Makale

Kutlu Gece MEVLİD KANDİLİ

ŞÜKRÜ ÖZBUĞDAY / Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

Kutlu Gece
MEVLİD KANDİLİ

Temmuz 1998 Pazar akşamı Mevlid Kandilidir. Yani sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in, ay takvimine göre, doğduğu gecedir.
Hz. Peygamber, kameri aylardan Rabiu’l-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi Mekke’de dünyaya gelmiştir. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı nisan ayının yirmisine rastlamaktadır.
Yeryüzünde önemli gelişmelere sebep olan, insanların gönlüne ferahlık, düşüncelere berraklık kazandıran bu kutlu doğum insanlık tarihinin en mühim hâdiselerinden biridir, çünkü O’nun dünyaya geldiği devrede, dünyanın üstünü kalın siyah bulutlar kaplamıştı. Dünyada insanın en muhtaç olduğu şey huzur ve sükun, asâyiş ve emniyet kalkmış gibiydi. Dünyanın birçok köşeleri kanlı boğuşmalara sahne oluyordu. Cihanın ıslâhı bir Peygamberin zuhuruna muhtaçtı. Yahûdî ve Hıristiyan dinlerinin müjdelediği (1) âhir zaman Peygamberine müteveccihti. Bütün dünya, zulmet içinde bu halâskârın zuhurunu dört gözle bekliyordu.
İşte Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) böyle bir zamanda dünyaya gelmişti. Bu gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı; insanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneşi ve hidâyet meşalesi olan Sevgili Peygamberimizin doğumu, Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir.®
Büyük şair Mehmet Akif ERSOY "Bir Gece" başlıklı şiiriyle bu muazzam ve mübarek olayı şöyle tasvir eder.
On dört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin o ne hüsrandı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!
Nerden görecekler? Göremezlerdi tabii:
Bir kerre zuhur ettiği çöl en sapa yerdi;
Bir kerre de, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi,
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta-,
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdil Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zeminin,
Salgındı, bugün Şark’ı yıkan, tefrika derdi,
Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o mâsûm,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
Alemlere, rahmetti, evet, şer’-i mübini,
Şehbâlini adi isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sahipse, onun vergisidir hep;
Medyun ona cemiyeti, medyûn ona ferdi.
Medyundur o mâsûma bütün bir beşeriyyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.(3)
İşte böyle bir anda, Kur’an ifadesiyle, "Alemlere rahmet olarak gönderilen”(4) Muhammed (s.a.s.), Alemlerin Rabbin- den insanlığa hitab ile geldi ve asırlara sığmayacak inkılabla- rı birkaç sene içinde gerçekleştirdi. Arabistan yarımadasında âbideleşen zulüm birkaç yılda yıkıldı. Evlâtlarını diri diri toprağa gömen babalar, O’na ve getirdiğine iman ettikten sonra mükemmelleştiler; dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. Ünlü şâirler, O’nun getirdiği Kur’an’ın önünde ihtiram durdu. Hükümdârlar O’na hizmetkâr olmak istediler. O’na ümmet olma şerefine hükümdârlık imtiyazını terk ettiler.
İnsanlar O’nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı. Bir zamanlar üç kuruş menfaati uğruna cinâyet işleyenler O’nun talimatıyla mallarını fakire sadaka verdiler.
O, zengini fakirin, kuvvetliyi zayıfın yardımına koşturdu. O, ruhları coşturdu. Düşman kavimleri, nesep kardeşliğinden daha güçlü, daha sıcak duygularla birleştirdi. Ve O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâle- ti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saadet asrı olup çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O çağlar ötesiyle kucaklaştı.
Tarık bir Ziyâd’lar, Selâhaddin Eyyûbiler, Celaleddin Har- zemşahlar, Alparslanlar, Gazi Osmanlar, Fatihler, Selimler, Sü- leymanlar, Akşemseddinler, Gürâniler, Geylâniler, Gazâliler, Mevlânalar, Yunuslar, Uluğ Beyler O’nun sevdasıyla yanıp , sevda yolunda ebedileştiler. Yol üstündeki bağlardan kopardıkları üzüm salkımlarının yerine altın bağlayan ordunun ilham kaynağı o idi. Fatih’e İstanbul’u fethettiren cehdi aşılayan o idi.
Hz. Muhammed (s.a.s.) bir elçidir, bir Rasûldür, bir muallimdir. Vazifesi, Kur’an ve kâinatı delil göstererek insanlara yaratıcısını tanıtmaktır. Yaratıcı’nın isim ve sıfatını öğretmektir. Öğrenmek ve öğretmek. Öğrenmek için Rabbi O’na ilk vahiyde ilk hitapta "Oku!"(5) buyurdu. Böylece okumak, öğrenmek ve öğretmek her Müslüman’ın üzerine mukaddes vazife oldu. İnsan buna memur; kendinden başlayarak kâinat kitabını okumaya tefekküre ve nihayet baktığını görme melekesi kazanıp Rabbine bağlanmaya...
O zat-ı Nûrâninin getirdiği nur, dünya tarihine “Asr-ı Saadet" olarak geçti. O’nun gelmesiyle dünya tarihine nûrânF, pırıl pırıl tertemiz bir sayfa açıldı. Adalet, hukuk, insanlık, ahlâk, muâvenet, dostluk, kardeşlik sayfası.
Adetlerini ve alışkanlıklarını muhafaza etmekte son derece tutucu, son derece fanatik, son derece egoist ve menfaatperest bir toplumda, atalarından tevarüs ettiklerini amansız bir katılıkla sürdüren, çocuklarını canlı canlı gömerken bile ruhunda küçücük bir rikkat titreşimi meydana gelmeyen insanları gergef gibi işledi ve kısa zamanda vahşetten medeniyete ulaştırıp, Endülüs yoluyla Avrupa’ya muallim eyledi.
Katı kalpli insanlar O’nunla ve getirdikleriyle tanışınca, karıncayı incitmekten dahi çekinir oldular. Geleneklerinden, dinlerinden, putlarından bir sözle koptular. Şarabın haram olduğu bildirildiğinde sokaklardan günlerce şarap aktığını İslâm tarihi kaydeder.
Şahsî çıkarı için başkalarının hukukunu çiğnemekte bir beis görmeyenler, O nura muhatap olduktan sonra yalnız insanların değil, hayvanların hakkını-hukukunu bile gözettiler. Bütün servetlerini Allah yolunda sebil ettiler.
Zengin fakirin, hür kölenin, güçlü zayıfın, erkek kadının, ’ çocuğun himayecisi oldu. Zulmün yerini hak, hukuk, adâlet, istibdâdın yerini hürriyet, yalanın yerini doğruluk, ahlâksızlığın yerini iffet, menfaatin yerini yardımlaşma aldı. Böylece hayat mücadeleden ibâret sayılmaktan kurtulup bir muâvenet haline geldi.
Kadının insandan sayılmadığı bir toplumda kadın hakları doğdu. O, kadına nasıl davranılması gerektiğini bütün hayatıyla örnekledi. O, her devrin inançlı insanına hem önder oldu, hem örnek oldu.(6)
Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) kendinden önceki Peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bü- ’ tün insanlığa Peygamber olarak gönderilmiştir. O’nun diğer Peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyurulmaktadır: “(Ey Muhammed!) Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."(Z)
Doğum yıldönümünde, O’nu anarken, akla gelmesi gereken ilk şey, O’nun Kur’an-ı Kerim’de övülmüş olan yüksek ahlâkıdır.® O’nu Yüce Allah, terbiye ettiği için bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huyların hepsi O’nda toplanmıştı. Ahlâkının güzelliğini kendisine inanmayanlar bile takdir ediyordu.
Kur’an-ı Kerim, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah’a ve âhiret gününe inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmektedir.(9) O’nu örnek almak, Kur’an’a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (R.A.)’nın ifadesiyle O’nun ahlâkı Kur’an’dı.(10)
Alemlere rahmet olarak gönderilen aziz Peygamberimizin, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, İlâhiler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli değildir. O’nun doğumunu anmaktan asıl maksat, evrensel olan risâletini, yüksek ahlâkını, faziletini, adalet ve doğruluğunu hatırlamak ve bunları hayatımızda uygulama azmini tazelemektir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmakta- dır: "(Ey Muhammed!) De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”(11)
Bu âyette de belirtildiği gibi, Alah’ı hoşnud etmek, O’nun Peygamberine uymak ve O’nu örnek almakla mümkündür.
Mevlid Kandilinin, cennet vatanımızın refah ve saadetine, necip milletimizin birlik ve beraberliğine ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.

1. Saff, 6.
2. A. Himmet BERKİ, Osman KESKİOĞLU, Hatem’ül-Enbiya Hz. Muhammed ve Ha
yati; D.İ.B. Yayını Ankara 1991, S.5-35.
3. M. Akif ERSOY; Safahat, D.İ.B. yayını, Ankara 1992, S:422.
4. Enbiyâ; 107.
5. Alak; 1-5
6. Yavuz BAHADIROĞLU; 1989 Yılı Kutlu Doğum Haftasında Sunduğu Tebliğinden
(Kutlu Doğum I, T.D.V. Yayını, Ankara 1990, S:176-178).
7. Sebe’. 28
8. Kalem; 4.
9. Ahzâb; 21
10. Müslim-, Misafirin, 139.
11. Al-i imrân-, 31.