Makale

MİLLİ EGEMENLİGİN TEMİNATI TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILIŞI

MİLLİ EGEMENLIGIN TEMİNATI
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILIŞI

Abdulbaki İŞCAN

XIII. yüzyılın ilk yarısında Selçuklu Devleti’nin bir uç beyi olarak kurulan Osmanlı Devleti’nin doğuşundan itibaren oldukça süratli bir şekilde büyümesi, devletçe uygulanan şuurlu politikaya, idari siyasetteki inceliğe, disiplin ve güçlü bir askeri teşkilata, adilane davranışa, tamamen taassuptan uzak hoşgörülü bir dini anlayışa bağlanmaktadır. Yeni toprak kazançları elde etmesi gelişigüzel olmayıp, bir program dahilinde ve bilinçli bir şekilde gerçekleştiği kabul edilen OsmanlI Devleti’nde uygulanan toprak rejimi ve vakıfların kuruluşu, şehir ve kasabalarda ilmi ve sosyal kurumların kurulmuş olması yalnız halkın değil devlet düzeninin de sağlam temellere dayanmasını mümkün kılmıştır. (Bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. 1, s. 181-186.)
Osmanlı Devleti’nin Çöküşü
Özellikle Bizans İmparatorluğumun zaaflarından faydalanarak büyüyen Osmanlı Devleti’nin tarihi süreç içerisinde yer alışı tarihçiler tarafından-, XIV. yüzyıl süretle gelişme, XV ve XVI. yüzyıllar haşmetli bir dönemi yaşama, XVII. yüzyıl bir duraklama devri, XVIII. yüzyıl ise devletin geçen yüzyıllarda elde ettiği kazançların ve zaferlerin üzerinde yaşadığı devir olarak sınıflandırılmıştır. İkinci Viyana Muhasarası’ndan sonra gerileme dönemine giren Düvel-i Muazzama, XVIII. yüzyıl içerisinde askeri yenilgilerle beraber ıslahat hareketlerine gitmiştir. XIX. yüzyılda özellikle 1839’da bu hareketler daha da belirginleşmiş olmasına rağmen, 20. yüzyılın ilk yarısında OsmanlI Devleti’ni içinde bulunduğu durumdan kurtarmaya yetmemiştir. Düzenli ve de planlı bir şekilde yürütülmeye çalışılan ıslahat hareketlerinin başarısızlığını devletin iç bünyeye ait zaafiyetine ve dış baskılara bağlamak mümkündür.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra galip devletlerin işgal ettikleri ve bölüştükleri Anadolu’da istiklal ve hürriyetten yoksun bir millet kaderiyle başbaşa kalmış fakat bu durum millet olarak Türk halkını varlığını korumaya yöneltmiştir. Türk milleti bu buhranlı dönemde kendi kendini de savunma ihtiyacının bir sonucu olarak bir tek amaca yönelmiş ve tam bir dayanışma duygusu ile hareket etmiştir.
Türk Mucizesi
Tarih kitaplarında Mondros-Mudanya, Sevr ve Lozan, Türk tarihinin yaşanılan safhasında Türkler için üzerinde çok düşünülmesi gereken kelimeler ve olaylar olarak yorumlanmaktadır. Mondros ve Sevr antlaşmaları ile OsmanlI Devleti yok olmaya mahkum ediliyor, Mudanya ve Lozan antlaşmaları ile de yeni bir Türk devleti varlığını tüm dünyaya tanıtıyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün Anadolu’ya geçmesiyle başlayarak, Lozan antlaşmasına imza atılmasıyla sona eren İstiklal Harbine, bazı AvrupalI tarihçi-yazarlar “Türk Mucizesi" adını veriyorlardı.
Birinci Dünya Savaşı bittiğinde Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında 1918’den 1922’ye kadar geçen dört yıllık sürede meydana gelenleri batılılar ancak mucize kelimesiyle anlatabilmişlerdir. Birçok olumsuz etkinin tesiri altında bulunan memlekette, gerçekleşmesi oldukça zor görünen bu oluşumun meydana gelmesinde Mustafa Kemal Atatürk ve Türk milletinin ortaya koyduğu deha, irade ve kudret en büyük amil olarak değerlendirilmektedir. Manevi yönden yıpranmış, maddi yönden oldukça kötü bir duruma düşmüş ülkede, Mustafa Kemal savaşlarda elde ettiği zaferleri ile Türk milleti içinde kazandığı sevgi, saygı ve nüfuza güvenerek yeni bir devlet kurmaya, yeni bir ordu oluşturmaya kalkışmıştır. Bu amaç etrafında toplanan Türk milleti, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919’un Mayısında Samsun’da başlattığı, gerçekleşmesi zor gibi görünen teşebbüsü 1922 senesinin sonunda tam bir başarı ile sonuçlandırmıştır.
Batılı araştırmacılardan Nobert Von Bischhoff, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile ilgili değerlendirmesinde meydana gelen oluşumun belirgin özelliklerinden birinin de ondaki pragmatik mahiyet ve her türlü teorik ve ideolojik hazırlığın yokluğu olduğunu belirtir ve Türk inkılabının hiç meydanda yokken birden hakikat olduğunu ve tarihin böyle bir hakikat için Türk Milleti’ne ve Mustafa Kemal’e hazırlık için vakit bırakmadığını söyler, (bkz. Türk Devrim Tarihi, Prof. Dr. Hamza Eroğlu, s., 25)
Bir taraftan milli egemenlik, diğer taraftan da milli bağımsızlık mücadelesi ile birlikte kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin tarihi görevinin sona ermesi ile ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Türk milletinin tarihi süreç içerisinde yaşadığı oluşumu, Prof. Dr. Bekir Sıtkı Baykal yeni bir Türk devleti kurma gücünü Türk tarihinden çıkarılan bir sonuç olarak görür ve devletin kurtuluş sürecini; "Bütün tarih boyunca nerede bir Türk devleti ömrünü tamamlamışsa bunun yıkıntıları üzerinde yeni yeni devletler meydana getirmişlerdir. İşte Osmanlı Devleti’nin çökmesiyle yine böyle bir tarihi an yaşanmıştı. İçinde bulunulan şartlar ne kadar ağır olursa olsun yeni bir devlet kurma gücü Türk Milleti’nde şimdi de mevcuttu ve bunu gerçekleştirmenin tam zamanı idi.” şeklinde özetlemektedir.
Yeni Bir Meclis Yeni Bir Devlet
Türk Milleti için böylesine önemli günlerde düşman işgaline uğramış vatanının köşeleri farklı görüşlerin kavga sahnesi halinde idi. Milletin içinde bulunduğu durumu iyice kötü hale getirecek fetvalar ve Bab-ı Ali’nin beyannameleri ile aldatılan halk, zaman zaman vatanı kurtarmak için çaba sarfeden insanların karşısına çıkıyordu. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde ayaklanmalar oluyor, bu ayaklanmalar Ankara’nın yakınlarına kadar yayılıyordu.
İstanbul’un işgali ve bazı önde gelen insanların tutuklanmaları sonucu Mustafa Kemal, düşüncelerinin gerçekleştirme zamanının geldiğine inanarak Anadolu’da milli bir meclis toplamaya karar verdi. Teşkilat ı Esasiye Kanunu’na göre 1919 yılı sonlarında Türk Milleti’nin seçtiği mebuslardan kurulu son Osmanlı Mebuslar Meclisi dağıtılmıştı. İs- tanbuldaki idarenin bu şekilde dağıtılmasının yanısıra memleketin diğer kesimlerinde de büyük bir işgal felaketi yaşanıyordu.
27 Aralık 1919’dan beri, oluşan Temsil Heyeti, Türk Milleti’nin tek meşru ve milli teşkilatı olmuştu. Temsil Heyeti Başkanı Mustafa Kemal’in işgal gücüne karşı giriştiği mücadele Anadolu’da büyük bir hız kazanıyordu. Temsilciler kurulu üyeleri ile yapılan durum değerlendirmelerinden sonra Mustafa Kemal imzasıyla bütün kuruluşlara gönderilen ve kamuoyuna da açıklanan bir genelge ile İstanbul’un işgalinin Osmanlı Devleti’nin hayatına ve egemenliğine son verdiği duyuruldu. Dağıtılan Mebuslar Meclisi’nin kapatılmamış olmasına rağmen çalışamayacağı açıktı. Bundan dolayı Erzurum Kongresi’nden beri savu- nulagelen milli iradeyi hakim kılacak bir meclis oluşturulması düşüncesinden hareketle meclisin toplanmasına yönelik hazırlık çalışmaları başlatıldı. Hiçbir partinin adayı olmadan milletin güvenip sevdiği insanlardan iki dereceli sistemle seçilen 1. Dönem Büyük Millet Meclisi Ankara’da toplandı. Meclisin adı, İstanbul Mebuslar Meclisi’ndeki üyelerin yeni meclise katılmaları, seçimlerin nasıl yapılacağı ve seçim süresi, Müslüman olmayanların seçime katılıp katılmayacakları, seçilecek mebus sayısı, Ayan meclisinin oluşturulması gibi tartışmalı konularda kararlar alındı.
Olağanüstü Milli Meclis için, 1916’da “İttihat- Terakki Kulübü” olarak yapımına başlanan ve henüz tamamlanmamış olan bina seçildi. Daha önce bir bölümüne yerleştirilmiş olan Fransız Birliği binadan çıkarıldı. Birçok kuruluş ve Ankara halkının yardımıyla bir ölçüde I tamamlanan binaya bir ilkokuldan getirtilen sıralar kondu, avize yerine bir kahveden temin edilen büyük bir asma lamba kullanıldı. Uzun yıllardan beri millet egemenliğine dayalı bir idare kurma düşüncesinde olan Mustafa Kemal nihayet hayallerini gerçekleştiriyordu.
Temsilciler Kurulu adına Mustafa Kemal imzasıyla 21 Nisan’da asker sivil yöneticilerle bütün kuruluşlara çok ivedi bir genelge gönderildi. Nisan ayının 23. günü cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılacağının belirtildiği genelgede, cuma gününün özellikle seçildiği, o günün kutsallığından yararlanmak gerektiği, cuma gününün kutsallığını bir kere daha artırmak için vilayet merkezinde valinin düzenlemesiyle hatim ve Kur’an okunacağı, kutsal ve yaralı vatanın her köşesinde bugünden başlamak üzere Kur’an ve hatim okutulacağı belirtiliyordu. Genelgede ayrıca ülkenin her tarafından hükümet makamına gelinerek meclisin açılmasından dolayı kutlamaların yapılacağı ve her tarafta cuma namazından önce mevlidi şerif okutulacağı dile getiriliyordu.
Açılış törenine ilişkin bu genelgeden sonra 22 Nisan’da ikinci bir genelge ile de 23 Ni- san’dan sonra sivil ve askeri makamlarla bütün milletin başvuracakları yerin İstanbul hükümeti değil, Büyük Millet Meclisi olduğu vurgulanıyordu.
23 Nisan 1920’de Hacı Bayram Camii’nde kalabalık bir halk topluluğunun da katıldığı cuma namazı kılındıktan sonra milletvekilleri, sokakları dolduran Ankaralıların arasından yürüyerek meclis binasına geldiler. Milletvekilleri toplantı salonundaki yerlerini aldıktan sonra Millet Meclisi saat 13.45’te en yaşlı üye olan Sinop milletvekili Şerif Bey’in (Alkan) başkanlığında açıldı. Şerif Bey konuşmasında memleketin içinde bulunduğu durumu belirttikten sonra milletimizin dahili ve harici istiklali tam dahilinde mukadderatını bizzat deruhte ve idare etmeye başladığını bütün cihana ilan edip, "Büyük Millet Meclisini açıyorum." diyerek toplantıyı başlattı.
Milli egemenliğin en güçlü ve tek teminatı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılış günü olan 23 Nisan’da Türk Milleti’nin şanlı tarihinde yeni bir dönem başlıyor, yeni bir devre açılmış oluyor ve yeni bir devletin temeli o gün Ankara’da atılıyordu. Bugün Türk Milleti’nin bağımsızlığını, hürriyetini ve vatanının kurtuluşunu simgeleştiren tarihi bir gündü. Bu devletin kuruluşu Anadolu’yu işgal eden kuvvetlere karşı gelen milli kuvvetlerin millet iradesine dayanarak başardığı bir sonuç olarak tecelli ediyordu.

Kaynaklar:
Türk Devrim Tarihi, 2. Kitap, Şerafettin Turan.
Türk İnkılap Tarihi ve Atatürk İlkeleri, Doç. Dr. Mehmet Ali Alpargu, Doç. Dr. İsmail Özçelik, Yrd. Doç. Dr.
Nuri Yavuz.
Türk Devrim Tarihi, Prof. Dr. Hamza Eroğlu.
Tarih Ansiklopedisi, c. IV, Türkiye Cumhuriyeti Türk
Tarihi Tetkik Cemiyeti.
Yeni Türk Ansiklopedisi s. 435.