapısı kapalı olunca o dükkanın sahibi cevahirci midir, yoksa çerçi midir bilinmez."(2)
Ancak dilimiz sözü edilen güzelliklere vasıta olabildiği gibi, kötü çirkin şeylere de vasıta olabilir. İnsana düşen görev dilini güzelliklere kullanıp, kötülüklerden koruması ve men etmesidir. Bu hususta bazı noktalara dikkati çekmek istiyoruz:

Diline Sahip Olmak
Dinimiz insanın diline sahip olmasını, lüzumsuz, kötü ve çirkin sözler söylemekten kaçınmasını emretmiştir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:
“İnsanın sağında ve solunda bulunan iki alıcı melek yaptıklarını kaydetmektedir. İnsan hiç bir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyici hazır bir melek bulunmasın.” (3) Demek ki insanın sağında ve solunda iki melek devamlı hazır bulunmakta, yapmış olduğu her fiilini ve ağzından çıkan her sözünü kaydetmektedir. Nitekim ayetin tefsirinde Amr b. Zer Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’den şu hadisi rivayet etmiştir: “Allah, her söz söyleyenin dilinin yanındadır. Kul, Allah’tan korksun ve söylediği sözlere dikkat etsin.” (4)
Öyle ise insan, diline sahip olmalı, kendine dünya ve ahirette zararı dokunacak çirkin sözlerden kaçınmalıdır, ilahi hikmeti gereği her şeyi yerli yerinde yaratan yüce Allah insana, diline sahip olabilmesi için gerektiğinde çenesini kapatma kabiliyeti vermiştir. Nitekim Beled suresinde şöyle buyrulur: “ Biz insana iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?” (5)
Göz ve kulak iki adet yaratılırken dilin bir tane olmasının elbette bir takım hikmetleri vardır. Yüce Rabbimiz hiçbir şeyi hikmetsiz yaratmamıştır. Bunun hikmeti her halde insanın konuşmaktan çok, dinlemeye ve görmeye ihtiyacının olmasından dolayıdır. Bunda insanın az ve öz konuşması, faydalı şeyler konuşması ve çirkin sözlerden kaçınması gereğine de işaret vardır. Yüce Allah, faydalı şeyler konuşması için insana akıl vermiş, fikir vermiş, ayrıca diline hakim olması için de iki dudak vermiştir. Tasavvufta insanın diline sahip olması hususunda çok durulmuş ve dilin susması; dünya kelamı konuşmamakla, kalbin susması da Allah’tan başka bir şeyi düşünmemekle olur, denilmiştir.
Aile içindeki geçimsizlik ve huzursuzluğun, dostlar arasındaki dargınlık ve kırgınlığın altında yatan önemli sebeplerinden biri de insanların dillerine sahip olamamalarıdır. Çoğu kez düşünmeden insanın ağzından dostlarını kıracak bir şey çıkar, daha sonra insan buna pişman olur; fakat is isten geçmiştir, geri alınması mümkün değildir. Nitekim ünlü düşünür Feridüd- din Attar bu hususta dikkatimizi çekerek söyle der:
Dünyada dört nesne vardır, ey oğul!
Giderse gelmesi değildir me’mul.
Söylenen söz ile yaydan çıkan ok,
Geri çevrilmez buna imkan yok.
Sonra vuku bulan kaza ve kader,
Neden ibaretse hayır ve ser.
Dördüncüsü zayi ettiğin ömür,
Bu da geri gelmez eyle tefekkür.

Gerektiğinde Sukut Etmek
Sükûttan maksat faydasız sözün terkedilmesidir. insan konuşacaksa hayır söylemeli, din ve dünyası için yararlı sözler sarfetmeli, yoksa susmalıdır. Yüce Peygamberimiz : “Allah’a ve Resulüne inanan kimse güzel ve yararlı söz söylesin veya sükût etsin.”(6) buyururken bu hususa dikkati çekmiştir.
Allah, büyükleri o yüce makamlara hep dillerine sahip olmak suretiyle ulaşmışlardır. Nitekim bir şair bu hususta şöyle der:
“Kelâmın fıdda ise, sükût eyle olsun zeheb,
Ehl-i keramet kerâmâtı sükût ile buldular hep.”(7)
Evet, sükût etmek yerinde olursa altın gibi kıymetli olur. Yoksa her sukut kıymetli değildir, bazen zararlı da olur. Nitekim haksızlık karşısında susulmaz. Hadis-i şerifte, “Haksızlık karsısında susan dilsiz şeytandır.”(8) buyrulmuştur. İranlı ünlü düşünür Seyh Sa’di Sirâzî de şöyle der: “Akıllı kimseler katında sükût edeb ise de, lüzumu takdirinde söylemek gerekir. iki şey akıl hafifliğine delalet eder: Söylenecek yerde susmak, susacak yerde söylemek."(8)
İnsanın hep susması dilin yaratılışına da aykırıdır. Allah insanların devamlı susmalarını isteseydi dillerini yaratmazdı. İnsan, içindeki güzel duygu ve düşünceleri başkalarına aktarıp onlarla paylaşmalıdır. Şâir ne güzel söylemiş:
Sineden elsineye sıçramayan mani-i saf,
Benzer ol nakde ki bîsut yatar mahzende.
Sahabe içerisinde güzel Kur’an okumakla temayüz eden Ebû Mûsa el-Eşa’rî (r.a.)’dan şöyle rivayet edilmiştir: Ashab:
“* Ya Rasûlellah! İslâm’da hangi amel daha faziletlidir?” diye sordular.
Efendimiz:
Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsenin amelidir.” buyurdu. (9)
Bir de insan neyi, ne zaman söyleyeceğini bilmelidir. Her söz, her doğru her zaman söylenilmez. Söyle bir olay anlatılır: Şam’ın ileri gelenleri halifenin huzurunda bir meseleyi konuşuyorlarmış. Yanlarında Araplar arasında güzel konuşmakla, aklının üstünlüğü ve dirayetiyle meşhur olan Ahnef de varmış. Ona niçin sukut edip konuşmadığı sorulunca, gerçekten çok düşündürücü şu ilginç cevabı vermiş: “Eğer yalan söyleyecek olsam Allah’tan, doğru söylesem sizden korkarım."(10)

İnsan Ne Çekerse Dilinin Çeker
İnsanlar dünya ve ahirette ne çekerlerse hep dilleri yüzünden çekerler.
Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şeriflerinde: “İnsanlar cehenneme yüzükoyun ancak dilleri yüzünden atılırlar.” (11) buyurmuştur.
Suffe ehlinden olup şair ve hatip olan, Hz. Peygamberin yanından ayrılmayan ve ona hizmetten şeref duyan Ukbe b. Amir (r.a.)’dan şöyle rivayet edilmiştir: Peygamber Efendimize:
Ya Resûlellah! Kurtuluş nedir?” diye sordum.
Dilini tut, bos vakitlerini evinde geçir, hatana ağla (tevbe et).” buyurdu.
Ebû Saîd el-Hudrî [r.a.) da Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Adem oğlu sabah kalkınca bütün azaları diline söyle uyarıda bulunurlar: “Bizim hakkımızda Allah’tan kork. Şüphesiz biz sana bağlıyız. Şayet sen doğru olursan biz de doğru oluruz. Sen eğitilir, hata yaparsan biz de hata yaparız.” (13)
“Tûtîyi küftârıdır eden kiriftâr-ı kafes” denilmiş. Yani papağanı kafese hapsettiren hep o konuşma meziyyeti, daha doğrusu gevezeliğidir. Bunun gibi insanın basına da ne gelirse daima dili yüzünden gelir. Onun için atalarımız: “Dil ebsem, bas esen” demişlerdir. Yani kisi diline sahip olursa, basını belaya sokmamış olur.

Az ve Öz Konuşmak
Bazı insanlarda çok konuşma hastalığı vardır. Durmadan konuşurlar, hatta yanlarında bulunan insanlara hiç söz sırası, konuşma fırsatı vermezler. Konuştukları şeyler de genellikle lüzumsuz olup cevizin kabuğunu doldurmaz. Oysa hüner çok konuşmakta değil, az ve öz konuşmaktadır. Onun için "hayru’l-kelâmi mâ gaile ve delle: Sözün en hayırlısı az ve öz olanıdır.” denilmiştir. Peygamber Efendimizin özelliklerinden biri de “cevâmiu’l-kelim/az ve öz söyleme kabiliyeti’nin kendisine verilmiş olmasıdır. “(141 Allah dostları da az ve öz konuşmaya dikkat ederler. Nitekim gönlün paslanmaması için tasavvufta üç sey tavsiye edilir: Kılletü’t-taâm, kılletu l-menâm ve kılletü’l-kelâm: yani az yemek, az uyumak ve az konuşmak.
Hz. Ömer: “Çok gülenin heybeti azalır, çok konuşanın hatası da çok olur.” demiştir.
Bir atasözümüzde: “Çok konuşan, çok yanılır.” denilmiştir. Başka bir atasözünde de: “Çok mal haramsız, çok söz yalansız olmaz.” denilmiştir.
İmam Mâvercfı der ki: “Söz söylemenin birtakım şartları vardır, konuşan kimse bunlara dikkat etmezse hatadan kurtulamaz. Bunlar dört tanedir:
a- Sözü, ya bir fayda elde etmek, ya da bir zararı defetmek gibi gerektiğinde söylemek.
b- Sözü, fırsatını kollayıp yerinde söylemek.
c- Uzatmadan ihtiyacı kadar kısa ve öz söylemek.
d- Ne söyleyeceğine dikkat edip seçerek söylemek.
Söz söyleyen kimse bu dört şarttan birini bozarsa diğerlerinin de üstünlüğünü zayıflatmış olur.”(15)

Güzel Söz Söylemek
İnsan elinden geldiğince tatlı dilli, güzel sözlü olmaya çalışmalıdır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de söyle buyuruyor:
“Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti. O ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvelerini verir. Allah insanlara misaller veriyor ki öğüt alsınlar. Çirkin söz ise toprağın üstünden sökülüp atılmış, kararsız kötü bir ağaca benzer.”’16)
“Kullarıma söyle! Sözün en güzelini konuşsunlar. Sonra şeytan onları bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır.”’’17)
“İzzet ve şeref isteyen kimse bilsin ki izzet, bütünüyle Allah’ındır. Ona ancak güzel sözler yükselir. Onları da iyi ameller yükseltir.” (18)
Peygamber Efendimiz de: “Güzel söz sadakadır.” ,(19) buyurmuştur.
Hz. Ali (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s.):
“Cennette öyle köşkler vardır ki içinden dışı, dışından içi görülür.” buyurmuş. Hz. Ali:
Onlar kimin için yâ Resû- lellah?” deyince Resûllah [s.a.s.]: Tatlı dilli olan, insanlara yemek yediren, oruç tutmaya devam eden, geceleyin insanlar uykuda iken namaz kılanlar içindir.” buyurmuştur. (20)
Görüldüğü gibi Allah ve Rasûlü bizleri tatlı dilli olmaya, güzel söz söylemeye sevk etmektedirler. Peygamber Efendimiz tatlı dilli, güler yüzlü, hoş sözlü idi.

Dil Yarası
Buna rağmen öyle insanlar vardır ki dilleriyle etrafındaki insanları yaralayıp, incitirler. Hiç unutmamak lazımdır ki, dil yarası kılıç ve mızrak yarasından daha ağır ve daha tesirlidir. Nitekim Hz. Ali [r.a.]: “Mızrakların açtığı yara iyi olur fakat dil yarası iyi olmaz.” demiştir. (21) Atalarımız da benzer bir ifade ile: “Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez.” demiştir.

1- Rahman: 1-4.
2- Seyh Sa’di, Bostan ve Gülistan (trc., Kilisli Rifat Bilge), 1st., 1971, s. 319.
3- Kât:17-18.
4- es-Sevkânî, Fethu’l-kadîr, V, 78.
5- Beled: 8-9.
6- Buhari, Edeb, 31.
7- Fıdda: gümüş: zeheb: atan demektir. Yani sözün gümüş ise, sus da olsun altın.
8- Seyh Sa’di, age., 319.
9- Buhari, iman, 5.
10- Ahmet Rifat, Tasvir-i Ahlak, s. 278.
11- Tirmizi, İman, 8; Ibn Mace, Fiten, 12; Ahmet b. Hanbel, Müsned, V, 231,236,237.
12- Tirmizi, Zühd. 60.
13- Tirmizi, Zühd, 60.
14- Buhari, Cihad, 122.
15- Maverdî, Edebü’d-dünya ve’d-din, 248.
16- İbrahim: 24-26.
17- Isra: 53.
18 -Fatır: 10.
19- Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 326, 350, 374.
20- Tirmizi, Birr, 53.
21- İsmail Hakkı Bursevi, Ruhu’l-beyan, IX, 53.