Makale

Tarihin Sesi MEHTER

Tarihin Sesi
MEHTER

Mustafa BEKTAŞOGLU

Mehter...
Çok uzaklardan, bir zamanların heyecanını taşıyan uğultu...
Her şeye rağmen duyulduğunda birazcık Müslüman Türk kanı taşıyanların gözlerini yaşartan buruk nağmeler...
"Mehter vuruyor, tarihin aksetmede yâdı..."
Evet... Mehterle beraber unutulmaya yüz tutmuş değerler silsilesinin yâdı... Senede bir veya iki defa dinlediğimiz, belki de hiç dinlemediğimiz mehter, bizim en büyük kıymetlerimizdendir.
Mehter azamettir, ihtişamdır, görkemdir; bir and, bir dua. Bir niyaz ve bir alkıştır:
Mehter’i bir müzik, şenlik ve eğlence aracı olarak düşünmek ve bu şekilde incelemek yanlış olur. Bu konuda Türk halkının felsefesine inmek gereklidir. Mehter, halkı birbirleriyle kaynaştıran, birlik, beraberlik ve dayanışma içinde, halkı hazırlayan, halkı müşterek istek ve dileklere yönelten aracı rolünü yüklen- mektedir.(1)
Bizim müziğimizde hüzün vardır, ayrılık vardır. Mübarek seferlere çıkıp dönmeyenlerin acıları duyulur bestelerimizde. Yaşadıklarının coşkusunu, sevincini, derdini sese döker Anadolu insanı. Çanakkale’ye koşup geri gelmeyen gençler dile gelir, ses olur yıllan aşar gönüllere taşar. Bazen cenk meydanlarında coşmuş bir askerin gür sadası yankılanır kahramanlık türkülerimizde. Bugün de bu türkülerin coşkusudur milletimizi coşturan: "Kırım’dan gelirim adım Sinan ’dır
Kılıcımın suyu kandır, dumandır
Haber geldi Macar, Tuna’ya inmiş
Haddin bildirmeye ahdim yamandır. "
Bazen de mağlubiyetin hüzünle karışık coşkusu vardır müziğimizde:
"Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor
Şanı büyük Osman Paşa
Plevne ’den çıkmam diyor." Dünden bugüne müziğimizin en gür, en coşkulu sadalarından biridir mehter sadası... Genç Osman, Estergon Kalesi, Hücum Marşı’yla en bedbin ruhları bile canlandırır, mehterin asumana tuğlarla yükselen sadası.
Ankara’da bir bayram gününde Güvenpark’ta mehter dinleyen inşaat işçisinin günün mütevazı rızkını doldurduğu sebze torbasını elinden atıp "Allah" nidasıyla kendini yere atışını izleyenler bilir. Bu özelliğinden dolayı nicelerimizi hayalen yürütmüştür bilinmeyen seferlere mehterin şanlı sesi...<2)
Emekli Tümgeneral Muzaffer Erendil, Askeri Tarih Bültenindeki (1981) "Türk Tarihinde Askeri Müzik ve Şanlı Mehter" adlı makalesinde şöyle diyor:
"Türk yiğitliğinin, askeri harekatın ve kıtalara yayılmış bir hakimiyet anlayışının coşturucusu mehter müziği, yüzyıllarca kullanılmıştır. Osmanlı ordularının Avrupa’da, Asya’da ve Afrika ’daki başarılarında onları coşturan, destekleyen ve ruhunu doyuran özellikleriyle Mehter, sadece askerlerin değil, muzaffer bir milletin de müzik ihtiyacını karşılayan bir topluluktu. Halkı gazaya teşvik için kullanılan bu tür musiki ve besteli şiirlerle gazileri cesaretlendirmek, küffara karşı duyulan gayz ve gazabı tahrik etmek, şecaatin faziletinden bahsetmek, Allah yolunda savaşırken dünya malını ve hatta canı önemsiz görmek lazım geldiğini belirtmek ve cihat arzusunu coşturmak caizdir.4
Anadolu halk kültüründe davul zurna göreneği ile halen izlerine rastlanan mehter müziği, yüzyıllar boyunca Osmanlı ordusuna girdiği her savaşta eşlik etmiştir. Bir hükümdarlık ve bağımsızlık belirtisi olarak düşünülen mehter müziği, ordunun güç ve cesaret kaynağı olmuştur denilebilir. Savaşa girmeden önce yeri göğü inleten köslerin vurulması sayesinde, düşmanın paniğe uğratıldığını bilmeyen yok gibidir.
Mehter müziği bestecileri de, düşmanın cesaretini kırıcı eserler
yapmaya özen göstermişlerdir.
Mehter’in 1299’da Osman Gazi’ye beylik verilmesinin nişanı olarak III. Keykubat tarafından tabi ve alem gönderildiğinde kurulduğu kabul edilir. 1826’da Vaka-i Hayriye olarak adlandırılan, II.
Sultan Mahmud’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmasıyla uzun bir süre unutulan mehter,
1908’de Ferik Ahmet Muhtar Paşa’nın Müze-i Askeri-i Hümâyun’u kurması ile yeniden yaşatılmaya başlanır. 1914 yılında Mehterhane-i Hakani adı ile yeniden kurulup Askeri Müze’ye bağlanan mehter,
1935 yılında devrin Milli Savunma Bakanı Zekâi Apaydın Bey tarafından aslına göre yetersiz görülerek kaldırılır. 1952 yılında ise tarihsel önemi nedeniyle İstanbul Askeri Müzesi’ne bağlı bir mehter takımı kurulur. Günümüzde bazı törenlerde hazır bulunan mehter takımı, bize eski haşmetli günleri hatırlatır.’5
Savaşa giderken, mehter takımında boylan bir metreyi aşan büyük cenk davullarını Evliya Çelebi, "Köslerin her biri bir hamam kubbesi kadar gelir. Bayram gecelerinde, bayram günlerinde çalınır. Sadası gök gibi gürler" demekle, mehterin ihtişamını dile getirmektedir.
Mehter ve mehterhane kelimelerinin manalarını ve mehter teşekkülünün görevini şimdiye kadar hiçbir lügatçi ve hiçbir tarihçinin, doğru olarak tespit etmeye imkân bulamadığını söyleyen İbrahim Hakkı Konyalı lügat ve eserlerinde şöyle izah ediyor:
"Mehter; "büyük" anlamına "meh" kelimesiyle "tafdil=bü- yükleme" edatı olan "ter" den teşekkül etmiş bir kelimedir. En büyük, ekber, âzam manasınadır.
Tuhfe-i Vehbî’de bu kelime şöyle tespit edilmiştir:
"Gühter küçücektir dahi mehter demektir pek büyük
Şehnay ve halur zurnadur, davul tab, kustur tebir."
Lügat-ı Naci; "Mihter, Farisi- dir. Ziyade büyük, âzam" diyor.
Bu incelemelerden öğreniyoruz ki "mihter" Farsça en büyük ve pek ulu anlamına bir ism-i taf- dildir. Dilimizde bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden mehter yerleşmiştir.
Türk, Arap, Fars lügatlerinden hiçbirisi mehterin Farsça ay anlamına "meh" ile taze anlamına "ter" den teşekkül etmiş mehiter veyahut bu terkipten bozulmuş mehter olduğunu kaydetmiyorlar. Bu teşekkülün yeni ve taze ayla hiçbir münasebeti olmadığı için lügatçiler böyle bir yakıştırma yolu aramaya hiç lüzum görmemişlerdir. "(f”
Mehter esprisini, eski Türk toplumlarında ve devletlerindeki "Nevbet Vurma" geleneğinde aramak gerekir. Bir bağımsızlık simgesi olan bu kavram, binlerce yıllık tarihi gelenekler içinde devam etmiştir.
Türk Askeri Musikisi’nin ilk geliştirme hareketlerinin Sultan II. Murad döneminde başlatılmış olması muhtemeldir. Çünkü bu padişah aydın, teşkilatçı, sanatkar ve musiki sever bir kimseydi. Bu dönemden Fatih Sultan Mehmed’in zamanına gelmiş herhangi bir belge yoktur. Mehter musikisi, İstanbul’un alınışından sonra kadrolaşmaya başlamıştır de- nilebilir.’7’
Ananeye göre ilk Osmanlı Beyi olan Osman Gazi’ye, Selçuk hükümdarı tarafından beylik alâmeti olarak sancak ile beraber davul vesaire gönderilmişti. Nevbet vurulurken Osman Bey’den itibaren padişahların, Selçuk hükümdarına hürmeten ayağa kalkmaları âdet olmuştu; fakat Fatih Sultan Mehmet iki yüz yıl evvel ölmüş bir padişaha ayağa kalkmak lüzumsuzdur diye, mehterhane çalınırken bu ayağa kalkmak usulünü kaldırmıştır.’8’
Mehter Duası

Allah Allah Celilü’l-Cebbâr, Muînü ’s-Settâr, Hâliku ’l-leyli ve’ıı-Nehâr, Lâyezâl, Zü’l-Ce- lâl, birdir Allah, Anın birliğine, Rasûl-ü Enbiya Peygamberimiz Cenâb-ı Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa Âl-i evlâdı Rasûl-i Müctebâ imdâd-ı ruhâ- tıiyetine! Pîrâıı mürşidin, âşı- kîn, vâsılîn, hamele-i Kur’an, güzeştegân, ehl-i imân ervahına, avtı ü inâyetine! Halifetü’l- tslâm es-Sultaıı tbni’s-Sultan bil-cümle İslâm’ın necât ve selâmetine, pirler, erenler, üçler, yediler, kırklar, göçenler demine devrânına "Hû diyelim Huuu" denildikten sonra bütün mehter takımı, davul ve zilleri şiddetli vurarak dokuz defa "Hû" çekerler, sonunda da üç defa kös vurulur.

Mehter Harp Duası

Takımın içinden evvelce seçilmiş dik ve güzel sesli biri tiz perdeden "Nasrun minallahi ve fethun karîb. Ve beşşi- ri’l-mü’minîn" ayetini okur, üç defa "Allah" diyecek kadar durur. Sonra bütün aletlerle beraber davullar ve kösler hafif vurarak, hep bir ağızdan "Allah Allah" deyince susup, dua devam eder.
“Eli kan, kılıcı kan, sinesi üryâıı, ciğeri püryân, meydan-ı şehadette Allah yoluna revân. Gazâ-yı şühedâya Cemâl-i Hak görünür lyân. Kahrımız, gazabımız düşmana ziyan!”
“Ya Rahmân!” Denilerek eyyâm-ı âdiye gülbankındaki "Rasul-i Enbiya" kısmına geçilir ve aynı şekilde "Hû diyelim Hû!" diyerek bitirilir. Sonra "Yektir Allah" diyerek haykırılır ve baş eğerek geriye döner ve dağılırlar. Daha sonra Mehterbaşı Ağa:
"Hasduuur!" diyerek çalınacak makam ve eserin adı söylenir. Hemen arkasından "Haydi ya Allah!" diyerek mehteri icraya geçirir. Nevbet bitince mehter duası okunur ve fasıl sona erer.<9)
Mehter’in Avrupa’ya Tesiri

Mehterhane, Türk saray ve ordularının azametini temsil ediyor ve Türk askerinin cesaretini arttırmakta ne kadar rol oynamış idiyse, düşmanın cesaretini kırmakta da o derece tesir ediyordu. Avrupalı seyyahları da hayran bırakmış, bazıları da onun gürültüsünden hoşlanmamışlardı. XVII. Asırda A. Galland: "Cengâverane ve neşeli olan ahengi ile bu kadar güzel tanzim edilmiş bir şey duymamış " olduğunu söylerken, XVIII. Asırda Baron de Tott ilk dinleyişte bu müzikten hoşlanmamış; fakat çağdaşı Toderini bayram ve şenlik günlerinde, "Mehter takımının ahengi debdebe ve ihtişamı" hakkında hayranlığını belirtmiştir."
Bestekâr Mozart ve Hayd da mehter musikisinin tesirinde kalarak meşhur bestelerini meydana getirmişlerdir. Alman besteci Beethoven, "Büyük Senfoni" sinin son bölümünü, mehterin kös, davul ve zurnasıyla seslendirmiştir. Beethoven "Türk Marşı"nı mehterin bir cenk havasından adapte etti. Avusturyalı bestekâr Mozart’ın "Türk Marşı", Türk askerlerinin "Allah Allah" nidalarının nakarat olarak tekrarından müteşekkildir. Viyana kraliyet orkestra şefi Gluck bu yıllarda sarayda verdiği konserlerinde, repertuvarına mehter bestelerini almış ve orkestrasında çaldırmıştır. Alman bestekâr Wagner, bir mehter konserini dinlerken heyecanlanmış, kendisini tutamayarak, "İşte musiki buna derler" demiştir.<",
Osmanlı devletinde askeri müzik örgütü olarak bilinen mehter, tarihte devletin egemenlik, hükümranlık sembolü olarak yer almıştır. Her devirde beğeni kazanan mehter müziği, günümüzde de "tarihin sesi" olarak yaşatılmaktadır.

1- Ögel, Bahaeddin, Türk Kültür Tarihine Giriş, 8/1.
2- Kuşoğlu, T. Taner, "Dünden Bugüne Müziğimiz’» . Zaman, 14 Ağustos 1994, s: 11.
3-Başaran, Murat, "Bir Zamanlar Mehter Vuruyordu" Türkiye, 4 Ocak 1990.
4- Uludağ, Süleyman, İslâm Açısından Musiki ve Sema, 298.
5- Skylife, Temmuz 2000, sayfa: 78-79.
6- Pahalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, 2/444-445. MEB Yay., İstanbul-1993.
7- Özalp, Dr. M. Nazmi, Türk Mûsikisi Tarihi, MEB. Yay., Istanbul-2000.
8- Uzunçarşılı, 1. Hakkı, Osmanlı Devletinin Saray Teşkilatı, 273; Oztuna, Yılmaz, Büyük Türkiye Tarihi, 8/58.
9- Yeni Rehber Ans., 13/354-355.
10- Turan, Osman, Türk Cihan Hakimiyeti Tarihi, 2/268.
I 1- Yeni Rehber Ans., 13/355.