Makale

RAMAZAN BAYRAMI

Vaaz Örneği

RAMAZAN BAYRAMI

Lütfi ŞENTÜRK

Değerli Mü’minler!
Bizleri mübarek Ramazan bayramına eriştiren yüce Rabbimize hamdediyor. Sevgili Peygamberimize salât ve selâmlarımızı sunuyoruz.
Ramazan orucunun farz olduğu bildirilen âyet-i kerime’de şöyle bir hatırlatmada bulunuluyordu:
"(Size farz kılınan oruç) sayılı günlerdedir."1
Sayılı günlerin ömrü ise azdır, hiç farkında olmadan gelir geçer. Ramazan da öyle oldu, daha dün başlamış gibi bugün bitti. Bu rahmet ve mağfiret günlerini değerlendirenlere ne mutlu.
Değerli Mü’minler !
Yüce dinimiz mü’minleri kardeşlik bağı ile birbirine bağlamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Mü’minler ancak kardeştirler.’"2’ Bu kardeşlik her türlü dostluğun üstündedir. Peygamberimiz vefatından önce buna dikkatimizi çekmiştir. Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) anlatıyor : Peygamberimiz (ölümle sonuçlanan hastalığında) hutbeye çıktılar ve:
"Allah Teâlâ kulunu, dünya nimeüeriyle kendi katındakiler arasında muhayyer (seçmeli) bıraktı. O da Allah’ın katındakileri seçti, buyurdu. Bu söz üzerine Ebû Bekir (r.a.) ağlamaya başladı. Ben kendi kendime: "Allah Teâlâ’nın bir kulu dünya ile kendi katındaki nimetler arasında seçmeli bırakmasında, o kulun da Allah katındaki nimetleri seçmesinde ne var ki, (Ebû Bekir’i kastederek) bu ihtiyarı ağlatıyor?" diye düşündüm. Meğer, o dünya hayatı ile Allah katındaki nimetler arasında serbest bırakılan kul, Peygamberimizmiş, meğer Ebû Bekir hepimizin en bilgilisi imiş. (Tabii bu, Peygamberimizin aralarından ayrılığına işaret ediyordu. Bunu anlayan Hz. Ebû Bekir bunun için hemen ağlamaya başlamıştı.) Peygamberimiz Hz. Ebû Bekir’i ağlar görünce:
- "Ya Ebâ Bekir, ağlama. Bana malı ve arkadaşlığı hususunda en cömert olanı, hiç şüphe yok ki, Ebû Bekir’dir. Ümmetimden birini kendime dost
edinseydim, Ebû Bekir’i dost edinirdim, fakat İslâm kardeşliği ve sevgisi şahsî dostluktan üstündür" buyurdu.’1’ Ve tslâmın getirdiği kardeşliğin her türlü kişisel dostlukların üstünde olduğuna dikkat çekti.
İlk islâm topluluğu Medine’de oluşmuştu. Bu topluluk, kardeşlik, birlik ve dayanışma temelleri üzerine kurulmuştur. Bu şehirde Evs ve Hazreç adlarında iki kabile vardı. Bu kabileler arasında çok eskilere dayanan düşmanlık mevcut idi. îslâmın getirdiği kardeşlik, herkes gibi bu iki kabileyi de etkilemiş ve aralarındaki düşmanlığı yok ederek onlan kardeş yapmıştı.
Gerçekten ilk müslümanlar, îslâmın bütün emirlerini hayata geçirmişler, örnek gösterilecek bir toplum haline gelmişlerdi.
Sevgili Peygamberimiz Mekke’den Medine’ye hicret edince O’nun peşinden pek çok Mekkeli de Medine’ye gelmişti. Bunlar muhacir olarak anılırlar. Her şeylerini Mekke’de bırakarak gelmişler, beraberlerinde hiçbir şey getirmemişler, getirememişlerdi. Peygamberimiz Medineliler (Ensar) ile Muhacirleri kardeş ilân etmişti. Her Medineli bir muhaciri kardeş olarak kucaklamış ve malının yarısını ona vermişti. Tarihte bu kardeşliğin, böylesine bir yardımlaşma ve dayanışmanın bir eşi daha gösterilemez.
islâm ahlâkının temelini teşkil eden bir hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"Hiçbiriniz, kendisi için istediğini müslüman kardeşi için de istemedikçe, iman etmiş olmaz.’’ Müslüman kardeşine karşı bu duyguyu taşımayan kimsenin, gerçek mümin olamayacağı ifade buyu-ruluyor.
ilk müslümanlardan bunun çok örnekleri vardır, işte bir iki örnek:
Ibn Ömer (r.a.) anlatıyor: Peygamberimizin arkadaşlarından birine bir koyun hediye edilmişti. O, "Kardeşim falan ve ailesi buna bizden daha fazladan birini giderirse, Allah Teâlâ da buna karşılık kıyamet sıkıntılarından birini giderir. Her kim bir müslümanın aybını örterse, Allah Teâlâ da âhirette onun ayıbını örter."""
Bir başka hadis-i şerifte de şöyle buyuruluyor : "Birbirinize haset etmeyiniz. Alış-verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın durmayınız ve birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını bozmayınız. Ey Allah ’ın kulları kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona hor bakmaz." Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret buyurarak, "Takva işte buradadır. Bir kimsenin kötü olması için din kardeşini hor görmesi yeterlidir. Müslümanın müslümana kanı, malı ve ırzı haramdır."0’
Peygamberimiz müslümanları tek vücut kabul etmekte ve şöyle buyurmaktadır:
"Birbirini sevmekte, birbirine acımakta ve birbi-| rine şefkat hususunda, müminlerin örneği bir ceset gibidir. Bu cesetten bir organ rahatsız olursa, cesedin diğer organları uykusuzluk ve humma ile ona çağrışırlar.’™
Toplumların varlığının devamını sağlayan en büyük kuvvet, hiç şüphe yok ki kardeşliktir, birlik ve beraberliktir. Bu gücü kaybeden toplumların varlığı çöker. Bunun içindir ki. yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de:
"Toptan Allah’ın ipine sarılınız, parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz."191
Ayet-i kerime’de ifade buyurulan "Allah’ın ipi", Allah Teâlâ’ya kavuşma ve O’nun rızasını kazanma sebebi olan vasıta demektir ki, Kur’an-ı Kerim’dir. Nitekim Peygamberimiz:
"Gökten yeryüzüne indirilmiş olan Allah’ın ipi Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim’dir.’""" buyurmuştur. Kur’an’a san-lanlar ve onun etrafında birleşenler doğru yolu bulur ve şaşırmaz. Çünkü o, apaçık bir nurdur, hikmet dolu bir kitaptır. Korkunç bir yolun kenarına çekilmiş olan bir ip, veya bir kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona iyice tutunmuş bir toplum düşününüz. İşte o toplum. Kur’an etrafında devamlı yükselen bir toplumun örneğini teşkil eder.
muhtaçtır" dedi ve kendisine gelen hediye koyunu ona gönderdi. O da kendisinden daha çok muhtaç olduğunu sandığı bir başkasına gönderdi, derken koyun bu suretle tam yedi ev dolaştı ve sonunda ilk geldiği eve dönüp geldi. Bunun üzerine, onların bu davranışlarını öven şu âyet-i kerime nazil oldu: "Kendileri muhtaç olsalar dahi, onları kendilerine tercih ederler.’"5’
Bu konuda çarpıcı bir başka örnek de şudur: Hz. Ebû Bekir zamanında Bizans’la yapılan ve Suriye’nin fethi ile sonuçlanan Yermûk Savaşında Huzeyfetü’l-Adevî şöyle diyor: "Savaşın yapıldığı gün çok sıcak bir gündü, ikindi üstü savaş biraz gevşeyince silahımı attım, bir su kabı alarak savaş alanında yaralanan mücahidler arasına daldım. Yaralanıp yatanlarda derin bir sessizlik vardı. Derken bir inleme duydum, fakat bu sesin nereden geldiğini anlayamadım. Sırayla okşadıklarımın hepsi ruhsuzdu ve şehit olmuştu. Meğer inleyen yaralı amcamın oğlu imiş. Hemen yanına geldim, birazı su getirdim içer misin? dedim. Gözü ile ver demek isterken, arkadan bir inleme sesi geldi. Amcamın oğlu, ona götür diye bana işaret etti. O yükselen sese koştum ki, ne göreyim Asin oğlu Hişam. Tam ona suyu vermek üzere iken, bir başka hırıltı duydum. O durumda Hişam, ona ver, ben istemem dedi. O inleyeni epey aradım, nihayet buldum ama şehit olmuştu. Bari Hişam’ı bulayım, dedim fakat o da Allah’ın rahmetine kavuşmuştu. O halde amcamın oğluna yetişeyim bari dedim ve koştum, ama o da şehâdet şerbetini içmişti. Gösterdikleri bu örnek davranışları yüzünden hiç birisine suyum nasip olmadı."
Merhum şair Mehmet Akif bunu "Safahat" da ne güzel tasvir ediyor.
Müslüman, kendisine reva gördüğünü din kardeşine de reva görecek, kendisi için hoşlanmadığı şeyi din kardeşine de yapmayacak, yapılmasını istemeyecektir. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyuruyor:
"Müslüman, müslümanın din kardeşidir. Müslüman kardeşine haksızlık etmez ve onu başına gelen musibette yalnız bırakmaz. Her kim müslüman kardeşinin yardımında bulunur ve onun ihtiyacını görürse, Allah da ona yardım eder ve muhtaç olduğunu ona verir. Her kim bir müslümanın sıkıntıların
Toplumu oluşturan ferdler birbirlerine sevgi ile yaklaşmalı ve kardeşçe kucaklaşmalıdırlar. Birbirlerine arka çevirmekten ve düşmanca yaklaşmaktan sakınmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki Allah’ın yardımı, toplum halinde yaşayan ve birbirlerine saygı duyanlaradır. Toplu halde kılınan bir namaza, yalnız başına kılınan bir namazdan 27 derece daha fazla sevap verileceği düşünülürse, toplum halinde olmanın önemi daha iyi anlaşılacaktır.
Toplum güç kaynağıdır. Tefrika ve ayrılık ise zayıflık ve perişanlıktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:
"Allah’a ve Peygamberine itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir."""
Merhum şair Mehmet Akif de ne güzel söylemiş:
"Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez."
Millet olarak tarihteki başarılarımızı ve zaferlerimizi birlik ve kardeşliğe borçluyuz.
Değerli Mü’minler!
Allah Teâlâ müslümanlar arasındaki bu kardeşlik bağının güçlenmesi için çeşitli vesileler yaratmıştır. Bayramlar, bu vesilelerden bir tanesidir. Bayram günlerinde toplum şuuru bütünleşir, toplum ferdleri birbiriyle kaynaşır ve kucaklaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan, bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir, çalışma azim ve gayretlerini artırır.
Bayramlar toplum hayatında gerçekten seçkin yeri olan mübarek günlerdir, insan yalnız başına bayram yapamaz, yapsa bile bunun bir anlamı olmaz. Bayram toplum olarak kutlandığı takdirde bir anlam taşır.
Bayram günleri, tatil günleri olmaktan öte, bize bir takım yükümlülükler yükleyen gündür. Bu yükümlülükleri yerine getirdiğimiz zaman, bayramın anlamını ruhumuzda daha çok hissetmiş olacağız.
Bayram günlerinde önce, varlığımızın sebebi olan ve bizi her türlü fedakârlığa katlanarak büyüten, yemeyip yediren, giymeyip giydiren, uyumayıp uyutan ve hayata hazırlayan şefkat ve merhametle üzerimizde titreyen anne ve babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalı, kırılan gönüllerini onarmalıyız. Kur’an-ı Kerim, Allah’a ibadetten sonra ikinci derecede anne-babaya saygı gösterilmesini, iyilik yapılmasını emretmiş, onlara karşı "öf demeyi dahi yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimize adamın biri şöyle sormuş:
- Ey Allah’ın elçisi, anne babanın çocuklan üzerindeki hakkı nedir? Sevgili Peygamberimiz:
-"Onlar senin ya cennetin, ya da cehennemindir", diye cevap vermiştir."2’ Yani onları razı ve memnun edersen cennete girmeyi hak edersin, onların rızalarını ve dualarını almazsan cehenneme gidersin. Bakın değerli mü’minler, birisi Peygamberimize;
- Ey Allah’ın elçisi, ecrini Allah’tan dilemek üzere hicret ve cihad için emrinize girmek istiyorum dedi. Peygamberimiz:
"Anne ve babandan sağ olan var mı?" diye sordu. Adam:
- Evet, ikisi de sağdır, dedi. Peygamberimiz; "Sen Allah’tan ecir mi istiyorsun?" buyurdu.
Adam:
- Evet, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: "Öyle ise anne ve babana dön de onların gönüllerini al, kendilerine güzel hizmet et (ecir ondadır)", buyurdu."3’
Beni Seleme kabilesinden bir adam Peygamberimize gelir ve sorar:
-Ey Allah’ın elçisi, anne ve babamın ölümlerinden sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? Peygamberimiz:
"Evet, onlar için mağfiret dilemek, vasiyetlerini ve taahhütlerini yerine getirmek, yakınlığı onlar vasıtası ile olan (amca, hala, teyze gibi) kimseleri ziyaret etmek ve onların dostlarına ikramda bulunmaktır" buyurdu."4’
işte bayramı fırsat bilip anne ve babamızın rızalarını almalı, onlar hayatta değillerse onlar vasıtasıyla yakınlığı olan kimseleri ziyaret etmeli, yoksul olanlarına yardımda bulunulmalıdır.
Akraba ve komşularla tebrikleşerek karşılıklı sevgi ve saygı duygularımızı aktarmalı, muhtaç olanlara yardım elimizi uzatmalıyız. Karşılaştığımız herkese selâm vermeli, tanıdığımız ve tanımadığımız herkesin bayramını kutlamalıyız. Hastahanelerde ve evlerde yatan hastalan görmeli, şifa dileklerimizi sunarak, iyileşmeleri hususunda gerekli olan yardımı yapmaya hazır olduğumuzu bildirmeliyiz. Yetimler ve kimsesiz çocuklara şefkat dolu duygularımızı aktarmalı, onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Dargın olduğumuz kimselerle bayramı fırsat bilerek barışmalı, tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Peygamberimiz buyuruyor:
"Müminin, din kardeşine üç günden daha fazla dargın durması helâl olmaz. "(l51
Mübarek bayramlarda güzel bir geleneğimiz daha vardır. O da mezarları ziyaret etmek ve onlara hayır duada bulunmak, ruhları için yoksullara ve kimsesiz çocuklara sadaka vermek.
Peygamberimiz ilk zamanlarda kabirleri ziyaret etmeyi yasaklamıştı. Bunun sebebi şu idi: İslâmın en belirgin niteliği tevhiddir, bir olan Allah’a inanmak ve yalnız O’na ibadet etmektir. Allah’a gösterilen saygı ve ta’zimin bir benzerini başkasına göstermek tevhid inancına aykırıdır.
İslâmiyetten önce Arap yarım adasında putlara tapılıyor, mezarlara secde ediliyor, onlardan yardım isteniyordu. Allah’ı bir bilmek ve yalnız O’na ibadet etmek ve ancak O’ndan yardım istemekten ibaret olan İslâm dinini yeni kabul etmiş olan insanlar, önceki bu çok hatalı olan alışkanlıklarını İslama da aktarabilirler ve böylece tevhid inancını bozarlar endişesiyle Peygamberimiz, ilk zamanlarda kabirleri ziyaret etmeyi bu endişe ile yasaklamıştı. İslâmiyeti ve onun tevhid inancına verdiği önem iyice kavrandıktan sonra yasağı kaldırmış, şöyle buyurmuştur:
"Ben sizi kabirleri ziyaret etmekten nehyetmiştim. Fakat Peygamberiniz Muhammed’e, annesinin kabrini ziyaret etmesi için izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti, ahireti hatırlamaktır.’^
Peygamberimiz her yıl Uhud şehitlerini, ara sıra da Medine’de ki Baki Mezarlığı’nı ziyarette bulunup dua ederdi.
Hz. Aişe validemiz de kardeşi Abdurrahman (r.a.)’ın mezarını zaman zaman ziyaret etmiştir. Bir defasında kabir ziyaretinden dönüyordu. Kendisine:
- Ey mü’minlerin annesi, nereden geliyorsunuz ? diye sorulmuş, Hz. Aişe:
- Kardeşim Abdurrahman’ın kabrini ziyaret ettim, oradan geliyorum, dedi. Kendisine:
- Peygamberimiz kabirleri ziyareti yasaklamamış mı idi ? diye sorulmuş, O:
- Evet, vakti ile yasaklamıştı, fakat sonra ziyaret edilmesini tavsiye etti, diye cevap vermiştir."7’
Peygamberimizin ve ashabının kabir ziyareti bizim için örnektir.
Kabirleri ziyaret ederek ölülerimiz için dua etmemiz ve onlar için Allah’tan af ve mağfiret dilememiz, hem ölüler için hem de hayattakilerin ölümü hatırlayarak kendilerine çeki düzen vermeleri için yararlıdır.
İşte bayramlarda ölüleri de ziyaret ederek onlara dua etmemiz, güzel bir İslâmî gelenektir, bunu da yapmalıyız.
Bütün bunlar toplumu oluşturan ferdleri, birbirleriyle kaynaştırarak millî birlik ve bütünlüğün sağlanmasında etkili olur. Böyle Allah’a karşı görevlerini kusursuz yapmaya çalışan, birbirini seven, sayan ve birbirinin haklarını gözeten kimseleri Allah’ın rahmeti kuşatır. Çünkü Allah sonsuz rahmet sahibidir.
Bu duygularla hepinizin bayramını kutluyor daha nice bayramlara sağlıkla bizi eriştirmesini, bu mutlu bayramın aziz milletimiz için kardeşliğe, birlik ve bütünlüğe, refah ve mutluluğa vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Amin.

1- Bakara, 184.
2- Hucurât, 10.
3- Buhari, Salât, 80 ; Müslim, Fedâil-i Sahabe, 1.
4- Buhârî, tmanj; Müslim, iman, 17.
5- Hâkim, el-Müstedrek, 2/484.
6- Buhârî, MezalimJ; Müslim, Birr, 15.
7- Müslim, Birr, 10.
8- Müslim, Birr, 17.
9- Âl-i tmran, 103.
10- Tirmizi, Menakıp, 31; Müslim, Fedâil, 17; Ebû Davûd, 1; Ahmet İbn Hanbel, 3.
11-Enfal, 46.
12- İbn Mâce, Edep, 1.
13- Müslim, Birr, 1.
14- Ebû Davûd, Edeb, 129.
15- Müslim, Birr, 8.
16- Müslim, Cenâiz, 36; Tirmizi, Cenâiz,60; Ebû Davûd, Cenâiz, 80; İbn Mâce, Cenâiz, 47; Neseî, Cenaîz, 4.
17-Sahih-i Buhârî Muhtasarı, Tecrîd-i Sarih Tercemesi, 4/374.