Makale

Hademe-i Hayrattan Din Görevliliğine

Prof. Dr. izzet Er
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı

Hademe-i Hayrattan
Din Görevliliğine

İslâm toplumunda imam- hatiplik ve cami görevlerini yürütenlere, halkı dinî yönden aydınlatanlara Hademe-i Hayrat (hayra hizmet edenler) denilmektedir. Bu görev kimi zaman ücretli kimi zaman gönüllü olarak, çeşitli değişimlerle birlikte yürütülmüştür.
İslâm coğrafyasının genişlemesi ve tarihî süreç içinde bir taraftan bu kişilere ihtiyaç artarken, diğer taraftan bunların görevleri, statüleri ve konumu, toplumsal değişimlere ve gereksinimlere göre değişmelere uğramıştır.
Bu bakımdan, toplumumu- zun sosyo-kültürel değişimi içersinde, dinî hayatın tam olarak ortaya konulması ve şekillenmesi, din eğitim ve öğretiminin yürütülmesinde, dinî pratiklerin uygulanması ve yerine getirilmesinde aktif olarak rol alan din görevlilerinin, tarihimizdeki konumu, görevleri ve toplum üzerindeki etkisini, özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulması ile birlikte gelişimini, tarihî süreç içerisinde ortaya koymakta çok faydalar vardır.
Bilindiği üzere, İslam âleminde geçmişte, gerek mânâ yakınlığı, gerekse Islâm’ın başlangıç yıllarındaki uygulamalar (Ibn Haldun, Mukaddime, ı, s. 481-482) nedeniyle imamet denince, hep dinî, İdarî ve siyasî mânâdaki hilâfet anlaşılmış, tartışmalar ve araştırmalar genelde bu konu üzerine yoğunlaşmıştır. (Buyrukçu, Ramazan, Din Görevlisinin Mesleğini Temsil Gücü, s. 28, Ankara 1995) Islâm’ın ilk yıllarında imamlık ve hatiplik hizmeti, bizzat Hz. Peygamberin kendisi tarafından yürütülmüştür. Ancak Müslümanların sayısının giderek artması, dar alan içersinde de olsa Islâm’ın yayılması, yeni yeni cami ve mescitlerin yapılmasına, yeni dinin esaslarını öğretecek ve uygulamasına rehberlik edecek başka kişilere ihtiyaç duyulmasına neden olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere de bu konuda kendisini yetiştirmiş kişilerden istifade edilmiştir. (Buyrukçu, Ramazan, a.g.e. s.28)
Islâm’a göre, inanan insan bir kısım ibadetlerini istediği yerde ve ferdî olarak yapabilir. Bir kısım ibadetlerin ise, toplu halde ve genellikle mescit ve camilerde yapılması zorunludur. (Akseki, A. Hamdi, Islâm Dini itikad, ibadet, Ahlâk, TDV yayınları, s. 1 72, Ankara,1957) Ancak toplumda birlik ve beraberliğin sağlanması ile hayırlı işlerde bir araya gelme ihtiyacı, günlük namazların da toplu olarak kılınmasını tavsiye ve teşvik edilmesini getirmiştir. (Akseki, A. Hamdi, a.g.e. s. 225) Imam-hatiplik mesleğinin özü, işte bu düşünce uygulamalarına dayanmaktadır.
ilk dört halife döneminde imamlık-hatiplik hizmetleri merkezlerdeki büyük camilerde bizzat halifelerin kendileri, diğer şehir merkezlerinde valiler veya onların görevlendirdikleri kişiler, mahalle ve köylerde ise, cemaatin veya köylünün seçtiği ehliyetli, liyakatli kişiler tarafından yürütülmüştür.
Kaynaklar, imam-hatiplik görevinin ilk defa genel idare ve eyaletlerde zamanla daha alt seviyelerdeki görevlilerle yapıldığı dönemin, Emeviler dönemi olduğunu belirtmektedirler. Gerçekten de Emeviler, idareyi ele alınca, halifeler yalnız siyasî hükümdar durumuna gelmişler, dinî görev ve sorumlulukları tamamen dinî otoritelere yani din bilginlerine bırakmışlardır, (a.g.e., s. 29) Aynı uygulama Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı döneminde de devam ettirilmiştir.
Miktarı belli olmamakla birlikte, Abbasiler’le birlikte imamların zaman zaman maaş aldıkları belirtilmektedir. Endülüs Emevileri’nde imamların, vakıf gelirleriyle ilgili işleri yürüten Beytül- mâl adlı kurumdan maaş almaları söz konusudur. Selçuklular’da ise hâzineden maaş aldıklarına dair bilgiler vardır.
Osmanlı devletinde imamlar, Müslüman topluma hizmet veren kadrolar içinde en geniş yeri işgal eder ve hizmet sahaları itibariyle de çeşitlilik gösterirler, imamlar, padişah beratı ile hizmete alındıklarından "askerî" (Askerî; Osmanlı toplumu iki ana sınıfa ayrılıyordu. Askeri denen ilki, saltanat beratı ile padişahın dinsel yetki ya da yürütme yetkisi tanıdığı kimseleri, yani saray memurları, mülkî memurlar ve ulemayı içine alıyordu. İkincisi, Re’âyâ olup, vergi veren fakat hükümete katılmayan Müslüman ve Müslüman olmayan uyrukları içine alır. İmam-Hatipler padişahın dinsel yetki veya yürütme yetkisini tanıdığı kimselerdi.) den sayılırlardı. Berat sahibi imam ve hatipler görevleri müddetince vergilerden muaftır. Ücretlerini hizmet verdikleri mescit veya camilerin vakıflarından alırlar, tayinleri genellikle vakıf mütevellisinin teklifiyle gerçekleşir.
Osmanlı şehir örgütlenmesi içerisinde mahallenin özel konumu, mahalle imamlığını önemli bir görev olarak ortaya çıkarmıştır. Tanzimat dönemine kadar imam-hatipler, mahallede devletin temsilcisi ve kadıların tabii yardımcısı idiler. Onlardan beklenenler arasında mahallenin düzeni, asayiş ve inzibatı vardı. Mahallenin İslâmî adap içerisinde hayatını sürdürmesi imam-hatip- ler tarafından gözetlenirdi. Ayrıca ölüm ve defin, doğum kayıtları, nikâh akdi ve boşanma işlemleri, imam-hatipler tarafından yürütülürdü. Resmî soruşturmaların ve hazırlanan resmî belgelerin imza ve mühür sahipleri arasında imam-hatipler de bulunurdu. (a.g.e., s. 181)
İslâm ve Osmanlı toplumun- da önemli bir yeri olan imamlık müessesesine ve bu görevi icra eden imamların yetiştirilmesine, her zaman ehemmiyet verilmiştir. Zira imamlık görevi sadece namaz kıldırmak olarak anlaşılmamış, hükümet ile halk arasındaki birçok işe aracılık eden çok işlevli bir vazife olarak algılanmıştır. (Doğan, Recai, İkinci Meşrutiyet Döneminde Eğitim Hareketlerinde Din Eğitimi ve Öğretimi, AÜİFD, s. 428, Ankara 1998) İmam-hatiplerin görevlerinin din işleri ile sınırlı olmadığı ve genelde mahallenin yönetimi ile ilgili vazifelerin daha ağırlıklı olduğu köylerde ise ahali üzerinde etkili olmalarından ötürü, köy hayatının önde gelen simaları arasında yer aldıkları söylenebilir.
Osmanlı devletinin son dönemlerinde imam yetiştirmek için bazı okulların açılması gündeme gelmiştir. Mahalle imam ve hatiplerin eğitimleri için 1882-83 senesinde, Menşe-i Eimme ve’l Hutebâ adıyla üç adet mektep açılmış olmakla beraber, bunların faydalı olmadıkları görülmüştür. 1882 senesinde kabul edilen imamların eğitimleri ve tayinleri ile ilgili yeni nizâmnâme tatbikatından ötürü de bu mekteplerin kapatılması cihetine gidilmiştir.
İmam-Hatiplerin yönetim ağırlıklı konumu, Tanzimat döneminde kurulmaya başlanan Muhtarlık Teşkilâtı faaliyete geçinceye kadar değişmemiştir. II. Mahmut döneminde konulmaya başlanan muhtarlık teşkilâtı, imam-hatiplerin yönetici kimliklerini hızla ikinci plâna itmiştir. Bu tarihten sonra imam-hatipler daha ziyade dinî görevlere önderlik, halkın dinî sorularına cevap verme ve halka dini anlatma görevini ifa etmişler; kendilerini halk nezdinde daha saygıdeğer ve yetkili kılan diğer sosyal ve İdarî rollerini kaybetmişlerdir. (Akman, Zekeriye, Daru’l-Hikmeti’l-lslâ- miye Kurumu, (1918-1922), basılmamış doktora tezi, s. 74 Ankara 2006)
Siyasî yapının ve yönetim şeklinin değişmesi, diğer sosyal ve kültürel müesseselerde olduğu gibi, dinî müesseselerde de değişikliği beraberinde getirmiştir. Osmanlı saltanatı resmen son bulunca, dinî işleri yöneten ve yürüten şeyhülislâmlık da fonksiyonunu kaybetti. Ankara’da kurulan hükümette dinî hizmetleri yürütmek üzere, Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti adında bir bakanlık kurulmuştu, imam ve hatiplik hizmetleri şeyhülislâm zamanında olduğu gibi, vakıf camilerinin idaresi vakıfların belirlediği şartlara, mahalle ve köy camilerinde ise, mahalle ve köylünün talepleri doğrultusunda ilgili bakanlığa bağlı olarak yürütülmüştür. Bu bakanlık 3 Mart 1924 tarih ve 429 sayılı kanunla kaldırılmış, din işleri ile ilgili yasama ve yürütme yetkisi hükümete bırakılmış ve bütçesi başbakanlık bütçesine mülhak olarak, devlet merkezinde bir Diyanet işleri Reisliği makamı kurulmuştur. (Buyrukçu, Ramazan, a.g.e. s. 36)
Günün şartları içinde alelacele çıkarıldığı anlaşılan 429 sayılı kanun Başkanlığın teşkilât yapısını belirlememiş, ancak din işlerinin yönetim ve denetimi, yürütülmesi, Başbakanlığa bağlı ve devlet teşkilâtı içinde yer alan bir devlet kuruluşu olarak Diyanet İşleri Reisliği’ne verilmiştir. (îdv İslam Ansiklopedisi, "Diyanet İşleri Başkanlığı" maddesi, c.9, s. 455) Diyanet İşleri Reisliği kuruluş kanunuyla her ne kadar cami ve mescitlerin idaresi, imam ve hatiplerin atama ve görevden alınma yetkisi Diyanet işleri Reisine verilmiş ise de, bu görevlerin nasıl yürütüleceğine, kanunda yer verilmemiştir. Ancak Reisliğin merkez ve taşra teşkilâtı maaş ve ücret toplamlarının gösterildiği 1924, 1925 ve 1926 yılları bütçelerinde, "Umur-ı Hayriye Maaşı" başlığı altında, "Hayrat-ı Şerife Hademe Vezâifi" veya "Hademe" olarak, imam hatiplik ve müezzin kayyumluk hizmetleri için belirli bir bütçe hazırlanmıştır.
1927 yılında bütçe kanununa ek olarak sunulan kadro cetvelinde, "Hademe-i Hayrat Murakıbı" yani cami hizmetleri kontrol memurluğu, taşrada da ücretleri 25 kuruştan 2000 kuruşa kadar değişen 5668 Hayrat Hademesi kadrosu gösterilmektedir. Hade- me-i Hayrat kadrolarının 1928’de 4856, 1929’da 4651, 1930’da ise 4264 olduğu görülmektedir. (Buyrukçu, Ramazan, a.g.e. s. 38)
Cumhuriyet döneminde cami hizmetlerini düzenleyen ilk tüzük, 12.08.1928 tarih ve 6995 no’lu "Cami Hizmetleri Nizamnâmesi"dir. Köy imamları hariç - bunların tayini köy kanununa tâbidir- vilâyet ve kazalarda imam- hatiplik hizmetlerinin yürütülmesinin esasları ve imam-hatiplerin özlük ve sosyal haklarını belirleyen açıklayıcı bilgileri de ilk defa bu nizâmnâmeden öğreniyoruz. Buna göre, imam-hatiplerin seçim, tayin, nakil, izin, ceza ve görevden alınmaları, illerde müftünün başkanlığında oluşturulan encümen (komisyon) kararları ve Diyanet İşleri Başkanlığı Reisi’nin onayıyla yapılmaktadır. (Buyrukçu, Ramazan, a.g.e. s. 40)
30.06.1929 tarihli Resmi Ga- zete’de yayınlanan 1452 sayılı devlet memurlarının maaşlarının tevhid ve teadülüne dair kanuna ekli Diyanet işleri Reisliği kadro cetvelinde hademe-i hayrat, yani cami görevlileri kadrosuna rastlanmamıştır. Dolayısıyla imamlık ve hatiplik daimi maaşlı memur olarak kabul edilmemiş, bu kadrolar "barem dışı" bırakılmıştır. Bu kanun, 2. maddesi gereğince 1935 yılına kadar (2800 sayılı kanun çıkıncaya kadar) Başkanlığın teşkilât kanunu sayılmıştır. (TDV Islâm Ansiklopedisi, "Diyanet İşleri Başkanlığı" maddesi, c.9, s. 456)
Vakıflar Umum Müdürlü- ğü’nün 1931 yılı bütçe kanunuyla, 1931 yılı haziran ayından itibaren bütün cami ve mescitlerin idaresi ve bunların görevlileri Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilmiş, bu görevlilerin tayin, nakil, görevden alınma yetkileri bu müdürlüğe verilmiştir. (Buyrukçu, Ramazan, a.g.e. s. 40)
1935 yılında yeni bir "Cami Hademesi Nizâmnâmesi" hazırlanarak 22.04.1935 gün ve 2/2392 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilmiştir. Bu nizâmnâme ile imam-hatiplerin seçimi, göreve alınması, tayinleri, görevlerinin kontrolü Evkaf Umum Müdürlüğü’ne bırakılmıştır. Diyanet işleri Reisliği’ne sadece hutbe ve vaaz metinlerinin kontrolü verilmiştir, (a.g.e., s. 4i)
Başkanlık, kuruluşundan on bir yıl sonra, 14 Haziran 1935 tarih ve 2800 sayılı Diyanet İşleri Reisliği Teşkilat ve Vazifeleri Hak- kındaki Kanun ile teşkilât kanununa kavuşmuştur. Bu kanunla teşkilâtın yapısı, kadro durumu, tayin usulleri gösterilmiştir. (TDV Islâm Ansiklopedisi, "Diyanet İşleri Başkanlığı" maddesi, c.9, s. 457)
1950’li yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilât ve Vazifeleri hakkındaki 2800 sayılı kanunda bazı değişiklikler yapılmasına dair olan 3665 sayılı kanuna ek olarak çıkarılan 23 Mart 1950 tarih ve 5634 sayılı kanunla hayrat hademelerinin yönetim ve denetiminin tekrar Diyanet İşleri Başkanlığına verildiğini görüyoruz. (Buyrukçu, Ramazan, a.g.e. s. 43)
Yaklaşık iki yıl sonra 5634 sayılı kanunun 6. maddesine istinaden hazırlanan "Hayrat Hademesi Tüzüğü" Bakanlar Kurulu Tarafından 21.04.1952 tarihinde kabul edilerek, 12.05.1952 tarih ve 8107 sayılı Resmi Gaze- te’de yayınlanmış ve uygulamalar buna göre yapılmıştır, (a.g.e., s. 44)
1961 Anayasasının 154. maddesine istinaden hazırlanan Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri hakkındaki 633 sayılı kanun, 22.06.1965 tarihinde kabul edilerek, 15.08.1965 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere 02.07.1965 tarihinde yayınlanmıştır. Bu kanun Diyanet işleri Başkanlığı merkez ve iller kuruluşlarının görev ve çalışmaları ile ilgili çok büyük değişiklikler ve yenilikler getirmiştir. Bu nedenle Diyanet denince hep 633 sayılı kanun akla gelmektedir. Öyle ki, teşkilâtın bütün birimlerinin görev ve çalışmaları ayrı ayrı veya yeni esaslara bağlanmış ve açıklanmıştır. Kadro ve maaş durumlarında düzenlemeler yapılmış, iyileştirmeler sağlanmıştır. (a.g.e., s. 45)
Bu kanunda imam-hatipler, "Cami Görevlileri" olarak nitelendirilmektedir. Kanunda imam -hatipliğe atanacaklarda, Diyanet işleri Başkanı ile kuruluşunun bütün görevlilerinde ibadet, ahlâk gibi ortak niteliklerin bulunmasının yanında, ayrıca kadrolu imam-hatiplerin Imam-Hatip Okulu ikinci devresini bitirmiş olmaları, köy imamlarının din bilgisine sahip ve en az ilkokul mezunu olmaları şartı getirilmiştir, (a.g.e., s. 45-46)
633 sayılı kanunun 18 ve 24. maddelerine dayanılarak hazırlanan ve 15.09.1967 gün ve 12700 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren, "Diyanet işleri Başkanlığı Cami Görevlileri Yönetmeliği" ile imam- hatiplerin görevleri, göreve atanma şart ve nitelikleri, tayin, terfi, yer değiştirme, özlük ve sosyal hakları yeniden düzenlenmiştir. 31.07.1970 tarih ve 1322 sayılı genel kadro kanunu ile 633 sayılı teşkilat kanunu ile verilen imam-hatip ve müezzin kadroları, Başbakanlık bütçe kanunları ile belirlenen bucak, köy imam- hatip kadroları ve ücretli kadrolar, "Din Hizmetleri" sınıfı olarak düzenlenmiştir, (a.g.e., s. 48)
İmam-hatiplerin eşit belirli hak ve vazifelere sahip olarak statülerinin sabitleşmesi, yukarıda zikredilen 633 sayılı kanunun kabulü ile mümkün olmuştur. Bu kanun sayesinde imam-hatiplik mesleğini icra edecekler, belirli bir eğitim yapmış olmak, bir imtihan ile göreve alınmak şartıyla aylık maaş, sağlık sigortası ve emeklilik hakkı gibi temel güvencelere kavuşmuşlardır, imam-ha- tiplerin hukukî durumlarını belirleyen diğer önemli bir kriter ise, Anayasa Mahkemesinin 21 Ekim 1971 de aldığı kararla, din hizmetleri sınıfına ait memurların kamu personeli sayılması ve yaptıkları görevlerin de kamu görevi olarak tarif edilmesidir. Yukarıda kısa tarihçesi verilen imam-hatip- lik mesleğinin sahip olduğu en sağlam statü budur. Mevcut uygulamaya göre Türkiye’deki her imam-hatip aynı esaslara göre atanır, görev yapar ve ücretini devletten alır. Camiler ve buranın imam-hatipleri arasında bir ayırım söz konusu değildir. Hakkari’deki bir imam-hatiple, İstanbul’daki bir imam-hatip aynı usullere göre vazife yapar ve amirleri tarafından denetlenir. Bugün imam-hatiplik mesleğini icra eden Başkanlık personeli, hukukî olarak devlet memuru olup kendilerine verilen görevi yerine getiren, bunun karşılığında belirli özlük ve sosyal haklara sahip kamu görevlileridir. (Çekin, Ahmet, İmam-Hatiplik Mesleği Üzerine, Diyanet Aylık Dergi, Kasım -.2003, s. 47)
Mevcut statü imam-hatiplere belirli bir hayat garantisi sağlamış olmakla birlikte, din hizmetlerinin bürokratikleşmesi gibi bir olumsuzluğu da içermektedir. Bilindiği gibi imam-hatiplik masa başı memurluğu değildir. Halk nezdinde kendisinden bir devlet memurundan beklenenden çok farklı şeyler beklenmektedir. Buna karşın bir imam-hatip resmî olarak görevlerini yerine getirirse, bu çerçevede zamanında görev yaptığı camiyi açar, namazı kıldırır, hutbe okursa, mihrap ve kürsüye yetkisiz kimseleri geçirmezse, görevini yapmış sayılmaktadır. (a.g.m., s. 48) Yani imam- hatipliğin resmî tarifi, onların cami içerisindeki fonksiyonları ile sınırlı ise de, cami dışında toplum yararına işler yapmalarına da mevzuat açısından bir mani gözükmemektedir. (a.g.m., s. 48)
Diyanet İşleri Başkanlığı anayasa hükmü gereği genel idare içerisinde yer alması nedeniyle, kuruluş ve görevlerini belirleyen özel kanunu olmasına rağmen, personeli özlük ve sosyal hakları iie ilgili birçok hususta 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabidir. (Buyrukçu, Ramazan, a.g.e. s. 48)
Bugün köy, bucak, ilçe ve illerdeki kadrolu camilerde imam- hatiplik hizmetleri, 633 sayılı kanun ve bu kanuna dayanılarak hazırlanan yönetmelikler doğrultusunda, Diyanet işleri Başkanlığının yönetimi ve denetiminde yürütülmektedir.
Sonuç olarak, hademe-i hayrattan din görevliliğine geçen süreçte, imam-hatiplik görevinin sosyo-kültürel ve ekonomik konumları değişmiş, bu görevi yürütenler hukukî ve malî güvenceye kavuşmuşlardır. Toplum nezdinde imam-hatiplik görevinin, din işleriyle sınırlı olmadığı görülmektedir. Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla, bu göreve iyi eğitim almış personelin alınmasıyla, halkın dinî yönden daha iyi aydınlatılması sağlanmıştır.
Ancak, 633 sayılı kanunun kabulü üzerinden 42 yıl geçmiştir. Bu neredeyse yarım asırlık bir zaman demektir. Toplumumuzun çok hızlı değişme gösterdiği dikkate alınırsa, bu kanunun günümüz şartlarına hitap edecek şekilde ele alınarak, din görevlilerinin özlük haklarının emsaliyle en azından eşit seviyeye getirilmesi gerekmektedir.