Makale

VAAZLAR VE VÂİZLERİMİZ

Prof. Dr. Nesimi YAZICI
Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Öğr. Üyesi

VAAZLAR VE VÂİZLERİMİZ

Diyanet İsleri Başkanlığı’nın temel görevi, halkımızı sağlıklı bir biçimde, dinî konularda bilgilendirmektir. Kanatimce teşkilâttaki bütün görevlilerin varlıklarının sebebi, her şeyden önce dini tebliğ ve irşattır. Diğer bütün hizmetler ve hizmetlilerin, bu ana eksen doğrultusunda en akılcı biçimde yönlendirilmeleri gerekir. Bununla birlikte insanlarımızı dinî konularda aydınlatmak üzere Diyanet İsleri Başkanlığı personeli içerisinde, doğrudan görev üstlenenler ise, tabiatıyla vaizlerimizdir.
Başkanlık personeli olarak çalıştığımız yıllarda, başarılı vaizlerimizin, ne büyük hizmetler ifa ettiklerine yakından şahit olmuşuzdur. Buna mukabil kendisini yeterince yetistirememis veya yüce dinimizin tebliğ metodlarını çok iyi kavrayamamış/uygulamayan kişilerin yaptıkları vaazların da faydalı olamadıklarını görmüşüzdür. Bu müsahademizde herhalde yalnız da değilizdir. Bu durum büyük ölçüde hala da devam etmektedir. Aslında bir tarihçi olarak her dönemde güzel örneklerle birlikte, mukabillerinin veya eksiklerinin var olabileceğini kabul etmek durumundayız. Fakat böyle bir tesbitin iyilikleri, güzellikleri temenî isteğine, bu hedef doğrultusunda çalışmaya da mani değil, teşvik edici olduğuna da inanırız. Bu doğrultuda çalışır, fikirlerimizi ortaya koyarız.
Bu yazımızda sözünü etmek istediğimiz kişi, ömrünü diyanet hizmetlerine vermiş; teşkilâtın değişik kademelerinde başarı ile hizmet etmiş, Diyanet mesleğinin kıdemlilerinin kendisini İstanbul Müftüsü ve Diyanet İsleri Başkanı olarak hatırlayacakları Ömer Nasuhi Bilmen (1883-1971) ve eseri Nasayih-i Kur’âniye (Kur’ân-ı Ke-rim’den Dersler ve Öğütler) (İstanbul, 1928)’dir.
Ömer Nasuhi Bilmen, Erzurum’da doğmuş, orada başladığı tahsilini İstanbul’da tamamlamış, bir kısım makaleleri yanında Fıkıh, Kelâm, Tefsir gibi İslâm ilimlerinin belli başlı alanlarında gerçekten çok okunan eserler vermiş bir âlimimizdir. Onun meziyetlerini saymak, hizmetlerini ortaya koymak bu küçük yazının amacı değildir. Zaten böyle mütevazî bir yazı ile onu anlatmaya kalkmak gerçekçi de olamazdı. Bununla birlikte kendisinin vaaz ve vâizlerle ilgili görüşlerinden, hiç değilse birkaçını, hatırlatmanın faydadan hali olmayacağı kanaatindeyiz. Böylece bir ömrü dolduran ir- şad hizmetleri sahibinin, tecrübelerinden istifade etmemiz mümkün olabilecektir.
Ömer Nasuhi Bilmen, 1908’de İstanbul’a gelmiştir. Hoca bu sırada 25 yaşındadır. Onun vaaz kürsülerine daha Erzurum’da iken çıktığını tahmin etmenin hatalı olmayacağı düşüncesindeyiz. Nihayet İstanbul’a gelişinden itibaren, Osmanlı Devletinin başkentindeki muhtelif camilerde vaaz ve irşad hizmetine devam eden Hoca’nın, ilerleyen zaman içerisinde, bugün de şöhretlerini koruyan Fatih, Baye- zid, Süleymaniye, Ayasofya gibi ülkenin en ünlü camilerinde bu hizmeti sürdürdüğünü ifade etmemiz gerekir. Bununla birlikte Ömer Nasuhi Hoca bilfiil vaazlarında, müslümanları İslâmî konularda aydınlatması yanında, bu konunun tesiri ile de ilgilenmiştir, iste biz de kısaca bundan bahsetmek istiyoruz.
Bizim görebildiğimiz kadarıyla Ömer Nasuhi Bilmen’den, vaaz ve irsad hizmetleriyle ilgili olarak bize intikal eden ilk yazı, döneminin en önemli İslâmî süreli yayınlarından biri olan Beyanü’l-Hakk’taki Nasihat başlıklı makalesidir. Derginin 121 numaralı ve 4 Saban 1329/31 Temmuz 1911 tarihli nüshasında (s. 2200-2202) yayınlanan bu makale ile, aradan onüç sene geçtikten sonra oldukça geliştirilmiş olarak bir başka İslâmî dergi olan Sebîlü’r-Reşâd (15 Receb 1342/21 Şubat 1924, s. 265-267)’ta Vaaz ve Vaizler baslığı ile tekrar karşılaşırız. Bu sırada Hoca’nın bu konudaki görüşleri olabildiğince netleşmiş ve olgunlaşmış olmalı ki, eski harflerle 1928’de çıkardığı IMasa- yih-i Kur’âniyye, daha sonra yeni harflerle l\lasayih-i Kur’âniyye (Kur’ân-ı Ke- rim’den Dersler ve Öğütler) adıyla defalarca (örnek: 1947, 1964, 1990) basılan vaaz kitabının Mukaddime’sinde bu makaleye, önemsiz değişikliklerle aynen yer vermiştir. Biz yazımızın bundan sonraki kısmında okuyucularımızı Hocamızla bas- başa bırakmak istiyoruz. Bakalım tecrübe imbiğinden süzülen damlalarda neler var? (Alıntılar 1964 baskısı. 5-11’den alındı. Zaman zaman tarafımızdan sadeleştirildi, zaman zaman da fikir olarak nakledildi).

Din nedir? Anlatılmasına neden ihtiyaç vardır?

“Din öğütten, hayırhahlıktan ibarettir. Bir cemiyeti teşkil eden fertler bilgi, irfan, kemal itibarıyla müsavi bir derecede bulunamazlar. Bu cihetle her fert, kendisinden ziyade ilim, fazilet sahibi olan zatların bilgisinden fazlından, vaaz ve nasihatinden istifade etmeye mecbur bulunur...
Evet... her fert, kendi bilgisini arttırmaya, fikrini aydınlatmaya, ruhunu yükseltmeye muvaffak olmak için münevver alimlerin, fazi ve kemal sahiplerinin ilimlerinden, hakîmane sohbetlerinden istifade etmeye koşmak mecburiyetindedir...
Manevî hastalıkların tedavisi hususunda insanlara güzelce öğüt veren, onlara manevî kurtuluş yolunu gösteren faziletli bir âlimin, bir hakîmin sözlerindeki tesir, hiç bir şeyde mevcut değildir. Vakit vakit bulutlardan serpilen rahmet damlalarıyla tabiat, faaliyete başladığı, yeryüzü renk renk nebatlarla güzelleştiği, ağaçlar türlü türlü çiçeklerin açılmasıyla mücevherlere garkolduğu gibi, halka öğüt veren hakîm, fâzıl bir zatın kıymetli sözleriyle de dinleyenlerin ruhları açılır, dimağları nurla- nır, kendilerinde fikren, ahlaken büyük bir yükselme yüz gösterir.
Hasılı vaaz ve nasihatin güzel tesirlerini inkâr kabil değildir. Elverir ki vâizler insanların ahlâkını güzelleştirmeye, kâfi derecede muktedir, mütehassıs olsunlar; fertlerin manevî ihtiyaçlarını, ruhî hastalıklarını teşhise kadir bulunsunlar.”
“Vaaz ve nasihata devam et, çünkü mev’iza mü’minlere fayda verir” (Zariyat, 55).

Nasihat nedir?
Nasihat, dinleyenlerin kalplerini yumuşatacak tatlı bir dil ile insanlara dünyevî, uhrevî vazifelerini öğretmekten, onlara Hakk Teâlâ’nın sevabını, ikâbını hatırlatarak kendilerini doğru yola sevketmekten ibarettir”.

Hocam, sizce vaizler ve vaazlar nasıl olmalıdır?
Vaaz ve vâizde aranacak birçok husus varsa da, biz bunların en önemlilerini özlü biçimde söylece sıralayabiliriz:
• Vâiz; güzel itikada, yüksek ahlâka sahip olmalıdır. Kalbinin saffetiyle, ahlâkının nezâhetiyle cemaata örnek olacak bir halde bulunmalıdır...
• Vâiz, cemaat hakkında her veçhile hayırhah olmalıdır, her türlü fasit garezden uzak olarak yalnız cemaatin faidelenmesini, aydınlanmasını bir gaye bilmelidir...
• Vâiz, söyleyeceği şeyleri evvelce tertipleyip düzenlemeli; vaaz sırasında aklına geliveren ve güzelce düşünüp tayin etmediği konuları kürsüde söylememelidir...
• Vâiz, sözlerinin güzelliğine, lisansının nezahetine dikkat etmeli; sözlerinin tesirini giderecek, hoş olmayan bir ses tonu ile dinleyicilerin kulaklarını rencide etmekten ve özellikle cemaatin kalplerini kıracak, nefretlerine neden olacak bir tarzda hitap eylemekten sakınmalıdır.
• Vâiz, kendisinden istifade etmek isteyen cemaatin ruhî ihtiyaçlarını güzelce anlayarak ona göre mev’izanın mevzuunu tayin etmelidir. Hastalığı teşhis etmeden tedaviye kalkışmak caiz olmadığı gibi ruhî, manevî hastalıkların doktorları yerinde bulunan vâizler için de, cemaatin ihtiyaçlarını anlamadan vaaz ve nasihatta bulunmak uygun olmaz.
• Vâiz, cemaatin dikkatinin dağılmaması için, vaaz boyunca tek bir konuyu değil, belki aralarındaki ilişkiyi koruyarak kısa kısa birden çok konuyu anlatmalıdır.
• Vâiz, muhtelif tabakalara mensup bir cemaate vaaz ettiği takdirde, o topluluğu bütününü göz önünde bulundurmalıdır. Bu sebeple vaazın konusu mümkün mertebe yeknesak olmamalı, cemaatten her bir kişinin ruhunu okşayacak, istifadesini temin edebilecek tarzda olmalıdır.
• Vaazlar, cemaate karşı yapılan hitaplardır. Bu sebeple, mümkün mertebe cemaatin zihnini yormadan anlaşılabilecek bir tarzda düzenlenmelidir. Yoksa zevkine cemaatin çoğunluğundan ziyade, nihayet bir kaç zatın varabileceği mühim meselelerden uzun uzadıya bahsetmek, vaazın tadını kaçırır, cemaatin dağılmasına sebep olur.
• Vâiz, mütevazî, güler yüzlü, tatlı sözlü olmakla beraber, ilminin şerefini korumalı, sözlerinin tesirini temin edebilmek için vakur olmalıdır.
Bir vâizin dersinde bulunan cemaatten herhangi bir fert için de gerekli olan, dersi can kulağıyla dinlemek, bulunduğu mabedin, ilim meclisinin ve cemaati müslimî- nin hürmetini, şerefini muhafaza etmek, tam bir edep ve intizam dairesinde oturmaktır. Ders esnasında uyumaktan, esnemekten, söz söylemekten, vâize bazı sorular sormaktan, bir mecburiyet bulunmadıkça dersi yarıda bırakıp gitmekten sakınmalıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen’in bu görüşlerini ortaya koyduğu Nasayih-i Kur’aniyye (Kur’ân-ı Kerim’den Dersler ve Öğütler) sin de otuz vaaz var. Ne dersiniz bu güzel esaslara uyarak vaaz eden hoca’nın vaazlarında kimler bulundu?!. Kimler dinlerini, diyanetlerini Hocanın vaazlarından öğrendiler?! Hangi hocalar bu vaaz kitabından faydalandılar?.