Makale

MÜCTEHİDLERİN DERECELERİ

MÜCTEHİDLERİN DERECELERİ

Osman KESKİOĞLU

Tabakat-ı Fukuhâ: İslâm müellifleri, her âlime lâyık olduğu mevkii vermişler; müfessirleri, muhaddisleri, fakîhleri, hâiz oldukları ilmi kudrete göre derecelere ayır­mışlardır. Bu hususta yazılan eserlere “Tabakât” denir. Fâkîhleri kategorilere ayıran eserlere “Tabakatu Fukahâ” adı verilmiştir. İslâmın ilk devirlerinde Sahabe ve Tâbiîn zamanlarında İslâm ulemâsı muhtelif derecelere ayrılmış değildi. Hattâ o zaman fukahâ tâbiri bile bugünkü anlamda kullanılmazdı. Fıkıh mezhebleri kurulmuş değildi. O devirlerde büyük küçük, her âlim kendi ilmiyle âmil olur, kimse kimseyi taklid et­mezdi. Bilmedikleri bir mesele olursa onu birbirlerinden sorup öğrenirlerdi. Hiçbir kimse Ashâbın veya Tâbiîn’in fakihlerinden birine nisbet olunmazdı, öğrenmek iste­diğini dilediğine sorardı. Ortada bugünkü mânâda mezheb yoktu. Fakat Tâbiîn devrinin sonuna doğru yavaş yavaş ictihad meslekleri kurulmağa ve fıkıh hu­sûsî bir ders hâlinde okunmağa başladı, ictihad kavillerine göre, fukahâ gruplara ayrıldı. Irak’ta İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, Hicaz’da İmam Mâlik, Mısır’da İmam Şafii gibi büyük müctehidler fıkıh meselelerini inceleyerek hükme bağladılar. Bu suretle gerek usûl-u fıkıh ve gerek furû-u fıkha âit esasları hazırlıyarak, usûl ve fürû ile, kavâid ve zavâbitiyle, külliyat ve cüz’iyâtiyle az çok birbirinden farklı birer fıkıh ekolü meydana gelmiş oldu. İşte bu müctehidlerin içtihatlarına uyub onların yolundan gidilmeğe başlandı. Ve bu fıkıh mesleklerine "Mezheb" denildi. Mezhebin kurucusu kendine uyanların önderi ve başı olduğundan O’na da mezheb imamı adı verildi. Mezheblerin imamların m şöhreti her tarafa yayıldı. Binlerce ilim meraklısı öğrenci, ulam ulam gelerek bu İmamlardan ders okudular, öğrendiklerini dönüşlerin­de kendi memleketlerinde yaydılar. Bu suretle mezhebler her tarafta duyuldu ve yayıldı. Her İmamın taraftarları çoğaldı. Bu imamlara nisbet olunmağa başlandı. Mezheblere, kurucusu imamın nâmına ntsbetle “Hanefî Mezhebi” – “Şafii Mezhebi” v.s. denildi. Böylece Hanefiyye, Şafiiyye, Mâlikiyye, Hanbeliyye dört mezheb halinde ortaya çıktı. Müctehid imamlar devrinde kurulan mezhebler yalnız bu dört mezhebten ibaret değildir. Bu dört İmamdan başka daha bâzı mezheb imamları vardır. Hasan Basrî, İbn-i Şübrüme İbn-i Ebi Leylâ, Evzâî, Süiyân-ı Sevrî, Leys İbn-i Sa’d, Süfyân İbn-i Uyeyne, İshak İbn-i Râhûye, Ebû Sevr İbrâhim, Dâvud-ı Zâhirî, İbn-i Cerîr Taberî, Amr b. Hâris, Abdullâh b. Ebû Ca’fer, Ebû Ubeyd Kasım b. Selâm, İbn-i Huzeyme, İbn-i Nasr Mervezî, İbn-i Münzir Nîsâbûrî v.s. bunlardandır. Sayılan 17 yi bulan bu zatlar ve bunlardan başkaları kendilerine mahsus bir mezheb sâhibidirler. Bâzılarının mezhebi kendi şahsına münhasır kalmış, bâzılarının mezhebi bir müd­det devam etmiş, sonra sönmüştür. Bunların taraftarları diğer mezhebler içinde erimiştir. 400 senesinden sonra ortada 4 mezheb kalmıştır. Ara sıra hiçbir İmama tâbi olmıyan müstakil müctehidler çıkmışsa da belli başlı ve esaslı bir mezheb kuramamışlardır. Bu 4 mezhebin fukahâsı ilnıî iktidarlar ma göre derecelere ayrıl­mıştır. Her mezhebte fıkıhta tabakat kitaptan yazılmıştır.

Her mezhebin tabakat fukahâsı başka başka bakımlardan taksim edilmiştir:

Hanefilerin Taksimi:

Hanefilerin en meşhur taksimi, büyük Türk âlimi İbn-i Kemâl merhûmun sı­nıflamasıdır. Ona göre fukahâ şu 7 tabakaya ayrılır:

1 — Dinde ictihad sâhibi olan MÜCTEHİD-İ MUTLAK,

2 — Mezhebde Müctehid,

3 — Mes’elelerde Müctehid,

4 — Tahric Erbâbı,

5 — Tercih Erbâbı,

6 — Temyiz Erbâbı,

7 — Sırf Mukallid.

1 - Müctehid-i Mutlak: Hem usûlde ve hem fürûda başka bir müctehidi aslâ taklid etmeyip mutlak olarak ictihad sahibi olan müctehiddir. 4 mezhebin sahip­leri olan İmâm-ı A’zam Ebû Hanife, İmâm-ı Mâlik, İmâm-ı Şâfiî, İmâm Ahmed ibn-i Hanbel ve diğer müctehidler bunlardandır. Bunlar usûl ve kaideleri hazırla­yıp, naslardaa mes’elelerin hükümlerini çıkarmışlardır. Ahkâmı istinbât etmişler­dir. Bunların her birinin usûlde bir ictihad yolu vardır. Mezheb sâhibidir.

2 — Mezhebde Müctehid: Doğrudan doğruya naslardan, şer’î delillerden ah­kâm îstinbâtı selâhiyetine hâiz olmakta berâber, tâbi olduğu mezheb imamının ictihad yolunu tutarak onun usûl ve kavâidi üzre hareket eden, ictihad husûsunda onun mesleğini tutan müctehiddir. İmâm-ı Ebû Yûsuf, İmâm-ı Muhammed ibn-i Hasan eş-Şeybâni, İmâm-ı Züfer, İmâm-ı Hasan İbn-i Ziyad bunlardandır. Bunlar bâzı furû’ meselelerinde İmâm-ı A’zam’a muhâlefet etmişlerse de ictihad usûl ve kavâidinde ona uymuşlardır. Prensipleri aynı idi. Aynı delilleri alırlar, aynı usûlü kullanırlardı. Hanefi fıkhının mes’elelerinin çoğunda İmâm-ı A’zâm’dan ayrılmış­lardır.

3 — Mes’elede Müctehid Olanlar: Hakkında bir hüküm olmıyan mes’eleler hakkında ictihad edenlerdir. İmamlardan bir kavil menkul olmıyan mes’ele hak­kında hüküm verme selâhiyetini hâizdirler. İmamların dediklerine karşı birşey di­yemezler. Hassâf, Tahâvî, Ebu’l-Hasan Kerhi, Şemsü’l-Eimme Helvâni, Şems’ül-Eimme Serahsî, Fahru’l-İslâm Pezdevî, Kâdıhân, Hulâsatu’l-Fetâvâ sâhibi Tâhir Ahmed İftihârü’d-Din Buhârî, Zahire ve Muhit-ı Burhânî sâhibi Burhânü’d-Din Mahmud Buhârî, bunun pederi Sadru’s-Saîd Tâcüddîn Ahmed İbnü’l-Abdülâziz b. Mâze, bunun birâderi Sadru’ş-Şehîd Husâmü’d-Dîn Ömer İbn-i Abdü’l-Aziz b. Mâze ve bunların babaları Sadr-ı Kebir Burhânu’1-Kebîr Burhânü’l-Eimme lâkabını taşıyan Abdü’l-Azîz b. Mâze bunlardandır. Bunlar usûl ve furûda mezheb sâhibine muhâlefet etmezler. Yalnız hakkında mezhebte bir rivâyet bulunmayan yeni hâdiseler hakkında mezheb imamının çizdiği esaslar dâhilinde onun usûlüne göre ictihad ederler. Mes’elenin hük­münü bildirirler.

4 — Tahric Erbâbı: Bunlar fıkıhta büyük meleke sâhibi olan fakihlerdir. İctihad edemezler, ancak mezhebin usûl ve kavâidini, fıkhın mes’elelerini kavramış ol­duklarından, o mezhebin müctehidlerinden nakl olunup da birkaç türlü anlaşılma ih­timâli olan bir kavli açıklarlar. İhtimâli kaldıracak şekilde îzah ederler, Kezâ mez­hepte haklarında hüküm bulunmayan yeni mes’elelerin hükmünü mezhebin usûl ve kavâidine göre bulup çıkarırlar. Cessâs, Ebû Bekr Râzı, onun talebesi Ebû Abdillâh Cürcânî gibi. Tahric, fıkıhta bir merhale ve hamledir. Ancak sonraları maalesef bu da durmuştur.

5 — Tercih Erbâbı: Delillere bakarak mevcud kavülerden ve rivâyetlerden bi­rini diğerine tercih etme kudretini hâiz olan fakîhlerdir. Bunlar delilleri incelemeye ve mukayeseye ehildirler. Fakat tahric ashâbı derecesine yükselememişlerdir. Bun­lar mezhebin hükümlerini bellemişlerdir. Bu cihetle bir mes’ele hakkında mezheb imamlarının muhtelif görüş ve kavillerini süzüp onlardan birini seçerler. Halkın ihtiyâcına daha uygun, örf ve âdete daha yaraşır olanını alırlar. Bunlar bu tercih işini yaparken, şu tâbirleri kullanırlar; “Rivâyeten sahih veya eslâh olan budur. Kıyasa erfaktır, nâsa evfaktır, ahvat olan budur.”. Muhtasar-ı Kudûri sâhibi Ebu’l-Hüseyn Kudûrî, Hidâye sâhibi Şeyhü’l-İslâm Burhânü’d-Din Merginânî, Fethu’l-Kadîr sâhibi Kemâlü’d-Dîn İbn-i Humâm.. Tercih erbabından sayılırlar. Bâzıları ise bu üç zâtı mes’elelerde ictihad kudretini hâiz olan III. tabakadan, sayarlar. Eserlerindeki tetkikat bunu gösterir.

6 — Ashâb-ı Temyiz: Tercih edecek kudrete hâiz olmayıp, yalnız mezhebteki zâhir-i rivâye ile nâdir-i rivâyetleri birbirinden ayırt edebilecek ve kuvvetli kavil ile zayıf kavli temyiz edecek iktidarda olan fakihlerdir. Bunların, mezhebin delillerini tetkik ve tetebbu’ husûsunda noksanları bulunduğu gibi, delilleri îzah ve mes’eleleri beyan husûsunda tercih erbâbı kadar nüfuz-u nazara mâlik olmadıklarından muhtelif kavilleri yekdiğerine tercihe yeterli sayılmazlar. Ancak mezhebin ana kitaplarını te­tebbu’ ve mezhepte mevcud kavilleri, birbirine muhalif düşen rivâyetleri bellemiş ol­duklarından, mezhebin kitaplarında kimin re’y ve görüsü olduğu tasrih edilmeyen çe­şitli kavillerden hangilerinin zâhir-i rivâye, hangilerinin nevâdirden olduklarını, bun­lardan hangilerinin tahrîc edilen kavillerden bulunduklarım fark ve temyiz ederler. Görülüyor ki, temyiz ashâbı tercih erbâbı gibi mezhebin kavillerini bellemişlerdir. Fakat delillerin rûhuna ve İnceliğine nüfûz etme husûsunda tercih erbâbı mertebesine ulaşamamışlardır. Hem delilde, hem hükümde mukallid derecesindedirler. Tercih er­babı ise yalnız delilde mukallittirler. Mütûn-i erbaa: kaynak vazifesi gören 4 metin adı ile marûf olan “Kenz, Muhtar, Vikâye, Mecma’ ” sâhipleri bunlardandır. Kenz’in sâhibi; Ebu’l-Berekât Hâfızü’d-Dîn Nesefî, Muhtar’ın sâhibi: Ebu’l-Fazl Mecdüddîn Mevsilî, Vikâye’nin sâhibi; meşhur Sadru’ş-Şerîa’nın atası Tâeü’ş-Şeria Mahmud Buhârî, Mecma’ın sâhibi; Muzafferü’d-Dîn İbn-i Saatî’dir.

İnsafla düşünülürse bu zâtlar gerek usûl ve gerekse furuda mahâret sâhibi büyük âlimlerdir. Bu bakımdan bunları delil ve nazara ehil olmıyanlardan saymak biraz insafsızlık olur. Bunlar İlmi kudretleriyle mütenâsip olarak, hiç olmazsa, tercih erbâbından sayılmalıdırlar. Bâzı ulemâ Kenz sâhibi Hâfızü’d-Dîn Nesefî’yi mezhebte müctehid olanlar tabakasından saymaktadırlar. Bundan maksatları onu tahrîc erbâbı arasına koymaktır.

7 — Mukallid-i Mahz: Bunlar sırf taklit erbâbındandırlar. îctihad kudretleri yoktur. Kavilleri tercih ve temyiz de edemezler. Bunlar hakikatte fukahâ tâbirine bile giremezler. En büyük meziyetleri binlerce fıkıh mes’elesini hıfz etmek, yaş - kuru bakmaksızın buldukları mes’eleleri eserlerine dere etmektir. Bunlar hâfızalarına bir­çok mes’eleleri yığmışlardır. Fakat onların delillerini inceleyip hükme varmamış­lardır. Bunlar fâkîh değil, fıkhı taşıyan kimselerdir. Ezberledikleri mes’eleler delil­den mücerret, kuru nakilden ibârettir. Mes’elelerin kâillerini bile zikretmezler. “Kıyle” deyip geeçrler. Kitaplarını kendilerinden öncekilerden toplarlar. Son devrin en yaygın müracaat kitabı olan “Reddü’l-Muhtâr” bu kabil eserlerdendir. Bunlardaki ta’liller, hükümlerin illetlerini beyan çabaları, hakikî deliller olmayıp cedel nev’inden sözlerdir. Belki de mezheb sâhibinin hatır ve hayâlinden bile geçmeyen şeyleri söylerler. Bunlar sahih, gayri sahîh seçmeden bulduklarını toplamışlardır. İbn-i Ke­mâl bunları “Hâtıbu’l-Leyl” gece karanlığında odun toplayan oduncuya benzetir. Eline ne geçerse, sağlamını çürüğünden seçmeden toplarlar. Hicrî 800 senesinden sonraki Hanefi fukahâsının çoğu bu cümledendirler.

ŞÂFİÎLERİN TAKSİMİ:

Şâfiller kendi fakihlerini: Müstakil Müctehid, Müntesib Müctehid, Mezhebte Müctehid, Fetvâ veren Müctehid olmak üzere 4 tabakaya ayırırlar.

İlk İkisi Müctehid-i Mutlaktır, son ikisi de Müctehid-i Mukayyedtir. Bunları Hanefiyyenin taksimi ile karşılaştırırsak: Müstakil Müctehid, Hanefilerin dînde müctehid dediklerine; müntesib müctehid de, Hanefîlerin mezhebte müctehid dedik­lerine diyorlar. Şafillerin mezhebte müctehid dedikleri ise Hanefîlerin mes’elelerde ictihad edenle tahrîc erbâbı dediklerine tekabül ediyor. İki sınıf, Şâfiilerde birleşiyor. Fetvâda müctehidler ise tercih erbâbı karşılığıdır. Temyiz erbâbiyle mukallid-i mahzları Şafiîler fukahâ zümresinden saymazlar. Şafiîlerin taksimini izâh edelim:

1 — Müstakil Müctehid:

Bütün fıkhî mes’elelerde mutlak surette ictihad kudretini hâiz olan kimsedir. 4 mezhebin imamları olan; Ebû Hanife, Şâfiî, Mâlik, Ahmed İbn-i Hanbel bunlardan­dır, Bunların kendilerine mahsus ictihad usûlleri vardır.

2 — Müntesib Müctehid:

Bu da bütün dînî mes’elelerde mutlak sûrette ictihad kudretine hâizdir. Ancak ictihad husûsunda başka bir müctehld-i müstakilin usûlüne uymuştur. Başka bir müctehide intisab ettiğinden müntesib müctehid sayılır. Re’y ve ictihad bakımından bunun müstakil müctehidden farkı, aşağı kalan bir yeri yoktur. Kendinden önce gelen bir mutlak müctehidin İctihad usûlüne tâbî olduğundan ondan ayrı sayılmış­tır. Bu mânâda inttsab, ictihâd-ı mutlak’a mâni değildir. Müntesib müctehid de mutlak müctehid gibi delilleri eleştirip münâsip ve muvâfık bulduğunu seçer. Yani delilde tasarruf hakkı vardır. Bu itibarla İntisab ettiği müetehid-i mutlakın bâzı ka­villerine muhâlefet edebilir. Ona muvâfakat ettiği yerlerde ise onu taklit ettiğinden değil, ietihadlarının birbirine uygun düşmesi ve reylerinin birleşmesinden ona tâbt olmuş olur. Şâfiî fukahâsından; Kaffâl-i Sagîr, Ebû Bekr Mervezî, Ebû İshak Şîrâzi, Kadî Hüseyin nâmiyle ma’rûf Şeyh Ebû Alî Mervezî; Biz, İmâm-ı Şafiî’nin mukal­lidi değiliz. Re’yimiz onun re’yine tevâfuk etmiştir, demişlerdir. Bir müntesib müctehidin mezheb sâhibine muhâlefet ettiği mes’eleler muvâfakat ettiklerinden çok olursa, Şâflîlerin usulünce, o müctehidin kendi ictlhadları “Teferrüd ederek mezheb sâhibinden ayrıldığı hususlar” Şâfiî mezhebince amel edilecek kavillerden sayılmaz. Mezhebin kavilleri addolunmaz. Başka bir mezheb kavilleri gibi tutulur. Buna göre Cem’u’l-Cevâmi’ sâhibi İbn-i Sübkî’nin Tabakat-ı Kübrâ’sında “4 Muhammedler” nâmiyle anılan Muhammed İbn-i Cerîr Tâberî, Muhammed İbn-î Huzeyme Nişâbûrî, Muhammed İbn-i Münzir Nişâbûrî, Muhammed İbn-i Nasr Mervezî aslında Şâfiî mez­hebi müntesiplerinden olduğu halde yaptıkları ictihadlarında İmam Şâfii’ye muhale­fetleri, muvâfakatlarından çok olduğu için bunların ictihadları Şâfiî mezhebi kavil­lerinden sayılmamış, Şâfiî kitaplarına alınmamıştır. Bu 4 Muhammedler mutlak müctehid derecesinde sayılmışlar, Şâfiî mezhebi ile ilişiklerini kesmişlerdir. Birer müstakil mezheb sâhibi sayılmışlardır. İbn-i Cerîr-i Tâberî’nin ve Huzeyme’nin fıkıh­taki mezhebleri uzun sürmemiş, münderis mezheblerle birlikte sönüp gitmişlerdir.

Bu husûs Maliki mezhebinde de böyledir. Müntesib müctehid mertebesinde bu­lunan bir müctehidin teferrüd ettiği, mezheb imamından ayrıldığı mes’eleler ve ictihadları Mâliki Mezhebinin kavillerinden sayılmaz. Ahkâmu’l-Kur’ân sâhibi Kadî İbn-i Arabi Ebû Bekr ve İbn-i Abdilber, Mâliki fukahâsmdan sayılmakla berâber, bun­lar mutlak ictihad derecesine ulaşmış olduklarından bunların teferrüd ettikleri kaviller Mâliki mezhebinden sayılmaz. Fakat Şâfiî ve Mâliki mezhebleri hakkında câri olan bu usûl, Hanefî mezhebinde böyle olmamıştır. İmâm-ı Ebû Yûsuf ile İmâm-ı Mu­hammed b. Hasan Şeybânî, üstadları İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’ye mezhebinin 2/3 mes’elelerinde, hattâ bâzı usûl ve kaidelerde muhâlefet ettikleri halde, onların İmâm-ı A’zam’a muhâlif düşen bu ictihadları Hanefî mezhebinin kavillerinden sa­yılmış, Hanefî mezhebi dışında tutulmamıştır. Bunun sebebi, bu iki imamın haddi zâ­tında Hanefî mezhebinde hakk-ı tesisleri vardır. Şâh Veliyu’llâh Dehlevi’nin dediği gibi, Hanefî mezhebi aslında üç imamın mezhebinden mürekkeptir. (Ebû Hanife, Ebû Yûsuf, İmâm-ı Muhammed). Üç İmamın kavilleri İmâm-ı Muhammed’in kitaplarında toplanmıştır. Bu sebeple İmâm-ı Muhammed’e: Hanefi mezhebinin muharriri, denir. İmâm-ı A’zam’a “İmâm-ı Evvel”, Ebû Yûsuf’a “İmâm-ı Sânî”, Muhammed’e “İmâm-ı Sâlis”, üçüne birden üç imam denir. I. ile II. ye Şeyhayn, II. ve III. ye İmâmeyn veya Sâhibeyn, I. ve III. ye Tarafeyn, denir. Çok kez bunlarla görüşleri üstadlarınınkine tercih edilir. Ebû Yûsuf uzun müddet kadılıkta bulunduğundan tecrübe sâhibi bir tatbikatçı sıfatiyle: “Ahkâm-ı Kazâ”, muhâkeme usûlüne taallûk eden mesele­lerde onun sözü mûteber tutulur.

3 — Mezhebte Müctehid Olanlar:

Bunlar mezhebin usûl ve kaideleri dâhilinde ictihad ederler. Mezhebin sâhibine muhâlif ictihatta bulunmazlar. Mezhebte sarih bir kavil bulunmayan yeni hâdisele­rin hükmünü beyân için ictihad ederler. Hattâ bu husûsta çok defa yeni içtihada git­meyi terk edip tahrîc yoluna giderler. Bunlar mezhebin usûl ve kavâidine bağlı olduk­larından bâzan muhâlif olan kavilleri bile mezhebten sayılır. Bunlara ehl-i tahrîc ve ashâb-ı vücûh da denir.

4 — Fetvâ Veren Müctehidler:

Hanefîlerin tercih erbâbı dedikleri müctehidlerdir. Mezhebte birbirine zıt olan kavillerden birini tercih edip, onunla fetvâ verme selâhiyetini haizdirler. Bunlar de­lillerden hüküm alma iktidârında değildirler. Mezhebte mütebahhir, geniş bilgi sâhibidirler. Deliline bakarak bir kavli diğerine tercih ehliyetini hâizdirler. İşte Hanefiyyenin 7 tabakasına mukabil Şâfiîlerce müctehidler böylece 4 dereceye ayrılmıştır.