Makale

Hasan Şakir Sancaktar

Hasan Şakir Sancaktar

Hamdi Mert
Diyanet İşleri Emekli Başkan Yardımcısı

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğinden emekli Hasan Şakir Sancaktar hocamızı 20 Eylül 2012 Perşembe günü kaybettik ve hayırlı “cuma” günü onu toprağa tevdi eyledik. Ruhu şad olsun.
İnsanlar fani vücutlarıyla değil; sadaka-i cariye hükmündeki salih amelleriyle yaşarlar. Hocamız kendisini ebediyen yaşatacak çok sayıda kalıcı hatıralarla aramızdan ayrıldı. Duamız, Cenab-ı Hakk’ın vasi rahmeti ile buluşmasıdır.
Kendisini Ankara Müftüsü iken yakından tanımıştım. Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı idim ve tereddüt ettiğimiz dinî meseleler konusunda sürekli danıştığım bir kişi idi. Diyanet’in üst kademeleri, dahası “Din İşleri Yüksek Kurulu” üyelerimiz için de öyle idi.
Kulun kula şehadeti caiz ise, cenazesinde bulunamadığım hocamızla bizzat yaşadığım çok sayıda örnekler arasından iki hatıramı -helâllik babında- paylaşmak istiyorum:
1980’li yıllardı. Diyanet İşleri Başkanımız hac dolayısıyla Hicaz’da bulunduğu için kendilerine vekâlet ediyordum. Bir gün odama giyimli-kuşamlı bir zat geldi. Ankara 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi Reisi imiş. Hukuk Fakültesi son sınıfında okuyan kızı, aynı sınıftan bir erkek arkadaşı ile anlaşmış ve konuyu ailesine açarak nişanlanmak istediğini söylemiş. Çocukların ısrarı üzerine ise nişan yüzükleri takılmış.
Hâkim Bey’in yaşlı annesi, nikâh kıyılmadan kız torununun nişanlısıyla gezip-tozmasına rıza göstermeyince, düğünü ileride yapmak üzere bir de “dinî nikâh” kıymışlar. Gel-gör, nişanlıların anlaşması uzun sürmemiş ve nişanlı kızımız babasının kapısına dayanarak, nişanın bozulması konusunda ısrar göstermiş. Zira dinî nikâhlı nişanlısının köyde oturan ailesiyle ilk görüşmesinde, bu aileye karışamayacağının kesin kararına varmış.
Az rastlanan bir durum. Resmî nikâh olmadan dinî nikâh kıymanın Türk Ceza Kanunu’nda yasak olması bir yana, hukukçu damat adayımız, nişanlısını cezalandırmak üzere “Talak hakkımı vermem!” diye ısrar gösteriyormuş. Tarafları ikna edemeyen Hâkim Bey’in içine düştüğü sıkıntıyı lütfen düşününüz.
Kendisini “Din İşleri Yüksek Kurulu” üyeleri ile görüştürmek istedim. Meğer Hâkim Bey oradan geliyormuş zaten. Aklıma Ankara Müftümüz Hasan Şakir Sancaktar geldi ve kendisini telefonla arayarak, konuyu anlattım. Bana kızın ayrılma isteğinin sebebini sordu. Gerekçeyi duyunca ise, Hâkim Bey’in kendisine uğramasını söyledi.
Mesele halledilmişti. Meğer nikâhtan sonra ve zifaftan önce taraflar arasında “Küfüv/denklik” bulunmadığı ortaya çıkarsa, fıkıh hükümlerine göre -erkeğin rızası olmasa da- hanımın isteği üzerine “Kadî” tarafları boşayabilirmiş.
Hocamızın fıkıhtaki bu mümeyyiz vasfını ilk defa işte böylece anlamıştım. Bilahare başka sıkıntılarımızı da giderdi. Bunlardan biri “Toplu vekâletle kurban kesimi” idi.
Bu konudaki hatıram da şöyle:
1980’lerin sonu ve “Kurban Bayramı”na yakın günler. Bulgaristan’da isim ve kimlik değiştirmeye zorlanan soydaşlarımız “Utanç Treni” adını taktığımız trenlerle katar-katar Türkiye’ye akıyorlar. Başbakanlık, Diyanet’le istişare etmeden, bir basın toplantısı ile halkımızı soydaşlarımız için “Kurban bağışı”na davet ediyor. Televizyon, Başbakanlığın bu davetini belli aralıklarla biteviye ilan ediyor ve kesimin dinî kurallara uygunluğunun sağlanması için Diyanet İşleri Başkanlığı’nı görevlendiriyor. Halk seferber olmuş, on binlerce kurban bağışı haberleri geliyor.
Diyanet olarak, “Toplu vekâletle kurban” kesimi konusunda tereddüde düştük. Başkanımız Tayyar Altıkulaç ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanımız İrfan Yücel hac dolayısıyla yurtdışındalar ve makamları geçici vekillerin omuzlarında. Vekâlet verenlerin tek-tek isimleri anılmadan vekâletle topluca kesim caiz mi? Fıkıhta yeri olmayan bir dinî uygulama ile Diyanet’in amme önünde zor duruma düşmesi söz konusu…
Bu konudaki tereddütlerimizi de zamanın Ankara Müftüsü Hasan Şakir Sancaktar Hocamız’ın giderdiğini bugün gibi hatırlıyorum.
Merhum hocamız, bu birikimi sebebiyle bilahare Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine getirilmişti.
Bilgisine ve kendisine güvenen, fetvalarına itimat edilen, sözü tok, şahsiyet olarak ise dik duran bir kişilikti. Biz ona şahidiz. Eminiz ki, “Kiramen Kâtibin” melekleri de ona şahittir. Allah’ın rahmeti onunla olsun…
Güle-güle koca dev adam!...