Makale

İSTİKLAL MARŞI ve MEHMED AKİF

İSTİKLAL MARŞI ve MEHMED AKİF

Hayati OTYAKMAZ

Mehmed Akif, İstiklâl Marşımızı Şubat 1921 ’de yazdı. Eser, 1 Mart 1921 ’de o zamanın Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından T.B.M.M.’de okundu. Millet Meclisi’nde okunan Milli Marşımızın her kıtası büyük bir coşkuyla ve ayakta dinlendi.
12 Mart 1921’de Millet Meclisimiz tarafından resmen Milli Marş olarak kabul edildi. Mehmed Âkif, verilen ödülü Devletimize bağış olarak vererek büyük bir insanlık örneği sergiledi.
İstiklâl Marşımız 1924’de Ali Rıfat Çağatay’ın, 1930’da Zeki Üngör’ün bestesiyle Marş olarak çalındı.
Merhum Akif, bu eseri Türk Milleti’ne ve Kahraman Ordumuza hediye etmişti. Bundan dolayı İstiklâl Marşımızı muhteşem eseri SAFAHAT’a almak istemiyordu. Vefatından sonra tam metin, yani on kıta olarak Safa- hat’ta neşredildi.
Rahmetli Mehmed Akifin İstiklâl Marşımızla ilgili bir hatırası şöyledir: Mehmed Akifin ölümünden kısa bir süre önce Hakkı Tarık Us’un da aralarında bulunduğu misafirler, Akif i ziyarete gelmişlerdi. Akif, bitkin bir durumda olduğu için yatağına uzanmıştı. Söz İstiklâl Marşı’na intikal etmiş ve misafirlerden biri:
Acaba, yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? demişti: Bitap bir halde yatan Mehmed Akif, birdenbire başını kaldırdı ve kesin bir cevap verdi:
“-Allah, bir daha bu Millete bir İstiklâl Marşı yazdırmasın!...”
Evet, Allah Teâlâ, bu Milleti bir daha İstiklâl Marşı yazmaya mecbur etmesin ve bu Milletin istiklâl ve hürriyetini tehlikeye düşürmesin.
Mehmed Âkif, senelerce inancını ve imanını anlatmış ve inandığı gibi yaşamıştır. Gösterişsiz, dürüst, vatan aşkıyla dopdolu ve güzel ahlâkta örnek bir şahsiyetti Âkif... Diyordu ki:
"Bir yığın söz ki, samimiyetin ancak hüneri,
Ne tasannu bilirim, çünkü, ne sanatkârım.
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem.
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!
Oku, şayet sana bir hisli yürek lazımsa;
Oku, zira ona yazdım, iki söz yazdımsa."
Memleketin her meselesi Âkif i düşündürürdü. Özellikle gençliğe şöyle seslenmiştir:
“İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum Nevruz,
Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işte gerek,
Lâfı bol, kamı geniş soyları taklit etme;
Sözü sağlam, özü sağlam, adam ol, ırkına çek”.
Yüce Dinimiz İslâm’ın anlaşılması ve Milletimizin ekonomik yönden kalkınabilmesi için çareler üretmiş ve kurtuluş yolumuzu göstermiştir. Hürriyet içinde kalkınma yolunu sunmuştur:
"Çalışmak, hem nasıl, canlarla, başlarla.
’Çalış dedikçe Şeriat, çalışmadın, durdun,
O’nun hesabına birçok hurafe uydurdun.
Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya,
Zavallı Dini çevirdin onunla maskaraya!”
Mehmed Âkif, şiirlerinde tembellik ve miskinliği yeriyor ve çalışmaya teşvik ediyordu:
"Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz, Gelmişiz dünyaya millet nedir öğretmişiz. Kapkaranlıkken bütün âfâki insaniyyetin.
Nur olup fışkırmışız tâ sinesinden zulmetin."
İşte Milletimiz için yükseliş sırları: "Öze dönmek gerek, "demiştir.
"Göster Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mucize,
Bir utanma hissi ver gâib hâzinenden bize."
Mehmed Âkif, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in: "Müslümanlık, ahlâkın (huyun) güzelliğinden ibarettir." Hadis-i Şerifine dayanarak:
“Gökten inmez bir de hiç bir şey... Bütün yerden taşar,
Kendi ahlâkıyla bir millet olur, yahut yaşar."
Demiştir.
Âkif, fikirlerini ve sanatım halkın, milletin ve insanlığın mutluluğu ve kurtuluşu için; kısa ve açık bir dille yazmıştır... Örnek, samimi, milletinin derdiyle dertlenen bir insandı o. İnsanlığın kurtuluşuna vesileyi: Dine, ilme, hürriyete, güzel örf ve âdetlere dönüş olarak göstermiştir.
Mehmed Akif, Kur’an-ı Kerim’e ve ilme dayanılması gerektiğine inanır:
“Doğrudan doğruya... Kur’an’dan alıp ilhamı Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.3 “Ölüler dini değil, sende bilirsin ki bu Din:
Diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin.3 “O, iman farzı kat’idir, diyor tahsili irfanın,
Ne cahil kavmiyiz biz Müsliimanlar şimdi dünyanın... Nemiz vardır fezâilden, nemiz eksik rezâilden, Demek: İslâm’ın ancak nâmı kalmış Müslümanlarda Bu yüzdenmiş, demek hüsran-ı millî son zamanlarda. Eğer çiğnenmemek isterlerse seylab-ı eyyama Rücû etsinler artık Müslümanlar saadr-ı İslâm’a. Kur’an-ı Kerim’in gayesini idrak edemeyenlere de, Akif şöyle seslenir:
“İbret olmaz bize, hergün okuruz ezberde!
Yoksa bir maksat aranmaz mı bu âyetlerde!
Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan Kur’an’ın Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz manaların.
Ya açar nazm-ı çelilin bakarız yaprağına.
Ya üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin.
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!..”
Akif, ilme değer verir, Din ve ilim anlayışını yanyana götürür.
"Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" âyet-i kerimesini başa alarak:
“Olmaz ya! tabii., biri insan, biri hayvan.
Öyleyse cehâlet denilen yüz karasından,
Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.”
Hayat sahibi diri ile ölü nasıl bir olmazsa; bilenle bilmeyen de bir olmaz.
Akif e göre hürriyet, ilimle ve adalatle kaimdir.
O hislerini şöyle dile getirmiştir:
“Ağlasın milletin evlâdı bangır bangır.
Durma hürriyeti aldık diye sen türkü çağır!”
"Zulmü alkışlayamam, zâlimi aslâ sevemem,
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım.
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan kovarım..."
Mehmed Akif in ahlâk anlayışı ise, Kur’an-ı Kerim ’in ahlâk prensiplerinden ibârettir. Müslümanın prensipleri şu olmalıdır:
İyiliği yaşamak ve emretmek, kötülükten kaçınmak ve sakındırmak...
"Emr-i bil ma’ruf imiş, ihvan-ı İslâm’ın işi, Nehyedermiş bir fenalık görse kardeş kardeşi." Kur’an-ı Kerim in: “Ey Müslümanlar! Allah’tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkunuz” âyet i kerimesine dayanarak ta:
“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır. Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. Yüreklerden çekilmiş farzedilsin havfi Yezdan’nın. Ne irfanın kalır tesiri kat’iyyen ne vicdanın.” diye hislerini terennüm etmiştir. Akifin kendisi; dünyanın geçici, aldatıcı süslerinden, hırs ve şehvetinden arınmış, gerçek güzelliği bulmuş, sonsuz mutluluğa ermiş bir kişiydi. Etrafındaki herkesi de böyle görmek isterdi. Müslümanları zaman zaman ikaz eder ve uyarırdı. Bazen tenkit ettiği de olurdu:
"Nerede Müslümanlık, bizden geçmiş insanlık bile!.. Alem aldatmaksa maksat, aldanan yok nafile.
Kaç hakiki Müslüman gördümse hepsi makberdedir. Müslümanlık, bilmem ama; galiba göklerdedir!.." Merhum Akif i ananlar, sayanlar, sevenler ve yüceltenler olduğu gibi: O’nu küçültmeye çalışanlar da olabilir. Fakat o. İstiklâl Marşı şâirimizdir. Dost ve düşman bunu böyle kabul eder. O’nun dürüstlüğünü, temizliğini, cömertliğini, doğruluğunu, mertliğini ve güzel ahlâkını herkes tasdik etmiştir. O. hayatı boyunca içki ve sigara içmedi. Kötü huylardan çekinirdi. O’nun- la ilgili olarak Haşan Basri Çantay’ın Akifnâme’de zikrettiği birkaç hatırasını burada yâdedelim:
"Hiç unutmam: bir akşam bizi Ankara’da evine çay içmeye çağırmıştı. Biz gitmek üzere iken O, koşa koşa geldi. Dedi ki:
“- Bu akşam çayı sizde içeceğiz.” Ben tabii memnun oldum. Fakat bunun sebebini anlamak istedim. Sordum, gülerek dedi ki:
“- Bizim odanın kilimini bir fakire vermişler!.." Odadaki mefruşatı o tek kilimden ibaretti ve tek kilimi bir fakire veren de kendisi idi."
"Müthiş bir kış günündeyiz. Akif i kır ceketle görüyoruz. Üşüyor, hissettirmemeye çalışıyor. Tahkik ettim. Paltosunu evinin kapısına gelen çıplak bir fakire giydirmiş...”
İşte Âkif, böyle merhametli ve yardımsever bir insandı. 27 Şubat 1936’da İstanbul’da vefât eden Mehmed Akifi saygı ve hürmetle anar, Cenab-ı Hakk’tan kendisine rahmet dileriz. Ruhû şâd, makamı Cennet olsun! (Amin)