Makale

İSLÂM, KOMÜNİZM’İN PANZEHİRİDİR

İSLÂM, KOMÜNİZM’İN PANZEHİRİDİR

— IV —

Dr. Fehmi CÜMALIOGLU

(Geçen sayıdan devam)

İSLÂM DİNÎ İÇKİ VE SEFAHATLE BİRLİKTE İSRAF VE LÜK­SÜ DE MEN’ EDEREK SINIFLAR ARASINDAKİ YAŞAYIŞ FARKI­NI EŞİT DURUMA GETİRMİŞTİR.

Resûlullâh (S.A.):

“Dilediğini ye, dilediğini giy. Yalnız şu iki şey seni hatâya düşür­mesin: israf ve gurur.” (Buhârî) buyurmuştur. Allâhu Teâlâ Kur’ânı Ke­rîminde:

“Ey Âdem oğulları, her mescid huzurunda zinetlerinizi alın (giyin). Yiyin, için, isrâf etmeyin. Çünkü O (Allah) israf edenleri sevmez.” (A’raf sûresi: âyet 31) “Biz bol geçimi ile (halkı) şımarmış nice mem­leketler helak ettik.” (Kasas s.: 58) “Bir memleketi helak etmek istedi­ğimiz vakit, onun nimet ve refahdan şımarmış elebaşlarına emrederiz ve orada (bu emre rağmen) itaattan çıkarlar. Artık o (memlekete) karşı azab hak olmuştur. İşte biz onu kökünden mahv ve helak etmişizdir.” (İsrâ sûresi: âyet 16).

Resûl-i Ekrem (S. A.) efendimiz: (Erkekler için):

“Dünyada ipek giyen Âhirette giyemez” (Buhârî) buyurmakla lük­sü yasaklamış, “Aç bir kimseyi bir gece barındıran her hane sahibi Al­lah’ın zimmetinden berî olur” (Müsned Ahmet ibn Hanbel) buyurmakla da yoksul ve açlara yardım etmekle her müslümanı mükellef kılmıştır. Mü’minler arasında tesânüd ve yardımlaşma İslâmın temelidir: “Mü’min mü’mine karşı ayakta duran binanın birbirine yaslanan unsurları (du­varları) gibidir” (Buhârî)).

İslâm, “Herkese ihtiyâcına göre vermek” prensibini 14 asır önce gerçekleştirmiştir: “İslâm, “herkese çalıştığı Kadar” prensibinin yanın­da “herkese ihtiyâcı kadar” prensibinin de yardım sırasında lıesâba ka­tılmasını ister. Şöyle ki: Resûl-i Ekrem Efendimiz, ganimetlerin taksi­minde harbde savaşan bekârlara birer hisse, evli olanlara İse ikişer his­se ayırmışlardı. Sebebine gelince: kazançda (yardım almakta) “güç”ün değeri kadar “ihtiyaç”ın da değeri vardır. Evli kimse harbde bekâr gibi “güç”ünü sarfetmiştir. Fakat ihtiyâcı ondan fazladır. Bu sebepte hissesi de fazla sayılmıştır.

6 — Her âciz ve muhtaç için, umumî içtimâi sigortadan istifâde hakla tanır. Hz. Ömer yeni doğan çocuğa 100 dirhem, biraz büyüyünce 200 dirhem, bülûğa erince daha fazla hak verirdi...”[1]

Nazarî Komünizm Aile Müessesesi tanımadığı için lügatinde: âile sevgi ve şefkati, akrabalara yardım, yaşlılara saygı, muhtaçları koni­ni ak gibi mefhumlar yoktur.

İSLÂM DİNÎ İSE ANA BABAYA, YAKIN AKRABA VE HISIM­LARA VE BÜTÜN İNSANLARA SAYGI VE SEVGİ GÖSTERİLME­SİNİ, HER ZAMAN İYİLİK VE YARDIM YAPILMASINI, HAK VE HÜRRİYETLERİN TANINMASINI EMREDER:

“Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki arkadaşlara, yolda kalmışlara, elinizin al­tındakilere iyilik (ve yardım) edin. Şüphe yok ki Allah kendini beğenen­leri, böbürlenenleri sevmez.” (Nisâ’ s: 36) “Rabbin kat’î olarak şunları emretti: Kendinden (Allah’dan) başkasına kulluk etmeyin. Ana ve ba­baya iyi muamele edin. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin nezdinde ihtiyarlığa ererse (öf) bile deme. Onları azarlama. Güzel söz söyle.” (İsrâ s: 23) “Sizden birinize ölüm çattığı vakit —eğer mal bırakacaksa— anaya babaya, yakın akrabaya meşrû bir sûrette vasiyette bulunmak takva sahipleri üzerinde bir hak olarak farz kılındı.” (Bakara sûresi: âyet 180).

“Onlara acıyarak tevâzû’ kanadını (yerlere kadar) indir ve “Yâ Rab onlar beni çocukken nasıl terbiye ettilerse Sen de kendilerini (öy­lece) esirge” de.” (İsrâ sûresi: âyet 24).

V — Komünizmin (Çocuklar, mal ve eşya devletindir) prensibine dayanarak şahısların ellerindeki mal ve mülkü silâh zoruyla alması, ferdlerin ancak devletin göstereceği işi yapması, ferdin arzusuna göre bir meslek seçememesi, ne ekeceği, hangi mesleğe gireceği devletçe (ko­münist partisince) plandırılması, şahıslara hak ve hürriyet diye bir şey tanımaması ve böylece insanları ruhsuz otomat bir makina sayması 20 nci asırda (Marksist bir köle sistemi) meydana getirmiştir.

İSLÂM’A GÖRE BİR ŞAHSIN MALINI ZORLA ELİNDEN AL­MAK, AMME YARARINA DAHÎ OLSA RIZÂSI OLMAKSIZIN MÜL­KÜNÜN BEDELİNİ VERMEDEN KAMULAŞTIRMAK GASIPTIR. HARAMDIR.

“Ey îmân edenler, birbirinizin mallarım gayri meşru yollarla (ha­ram sebeblerle) yemeyin.” (Nisâ sûresi: âyet 29)

Resûl-i Ekrem (S. A.) buyuruyorlar ki:

“Haksız olarak bir Müslümanın malını alan kimse, Allâh’ın huzûruna geldiği zaman Onu karşısında kendisine kızmış bulacaktır.” (Müsned-Ahmed İbn Hanbel) “Başkasının toprağına zulmen tecâvüz eden kimsenin (aldığı toprağın) yeni tabaka yerin altındaki kısmı, Kıyamet gününde boynuna asılacaktır.” (Buhârî, Müslim) “Malının önünde (mü­dafaa ederken) öldürülen kimse şehiddir.” (Buhâri, Tirmizî) “Her müslümanın diğer müslim üzerine kanı, ırzı, malı haramdır.” (Bulıârî, Müs­lim).

İslâm zorla değil, İrisinin ruhunu terbiye ederek, bu işin Allah emri olduğuna telkin ederek gönül hoşluğu ile malını âmme menfaatine sarf etmesini, kendisinden başkalarını da malına ortak etmesini İman faktörü ile sağlamaktadır.

“Gönüllerinde kendilerine verilenlerle ilgili bir ihtiyaç bulmazlar. Kendilerine ait husûsî bir durum olsa bile yine de başkalarını kendileri­ne ortak sayarlar.” (Haşr sûresi: âyet 7).

İslâm, zekât, sadaka» vasiyet müesseseleriyle mal ve servetin de­vamlı olarak topluma dağıtanımı temin eder.

“Onların mallarında sâilin ve (kemâl-i iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulun da bir hakkı vardır.” (Zâriyât suresi: âyet 19).

İslâm, su, hâli otlakiye ve yakacak gibi hayat için zarurî unsurların şuyûunu (herkesin iştirak ve faydalanma hakkını) ikrâr eder.

“İnsanlar üç şeyle müşterektirler: suda, otlakıyyede ve ateşde.” (Hadis-i şerif).

Bu umumî prensibe kıyâs ile âmme hizmetlerinden meselâ mâden ocakları, petrol kuyuları, içme suları, elektrik tesisleri, orman ve av sa­haları gibi umumi gelir Kaynaklarının devletleştirilmesi iktizâ eder.[2]

İslâm, mânevi kıymetlerle içtimâi ve İktisâdi zaruretleri birlikte mütâlaa eder. Kölelik müessesesini dünyâ yüzünden kaldıran umdeleri insanlığa getiren nizam İslâm’dır.

İslâm dini şahısların mülkiyet ve mükteseb haklarım korur. Ferdlerin gerek veraset ve gerek kendi mesaîleri ile ekte ettikleri mal ve ser­vetin zorbalıkla ellerimden alınmasına müsâade etmez. İktisâdi refâhı, içtimâi adâleti iknâ, gönül rızâsı ve ahlâk ölçüleri için karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan âmmenin müşterek gayesi hâlinde mütâlaa eder. Ferdi gayret ve teşebbüsü destekler. İyi niyet ve gönül huzurunu artıran bir inanç metodu ile her gücü yetenin ve hele zenginlerin âmme hizmetlerine ve fakirlere yardımlarını sağlar.

“Allah yolunda mallarınızı harcayın. Kendinizi tehlikeye atmayın, (daima da) iyilik edin. Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara sûresi: âyet 195).

“Mallarım Allah yoluna sarf eden, sonra da bu infak ettikleri şey­leri ardından başa kakmayan ve incitmeyenler için (Allah katında) mü­kâfatları vardır.” (Bakara sûresi: âyet 262).

KAPİTALİZME DÜŞMAN OLDUĞUNU ÎLÂN EDEN, HALKIN MAL VE MÜLKÜNÜ ZORLA ELİNDEN ALIP MAL VE SERVETİN TOPLUMUN MÜŞTEREK MALI OLDUĞUNU İDDİA EDEN KOMÜ­NİZM, ASLINDA MUTLAK BİR DEVLET KAPİTALİZMİDİR. HALKI SOYUP DEVLET PATRONUNA KÖLE YAPAN BİR SİSTEMDİR.

İslâm Dini kapitalizme asla cevaz vermez. Mal ve servetin çoğunlu­ğun zararına mahdut kişilerin inhisarında yığılıp kalmasını önlemek üzere zekât ve sadaka müessesesini vaz’etmiş, miras, vasiyet sistemi ile serveti kitleye tevzi etmiştir. İslâm’a göre mülk ve servetin gerçek sahi­bi (mâliki) Allah’dır. Hiç kimsenin ebedî olarak her hangi bir şeye sâhip kalamayacağı hakikati mü’minlerin idrâkinden uzak tutulmaz:

“Göklerin ve yerin ve içlerinde ne varsa (hepsinin) mülk (ve tasar­ruf) u Allah’ındır. O, her şeye hakkıyle kaadirdir.” (Mâide sûresi: âyet 120).

İslâmiyet, dünyâ servet ve nimetlerinden herkesin istifâdesini esas olarak kabûl eder.

“Yer yüzünde ne varsa hepsini sizin (fâideniz) için yaratmıştır.” (Bakara s: âyet 29).

İslâm ferdi teşebbüse meydan vermeyen, şahsî mülkiyet ve mîrâsı kaldıran, insanlık haklarını tanımayan, kanlı bir sınıf mücâdelesi çığırı açan zora ve zulme dayanan bütün doktrinleri ve komünizmi nefretle reddeder.

“İnsanların haklarından hiç bir şey eksiltmeyin (kısmayın). Yer yüzünde fesat çıkararak fesat ile uğraşmayın.” (Şuarâ sûresi: âyet 183)

“Haberiniz olsun Allâh’ın lâneti zâlimler üzerinedir.” (Hud sûresi: âyet 18).

İslâm, herkesi (bilhassa zenginleri) ilâhi emirle ve ikna yoluyle cömertçe âmme hizmetlerine iştirake dâvet eder.

“Kendileri fakr ve ihtiyaç içinde olsalar bile (onları, muhacir kar­deşlerini, yardıma muhtaç olanları) öz canlarından daha üstün tutar­lar. Kim nefsinin (mala olan) hırsından ve cimriliğinden korunursa işte muratlarına erenler onların ta kendileridir.” (Haşr sûresi: âyet 9).

İslâm, herkesi çalışmaya, güler yüzle kavgasız meşrû yolda kazan­maya teşvik eder.

“Namaz bittikten sonra yer yüzüne dağılın. Ve Allâh’ın lûtfunden (nasibinizi) arayınız.” (Cum’a sûresi: âyet 10)

“Güler yüzle hayâtını kazanan, Allâh’ın sevgili kuludur.” (Hadis)

(Devamı var)



[1] Bak : Prof. Seyyid Kutub, İslâmda Sosyal Adalet, Çevirenler: Yaşar Tunargür. Dr. M. Adnan Mansur, 2. Cilt, Cağaloğlu Yayınevi, s. 52.

[2] Bak: Prof. Seyyid Kutub, İslâmda Sosyal Adalet, Cilt 2, s. 115.