Makale

Din Hizmetinde Gönüllülük

Prof. Dr. H. Kâmil Yılmaz
Marmara Üniv. İlahiyat Fak.

Din Hizmetinde
Gönüllülük

Din hizmeti nebevî bir hizmettir. Yeryüzünün ilk din muallimleri ve hâdimleri peygamberlerdir. Bütün peygamberler ve özellikle Peygamberimiz Efendimiz bu şerefli hizmeti hayatlarında hakkıyla yapmışlar ve bunu bir emanet olarak vârislerine bırakmışlardır. Âlimlerin, nebilerin vârisi olma özelliği din hizmetinin kutsiyetindendir. Hz. Peygamber (s.a.s.) dinî otoritenin ve siyasî otoritenin başıydı. Aynı zamanda manevî otoritenin de başıydı.
Hz. Peygamber’den sonra onun mîrası sayılan dinî otorite, uzunca bir zaman siyasî otoritenin himayesinde temsil edilmişti. Çağımızda ise değişen ve gelişen şartlar din hizmeti ile siyasî otoritenin ayrışması sonucunu doğurmuş ve neticede din hizmeti farklı bir konuma gelmiştir. Bu yüzden dinî tebliğ ve temsil konumunda bulunanların sıfat ve sorumlulukları büyük önem arz etmektedir. Din hâdimlerinin tek müeyyideleri gönül sermayeleridir. Günümüz din hâdimleri insanların gönüllerine girerek onlara önce kendilerini sevdirmeli, sonra da din hizmetini gönül diliyle anlatmalıdırlar.
Günümüzdeki değişim sürecinde din hizmetindeki hedef, tarihteki "Alperenlik" zihniyetine denk bir gönül insanlığıdır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye insanlık her devirde gönül insanlarına muhtaç ve müştaktır. Çünkü din hizmeti aşk işidir. Aşkın mahalli ise gönüldür.
Yüreğinde aşk ateşi olan, kuralın hükmünün farz mı sünnet mi olduğunu sormaz, hemen yapar. "Kural egemen" anlayış insanların gönüllerine perde olur, iman, bir gönül işi olarak Hakk’a yöneliştir. Halkı, Hakk’a celbedecek kimse ancak gönül insanı vasfı ile gönüllere hulûl edebilendir. İnsanları koşturan soluk soluk heyecandır. Gönül insanı heyecanı söndüren değil, ateşleyendir.
Gönül, iman nuruyla aydınlanan kalpdir. Kalp inkâra ve küfre yöneldiğinde ise, nefis adını alır. Gönül yücelik tarafına/ulviyete; nefis ise süfliyete mütemâyildir. Rahman adıyla gönül arasında bir münasebet vardır. Gönül insanı canını ve malını Allah’a adayarak (Tevbe, 111) kalb-i selîme (Şuarâ, 89) eren ve gönlünü, gönüller sultanına verendir. Rahmanın tecellisine mazhar, incelik ve zarâfet timsâli insandır.
Din hizmetini gönüllülük esası üzere hakkıyla ifâ edecek olan din hâdimi, her şeyden önce sağlam bir inanç ve düzgün bir ibadet hayatına sahip olmalıdır. Din hâdimi, gönül ihya ve inşa etmeye bakan kişi olmalıdır. Başkasını inşa derdine düşen önce kendisini inşa etmelidir. İnşa edeceğiniz "insan" ise, işiniz zordur. Çünkü kusursuz talebe yetiştirmek için kusursuz hoca olmak gerekir.
Gönül insanı olan bir din hâdimi varlığını sorgulayarak ve hedefler belirleyerek işe başlar. "Ben niçin varım? Ne işe yararım?" sorusuyla kendisine hedef belirler. Çünkü hedef koymak alışkanlıkların dışına çıkıp rahatı terk edebilmektir. Ne- bevî bir çileye talip olmaktır. Nitekim Allah Rasûlü ömrü boyunca kendisi için hedefler belirlemiş ve bunların gerçekleşmesi için kavlî ve fiilî dualar etmiştir, iki Ömer’den birinin Müslüman olması, (Ibn Hişâm, Sîret, I, 365-368) Tâif halkının soyundan mümin insanların gelmesi, (Buhârî, Bed’ü’l- Halk, 7) Mekke halkının Müslüman olması dua ve hedefiyle Roma, Bizans, Yemen ve İran’a Islâm’ın ulaşması temenni ve kaygılan (Bkz. Ahmed b. Hanbel, IV, 303; Ibn Sâd, IV, 83-84) bu türden nebevî hedeflerdir.
Büyük hedefler ve büyük inançlar büyük sonuçlar doğurur. Başarılı olanlar, nereye gittiklerini bilenlerdir. Çünkü neyi aradığını bilen bulduğunun farkında olur.
Din hâdimi, "O gün, size verilmiş olan her nimetten mutlaka sorguya çekileceksiniz" (Tekâ- sür, 8) ayetindeki sorgu ve hesap kaygısıyla: "Bugün Allah için ne yaptım?"; "Yaptıklarımın ne kadarı Allah için?" diye kendini sorguya çeker. Kendi içinde kulluğu, hizmeti, başkalarının sıkıntılarını ve İslâm’ı derd edinir. Bu yüzden uykusu kaçar.
insanın, kendi motorunun elektriğini üreten dinamo gibi olması için dert sahibi olması gerekir. Dert insanı şarj eder, ataletten harekete geçirir, heyecan verir. Bu yüzden hayatın zorlukları karşısında insanın ne kadar yıkıldığından çok ne kadar ayağa kalkabildiği önemlidir. Bu da dertle olur. Nitekim Muhammed ikbâl: "Dünyanın gidişatından Müslümanın sorumlu olduğunu" söyler.
Din hâdimi yaptığı işi güzel yapan, kendini geliştirendir. Çünkü Allah Kur’an’da; "güzel yapınız" (Tekâsür, 8) buyurduğu gibi, pek çok ayette muhsinle- ri/işi güzel yapanları sevdiğini bildirmektedir. Allah Rasûlü de: "Allah yaptığı işi güzel yapanı sever" (Krş. Deylemî, Müsned, 1, 157; Su- yûti, câmiu’s-Sagîr, ı, 65) buyurmaktadır.
Din hâdimi benlikten geçen ve "ben"i silip atandır. Benlik olan yerde bereket olmaz.
"Ben, ben" diyenler insanları etrafından kaçırır.
Din hadimi zamanın kıymetini iyi bilir ve onu iyi yönetir. Nitekim Asr sûresinde Allah Teâlâ zamana yemin ile insanlığın hüsranda olduğuna dikkat çekmektedir. insanlığı hüsrana sevk eden şeylerin başında zamanı iyi kullanamamak gelir. Bugün "Time management" adıyla hayatımıza giren kavram zaman yönetiminin önemine işaret etmektedir.
Zamanı plânlı yaşamak, her şeyi vaktinde yapmak demektir. Plânsız zaman, sahipsiz ve sınırları belli olmayan mîrî arazi gibidir. Her zaman birileri tarafından işgal edilebilir. Bu yüzden Allah Teâlâ müminin boş vaktinin olmamasına dikkat çekerek şöyle buyurur: "Boş kaldın mı, hemen başka bir işe koyul ve yalnız Rab- bine yönel." (Inşirâh, 7) Bir işten boşalınca öbürüne geçmek hem dinlenmek, hem de verimli çalışmaktır. Zaman kaygısı, maişet endişesi taşımak demek değildir.
Din hâdiminin gönülleri harekete geçirebilmesi için gönlünün sevgi abidesi olması gerekir ki, insanlara pozitif enerji aşılayabilsin. Din hâdimi sevgi ve heyecan aşılayan ve insanları ateşleyen duruma gelebilsin. Çünkü işin temeli insan sevgisidir. Yunus’un ifadesiyle:
Ben gelmedim dâvî İçin/Benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir/Gönüller yapmaya geldim.
Önemli olan gönül yapmak ve gönle girmektir.
Din hâdimi karakter sahibi olmalıdır. Karakter insanın davranışlarındaki tutarlılığı ifade eder. Karakter İnsanî ilişkilerde, doğruluk, güven vefâ ve dürüstlüktür. İnsanlar dehaya hayrandır, ama karakterin peşinden gider. Nitekim "es-Sâdık" ve "el-Emîn" sıfatlarıyla karakter şâhikası olan Hz. Muhammed (s.a.s.) Kureyş müşriklerine bile: "Biz sana yalancı diyemeyiz" (En’âm, 33; Vahidî, Esbâbu’n-Nüzûl, s. 219) dedirtmişti.
Din hâdimi gönüllülük esası üzere din hizmetlerinde bir rehberdir. Ancak onun rehberliği otoriter değil, karizmatik ve sempatiktir. Din hâdimi ceza ve sorgu hâkimi veya polis ve jandarma gibi davranmaz. Eğitmek, doğruları söylemek ya da şiddet uygulayarak zorla yaptırmak değil, yaparak örnek olmaktır. Bizde baba, hoca ve koca otoriter olarak algılanmış ve bu yüzden zaman zaman iletişim problemlerine ve şiddete davetiye çıkarılmıştır. Bu algıyı değiştirmek gerekir.
Din hâdimi başkalarının acılarını ve sevinçlerini; kendisinin imkânlarını paylaşır; sofrası, kapısı ve gönlü daima açıktır. Din hâdimi müstağnidir; yaptığı iş ve hizmetlerden karşılık beklemez ve almaz, insanların dertlerine ve sevinçlerine ortak olur. Din hizmeti görenler işlerinin gereği insanların hem en acılı ve hem de en mutlu günlerinde onlarla beraber olma imkânına sahiptir. Nitekim, düğün, başarı, nikâh ve doğum gibi sevinç anlarında; ölüm, hastalık, kaza, belâ ve musibet gibi hüzün zamanlarında
insanlarla konumu gereği ilk beraber olan din hâdimidir. İnsanların böyle acısını ve sevincini paylaşan din hâdimi insanlar üzerinde çok ciddi sevgi ve dostluk tesiri oluşturur.
Din hâdimi, herkesle iyi geçinir, hoş muamele eder. Bunun için de beşerî münasebetlerde muâhezeyi kendine, müsâmahayı karşısındakine gösterir. Beşerî ilişkilerde en kolay yol karşısındakini suçlamak ve kendinin suçsuz olduğunu iddia ederek ilişkileri bitirmektir. Başkalarına katlanmak ve kendi kusurunun farkına varmak ise, zor ama onurlu bir iştir.
Din hâdimi hoşgörülüdür, yumuşak sözle konuşur. Günahkâra değil, günaha kızar. Fedakâr, cefakâr ve özverilidir, insanlara anladığı dilde hitap eder. Gönülden konuşur ve anlaşır. Çünkü hâl lisanı ile konuşmak en etkin konuşmadır. "Kalpten kalbe yol vardır" sözü gönüller arası konuşmanın bir ifadesidir.
Hz. Mevlânâ: "Hâl/fiil dilinin kâl/söz dilinden etkili olduğunu" (Mesnevî, ıv, b. 485 vd) söyler. Yine Mevlânâ’ya göre sükût, ruhlar arasında bir konuşma ve anlaşma ifadesidir. Susmakla sözümüz daha tesirli olur. Dilsiz dudaksız konuşmalarla duygularımızı daha açık anlatabiliriz. Ehl-i kâl lüzumsuz laflar eder, ehl-i hâl kelimesiz, sessiz konuşur.
Din hâdimi eskilerin ifadesiyle "hademe-i hayrât", hayatın içinde dini canlı olarak yaşayan ve yaşadıklarıyla model olandır. Dolayısıyla işinin, mesleğinin ve hayatın sıkıntılarını özümseyen ve bunları derd etmeden yaptığı hizmete amatör bir ruh ve profesyonel bir tavırla yoğunlaşan- dır. Böyle bir hizmet ise dünya hesabıyla değil, ancak ahiret kaygısıyla ve gönülden sevda ile yapılacak bir hizmettir. Bu duygularla yapılan bir din hizmeti de gerçekten insana, İslâm’a ve topluma berekettir.