Makale

2003 Yılına Girerken ZAMANIN ELİNDEN TUTMAK

BAŞYAZI

2003 Yılına Girerken
ZAMANIN ELİNDEN TUTMAK

MEHMET NURİ YILMAZ
DİYANET İŞLERİ BAŞKANI

İnsanı kuşatan en önemli çevre faktörlerinden biri de zamandır. Zaman bir taraftan ardı arkası kesilmeyen hareket ve değişim, bir taraftan da sükun, sabitlik ve devamlılık ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah’ın asır, gün, gece, kuşluk vakti, sabah, güneş, ay ve yıldızlar üzerine yemin etmesi, bizi zaman konusu üzerinde düşünmeye ve zamanı en iyi bir şekilde değerlendirmeye çağrıdır.
Ömür külli zamandan bir parçadır, insanın yaşam süresi onun sermayesi ve en kıymetli hazinesidir, insan ne kazanacaksa onunla kazanacaktır. Ömür, her dakika, her saat, her gün tükenmekte ve her nefes aldıkça hesap vakti yaklaşmaktadır, insanın ömürden bütün istifadesi, harcama ve alış-verişinde elde edilecek kârına bağlıdır. Bu husus Kuran-ı Kerim’de şöyle ifade edilmektedir. "İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur" (Necm, 19).
İnsana Allah tarafından takdir edilen yaşam süreci, başlangıcı ve sonu olan, ancak değerlendirilmesi insan iradesine bırakılan bir süreçtir. Allah. "O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır."(Mülk, 2) buyurmaktadır.
Yaratılış gayesine uygun olarak, içerisi insan tarafından doldurulması gereken zaman, çok hızlı bir şekilde ve bir daha dönmemek üzere geçip gitmektedir. Adeta üzerindeki bereket kalkmış; yıllar ay, aylar hafta, haftalar gün, günler saat gibi tükenmekte, yeryüzünde canlı cansız her şeyi hızla eskitmekte ve onların belirlenmiş bir süre içerisinde fani olduklarına işaret etmektedir. Bu husus Kur’an’da;
"Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır. O halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Göklerde ve yerde bulunanlar Ondan isterler. O her an yeni bir ilahi tasarruftadır" (Rahman, 26-29) şeklinde insan düşüncesine sunulmaktadır.
Dünyamızda köklü değişikliklerin yaşandığı günümüzde bilginin; üretimi, dağıtımı, kullanımı ve alt yapısının insan hayatında en belirleyici roller üstlendiği aşikardır. Bu yüzden, ilim adamları ve düşünürler tarafından, 21 .yüzyıl toplumlarının bilgi toplu olması gerektiği sık sık vurgulanmakta; bilgi toplumunda kitlelerin gücünü bireye, fiziksel gücün de yerini entelektüel güce bırakmak zorunda kalacağı öngörülmektedir.
Fert ve toplum olarak, zamanın sürekliliği ve hızlı akışı içerisinde; neler yaptığımıza, neler yapıyor olduğumuza ve neler yapmamız gerektiğine bakarak, zihinsel gücümüzü tazelememiz ve geliştirmemiz gerekir. Hedefimiz bir taraftan fert-toplum, dünya-ahiret, ruh-madde, iman-akıl, ubudiyet-hürriyet, biyolojik ihtiyaçlar ve yüksek ahlaki niteliklerin dengesini kurmuş olan medeniyetimize sahip çıkarak canlandırmak ve yüksek bir düzeyle ürünler vermesini sağlamak; diğer taraftan da içinde bulunduğumuz zamanda, insanlık adına ortaya konulan bilimsel gelişmeleri ve sosyal değişimi takip ederek entelektüel güce ulaşıp bilgi toplumu olma yolunda ilerlemek olmalıdır.
Nitelikli, kaliteli, bilgili ve geçmiş ile bugünü özümseyerek geleceği şekillendirebilecek güçlü ve sağlıklı bir bilgi toplumuna ulaşmanın yolu eğitimden ve sürekli öğrenmekten geçmektedir. Gelişmiş toplumların yaşam tarzlarında bilgiyi arama, bulma ve değerlendirme kararlılığı belirli seviyeye ulaşmıştır. Japonların %14’ü, Amerikalıların %12’si, İngiliz ve Fransızların %11’i kitap okumayı bir yaşam biçimi haline getirdiği günümüzde Türk toplumunun kitap okuma seviyesinin %0, 01’de kalması düşündürücü hatta üzücü bir durumdur.
Türkiye Cumhuriyeti ve Türk toplumu için önemli gelişmelerin olduğu aynı zamanda ekonomik ve sosyal sıkıntıların yaşandığı bir yılı geride bırakarak yeni bir yıla girdik. Bu dönemde, dünün tecrübelerinin öğrenilmesi ve değerlendirilmesinin; gelişmeler, değişmeler ve ihtimaller olduğunu bilerek yarının planlanmasının ve bugünün de büyük bir fırsat olduğunu düşünerek yaşanmasının gereğine inanıyorum.
Çağımızın modern teknik ve metotlarından yararlanıp, zamanın hızla geçip gittiğinin farkına vararak dinimizi; genç nesillere, taze beyinlere, ümitsiz ve çaresizlere, ayrıca çeşitli sebeplerle İslamiyet’i önyargılı ve şartlı anlayışlarla değerlendirenlere Kur’an ve sahih sünnet ışığında anlatmamız önem arz etmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatı olarak bugüne kadar bu ulvi hizmeti insanlığa ve insanlarımıza götürmenin gayreti içinde olduk bundan sonra da olmaya devam edeceğiz. Yeni yılın insanlık için Türkiye’miz ve Türk toplumu için hayır getirmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
Gelecek sayıda buluşmak üzere...