Makale

ANAVATAN’A KATILIŞININ 58. YILDÖNÜMÜNDE HATAY

Mustafa KAYA / Musahhih

ANAVATAN’A KATILIŞININ 58. YILDÖNÜMÜNDE HATAY

Türkiye’nin en güneyinde yen alan ve bir sınır ilimiz olan Hatay; Arabıyla, Türküyle, Alevisiyle, Sünnisiyle, Yahûdisiyle, Hristiyanıyla değişik kültürlerin günümüze kadar uzandığı tarih ve medeniyetin görkemli sahnelerine tanık olmuş güzel bir şehrimizdir. Amanos dağları ve Amik üvası’nın başlıca zenginlik kaynağı olması, toprağının verimi ve ikliminin hayat şartlarına uygunluğu çağlar boyunca komşularının tutkularını kamçılamıştır.
Gerek coğrafi gerekse nüfus yapısı bakımından Hatay, stratejik illerimizden birisidir. Bu yüzden tarih öncesi çağlardan itibaren günümüze kadar sürekli iktidar mücadelelerine sahne olmuştur. Tarih öncesi çağlar diyoruz, çünkü ilk insan
Adem (a.s.) peygamberden itibaren insanların topluca yasadıkları bilinmektedir. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de : “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık...” (1) buyurulmaktadır. Tarih kitaplarında da ilk çağlardan itibaren şehirlerin kurulduğu bilinmektedir. Antakya’nın kurulusu da miladdan öncesine dayanmaktadır. Müfessirlerce de Kehf suresinin 77. ayetiyle, Yasin suresinin 13. 2ü. ayetlerinde geçen “Karye” ve “Medine” kelimelerinden kastın Antakya şehrinin olduğu bildirilmiştir. (2)
Makedonya kralı İskender’in ölümünden sonra imparatorluğu paylasan kumandanlarından Seleukos tarafından kurulan şehir islâmiyetten önce “Antiochia”, İslâmi dönemde “Antâki- ye” adıyla anılmıştır. (3) Osmanlı devrinde “İskenderun sancağı”adıyla anılan bölge Cumhuriyet devrinde Türkiye’ye katıldıktan sonra “Hatay” ismini almıştır. Hatay, Hititlerin bir toprağı olduğundan Hititlere “Hatti”, bunlar da Hatay bölgesine “Hattena” derlerdi. (4)
Miladdan önce Hatay bölgesinde kurulan Antakya şehri M.Ö. 306-28G yılları arasında Asya İmparatorluğunun 26 sene başşehri olmuş, (5) bu tarihten günümüze kadar da çeşitli devletlerin iktidar mücadelelerine sahne olmaya devam etmiştir.
Roma, Sasani, Bizans ve tekrar Sasani egemenlikleri döneminde eldeğistiren şehir, Hz. Ömer’in halifeliği zamanında (M. 638)’de Islâm ordusu tarafından fethedilmiştir. 331 sene süren İslâm hakimiyetinden sonra şehir tekrar Bizans ve Selçuklular devletinin hakimiyetine geçmiştir.
1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu’ya giren Türkleri Anadolu’dan atmak, yenilginin intikamını almak, kutsal şehir olan Kudüs’ü ele geçirmek ve İslamiyet’i yok etmek için Avrupa Hristiyanları, Haçlı seferleri tertiplediler. Bu seferlerin ilki olan Birinci Haçlı Seferinde Antakya’yı tekrar ele geçirerek bölgede Haçlı prensliği kurmuşlardır. 17ü sene bölgede kan kusturan Haçlı prensliği, Türk-Memluk Sultanı Baybars’ın Antakya’yı tekrar almasıyla son bulmuştur. Yavuz Sultan Selim Mercidabık zaferiyle (1516) Suriye ve Hatay’ı üsmanlı devletine katmıştır.
Birinci Dünya Savasının sonunda 1918 yılının Ekim sonlarında İngilizlerin işgaline uğrayan şehir, bir yıl sonra Fransız- lara devredilmiştir. 20 Ekim 1921 Ankara antlasması ile Fransızların iç bağımsızlık tanıdıkları “İskenderun sancağı’’nda çoğunluk Türklerdeydi. Buna rağmen Fransa, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Hatay’ı (İskenderun sancağını] Lozan’da geri vermemiştir. Bunun yerine 1937 yılında resmi dili Arapça, Türkçe ve Fransızca olan Bağımsız Hatay Cumhuriyeti kurulmuştur. Milletler cemiyetinin kararına göre Hatay, iç islerinde bağımsız dış islerinde ise Suriye’ye bağımlı olacaktı. Ancak Türkiye ikili görüşmelerinden vazgeçmedi. Türkiye-Fransa arasında sürdürülen görüşmeler neticesinde 29. 05. 1937 yılında Hatay’ın toprak bütünlüğünü garanti altına alan antlaşma imzalandı. □3.07.1938 yılında Hatay’da ilk serbest seçimler yapılarak Türk milletvekilleri meclise girdiler. Meclisin 40 üyesinden 22’si Türk milletvekiliydi. IB) 23 Haziran 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılmasını sağlayan Ankara antlaşması imzalanmış, 23 Temmuz 1939’da da Hatay Türkiye’nin bir vilayeti olmuştur.
Hatay’ın Türkiye’ye katılışının 58. yıldönümü münasebetiyle tarihi hakkında verdiğimizi bilgilerin en dikkat çekici özelliği, şehrin muharebe meydanlarında değil masa başında Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına dahil olmasıdır. Türkiye’nin ısrarlı tutumu ve bölge halkının Türkiye’ye iltihakı yönündeki arzusu sayesinde gerçeklesen bu katılım, hem Türkiye halkı hem de bölge halkı tarafından sevinçle karşılanmıştır.
Ancak bölgenin, stratejik özelliğinden dolayı halen dış güçlerin bu bölgedeki oyunları sona ermemiştir. Hatay, Ortadoğu’da bulunmaktadır. Ortadoğu jeopolitik dünya coğrafyasının en kompleks bölgesidir. Bölgeyi etkileyen güçlerin sınırları Fas’tan Afganistan’a, Rusya’dan Orta Afrika’ya kadar uzanmaktadır. Özellikle petrolün dünya dengelerini değiştiren özelliği sebebiyle büyük önem kazanan Ortadoğu, dünyanın en istikrarsız bölgesidir. Dünya petrol kaynaklarının yüzde 56.3’ü Ortadoğu bölgesinde bulunmaktadır. Bu nedenle bölge, devamlı karışıklıklara sebep olmaktadır. Nitekim Birinci Dünya Savasında bölgedeki denetimlerini elinde bulunduran
İngiltere ve Fransa, İkinci Dünya Savaşı’nda yerlerini ABD - İsrail İkilisine bırakmıştır.
Bölgenin, ekonomik özelliği de son derece çekicidir. Hatay’ın toprakları verimli olup, sulanan ekim alanları çoktur. Bu bakımdan çok çeşitli ve bol ürün alınmaktadır. Bölge âdeta tahıl, sebze ve meyve ambarıdır. Bunun yanında hayvancılık ve ormancılık ekonomiye katkısı olan alanladır.
Bütün bu özellikler dikkate alındığında dış güçlerin bu bölgedeki oyunlarından vazgeçmesi mümkün görülmemektedir. Son zamanlarda Suriye’nin bastırdığı haritalarda, Hatay Suriye sınırları içinde gösterilmiştir. Bastırılan haritaların yalnız Suriye’de değil, Arap devletlerince de kullanılması oyunun bir parçası olsa gerektir.
Unutulmamalıdır ki, Hatay’ın elde edilmesi özellikle Suriye için mümkün görülmeyen, fakat vazgeçmesi de pek mümkün olmayan bir amaçtır. Çünkü, nüfusun yüzde 25’ini oluşturan Hataylı Alevi/Nusayri vatandaşların, Suriye Devlet Başkanı ile kan bağı bulunmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, Hataylı Nusayri ailelerin çocuklarına Suriye’de Üniversite öğrenimi için her türlü kolaylığın gösterildiği, iş bulunduğu ve Suriye vatandaşı gibi muamele yapıldığı bilinmektedir. Bu oyunlara rağmen Hataylı vatandaşların; Arabıyla, Türküyle, Yahudisiyle, Hristiyanıyla, Müslümanıyla kardeşlik ortamı içinde yaşadıkları bir gerçektir. Ortodoks Vakfı Başkanı Vehbi Huri’nin bu konu da ki görüşleri son derece dikkate değerdir.
“Bizler kendimizi dini kimliğimizden çok Türk vatandaşı kimliğiyle tanımlayan insanlarız.
Türkiye Osmanlı’nın devamıdır ve onun hoşgörü anlayışını devam ettirmektedir. Dolayısıyla Hatay’da birçok dini ve etnik kimlikler bir arada gayet huzurlu bir şekilde yasayabilmektedirler." (7)
Bölge halkı; Türkiye’de bulunmaktan, Türkiye vatandaşı olmaktan memnundur. Bölünmelerden, etnik ve dini ayrışmalardan geçmişte olduğu gibi, çoğu zaman dış güçlerin kârlı çıkacağının bilincindedir.
Büyük şairimiz merhum Mehmet Akif’in:
“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez”.(8) dediği gibi gönüller toplu vurdukça bu birliktelik ve kardeşlik devam edecektir.
Sonuç itibariyle; Türkiye, Hatay’ı kazanmakla haklı davasında istediği neticeyi elde etmiş Hatay ise Türkiye sınırlarına dahil olmakla hayat bulmuştur.

1-Hucurât: 13.
2- T.D.V. İslam Ansiklopedisi, C.3, S. 228.
3- a.g.e.
4- Rehber Ansiklopedisi, C.8, S. 355.
5- a.g.e.
6- Büyük Larousse, C.10, S. 5085.
7- Aksiyon Dergisi, Mayıs 97, Sayı:
128
8- Safahat, Diy. İsi. Bsk. Yay. Ankara
1990, sh. 150.