Makale

SEVGİLİ PEYGAMBERİM

Prof. Dr. M. Kemal ATİK / E. Üniv.llahiyat Fak. Ûğr. Üyesi

SEVGİLİ PEYGAMBERİM

Dünyaya teşriflerinizin ve insanlığı nurlandırışınızın 1426. yılını Türk Milleti olarak kutluyoruz. Bu kutlamayı da her yıl coşkuyla yapıyoruz. Ancak getirdiğin İlahî mesajların çizgisinde Müslümanlar olarak ne ölçüde olduğumuzu, örnek hayatının ne kadarını yaşamımıza yansıttığımızı acizane bir rapor halinde sunmak istiyorum.
Sevgili Peygamberim! Kur’an’ın, ilim ve irfanı günden güne geliştirip müslümanları bilim, marifet ve medeniyet sahasında başarıya giden yollardaki engelleri ortadan kaldırmayı hedef edinmek için geldiğini, adaleti, istikrarı, gönül rahatlığını ve mutluluğunu, aç iken tok olmayı, dalaletten hidayete ermeyi, ayrılıktan sonra birliği, birlik haline gelmeyi düşmanlık ve nefretten uzak olmayı, kardeşlik bağlarını kurmayı, yağmalamamayı, adam öl- dürmemeyi, tefeciliğe düşmemeyi, adaleti, dürüstlüğü, hürriyeti, müslümanlar arasına hakim kılmayı esas edindiğini haber verdin.
Ve yine Kuran’, maddi varlığımızın ruhî varlığımıza teslim olmasını sağlamak, ruhun emrinde olan bedenin hareketini ibadet, sözünü dua, bakısını rahmet, beraberliğini kuvvet saymak, insani duygulardan akla, akıldan kalbe ve oradan da ilhama yükselterek insanı varlık aleminin en mükemmel yaratığı makamına çıkaracağını müjdeledin.
Sevgili Peygamberim, tüm bu gerçekler tarihi seyri içerisinde zaman zaman gerçekleşti, zaman zaman da inkıtaya uğradı. Benim arzetmek istediğim, günümüz müslümanlarının inanç yapılarını, Kuran ve Peygamberleri ile olan beraberliklerini dile getirmekten ibarettir.
Sevgili Peygamberim, çağımızda fırkalar çoğaldı, fikirler değişti. Her fırka başkalarının fikirlerini çürüttüğü nisbette kendisinin üstün gelmesiyle övünmeye, bununla da kalmayıp fırkaların her biri kendi görüş ve düşüncelerini Kurana dayandırmaya ve Kur’an’dan delil getirmeye başladı. Kur’an, su veya bu ekole uyması için o mihver noktasına göre yorumlanıyor veya yoruma tabi tutuluyor. Bunun doğal bir sonucu olarak, fikirlerini, düşüncelerini ve yaşayışlarını Kur’an’a bağlayan ve onu kendi kitabı, düşüncelerinin kaynağı olduğunu iddia eden grup ve fırkalar, dine hizmet etmek amacını gerçekleştirmek için tek bir fikir etrafında birleşemiyor, o ekole ve fırkaya karsı bu ekolu ve fırkayı desteklemek, bu fırkayı teyit edip ötekini çökertmek gibi birbirine zıt fikirleri savundukları görülüyor. Bunun sonucu olarak da müslümanlar birbirleriyle ihtilafa düşmekte, fırka taassubu içinde düşünceleri donuk kalmakta, neyin dine uygun, neyin dine sımsıkı sarılma ve dinin neye karsı olduğu hakkında kesin ölçüleri bilememektedirler.
Kur’an ve bilim ilişkisine yeterince yönelmemizi engelleyen bir taassub asırlarca zihinlerimizi uyuşturdu ve kalem tutabilecek ellerimizi bağladı. Bunun yerine geçmişimizle, geçmişimizin meziyeti ile övünüp durmaya başladık. Dedelerimizin simgesi olan dürüstlük, çalışkanlık, kahramanlık, adalet, insan haklarına saygı, birlik ve beraberlik askı azaldı.
Müslüman kendini, sen-ben kavgasına kaptırdı; bütün kaygısı nefsâni saadeti ile mal ve mülk kazanma, makam, mevki ve şöhret arama, vatanı, milleti, bayrağı, dini, dili tahrip edilirken bile bir umursamama dehşetine düştü, ilmi İnsanî gayretlerin müşterek mahsûlü kabul eden, ilmi nerede bulursa alacağı yitik olarak inanan, Çin’de de olsa ilmi arayan bilim isteklileri azaldı.
Halkımızda ilim, aydınlarımızda inanç ve kavrayış, öğrencilerimizde öğrenme aşkı, araştırmacılarımızda gayret azaldı. Kitap, adalet ve teknikten oluşan üç sağlam temel gönüllerimizde halâ yer edemedi.
Bir alimin ölümünü bir milletin ölümü derecesinde kayıp sayan, “Alimlerini himaye et.” diye Yüce Allah’a yalvaran, “Dünya ve ahiret saadeti ilimledir, dünya ve ahiret şerefi ilimledir” diyen Yüce Peygamberim, Kur’an-ı Kerim’de, hadiseler karşısında hareketli olmaları ve kendilerini yenilemeleri müslümanlardan istenmekte iken, ne yazık ki müslümanlar, kendi zihinsel gücünü, mahir ve üretici yeteneğini bir tarafa bırakarak, bir seraptan diğerine koşturmakta, gençlerimizin çoğu karma karışık kafaları ile yürütmeye çalıştıkları haraket içinde bocalamakta, kendilerine gerçek hareketin kapılarını açacak tahammül ve sabır gösteren İlmî araştırmalara yönelememekte, aksine atıl ve değişmezlik konumunu sürdürmektedirler.
Sevgili Peygamberim, senin getirdiğin ilahi mesajda, kainatın yapısı, düzeni hakkında insan sürekli düşünmeye, tefekküre ve teemmüle çağırılmaktadır. Bu ilahi çağrıya uyarak ilim ve irfanı günden güne geliştirip, bilim, marifet ve medeniyet sahasında başarıya giden engelleri ortadan kaldırmayı bir türlü başaramadık.
Sevgili Peygamberim, Ulu Yaratıcımıza hamd olsun, bize cennet gibi bir vatan lütfetti. Bu güzel vatanımızı, milletin bütün sorumluluğunu omuzlarına yükleyen, hakikate götüren nurlu yolun ön safında yürüyen, gönülden gönüle aşk, sevgi nurları akıtan, Türk yükselişine ışık tutan, bütün inananları sevgi ve aşk atmosferinde birleştiren bir neslin coğrafyası yaptı. Bu neslin kainatın gerçeklerini yakalayarak imanlı ve imanının sorumluluğunu samimiyetle içinde taşıyan, bilimde, sanayide, teknikte, teknolojide her türlü takdir ve tebriğe mazhar olan bir toplum olma yolunda bizi, senin yüce himmetine mazhar kılmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz.