Makale

Rabbim, Senin dinine nasıl hizmet edebilirim?

RÖPORTAJ

Rabbim, Senin dinine nasıl hizmet edebilirim?

Röportaj: Halime Demireşik

Jacquline Hanım, kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
İsmim, Melek Zeynep Oyludağ. Müslüman olmadan önceki adım Jacquline Oyludağ. 17 yıl önce İslam’ı seçmiş bir Amerikalıyım. 6 çocuk annesi, 1 torun sahibi evli bir hanımım. Şu anda Amerika’nın Oklahoma eyaletinde yaşamaktayım.
9 yaşında bir kızken banyoya girip kapıyı kapatır, havluyu başıma örter, aynaya bakardım. Bu, ruhuma haz verirdi. Birileri bana Allah’ın kilisede yaşadığını söyledi. Bunun için ben de sık sık kiliseye gidip Allah’la başbaşa olmak isterdim. Bir gün yine kilisede yapayalnız Allah’ı düşünüyordum. Annem beni aramış, her zamanki gibi kilisede bulmuş. Yaşım küçük olduğu hâlde kiliselerin papazlarına zor sorular sorardım. Çoğu zaman cevap veremezlerdi.
İslamiyetle ilk defa nasıl tanıştınız?
İslam’ı ilk duymam, beş-altı yaşlarındayken oldu. Gittiğim okulda bir Müslüman çocukla tanıştım. O çocuğun annesi ve teyzesi markete giderken onları ağaçların arkasından gizlice izlerdim. Benim gözümde onlar korunmuş birer melek gibiydiler.
Ergenlik çağımda hiç kiliseye gitmez oldum. Çünkü kilise içimdeki boşluğu doldurmuyordu. Sürekli Allah’a dua ediyordum. Ailem pek dindar değildi. Annemle babam, farklı kiliselere mensup olduğundan din hakkında konuşurlar, ben de onları dinlerdim. Lisedeyken din merakımdan dolayı bir din okuluna gittim. Öğretmenimiz Hristiyan bir kadındı ve sürekli İslamiyet’i kötülüyordu. İncillerin hepsini okuduk, ama Kur’an-ı Kerim’den sadece öğretmenin seçtiği bölümler okunurdu. Bu bölümler de daha çok insanın aklında sorular oluşturacak türdendi. Diğer dinleri bilmek istiyordum. Zihnimdeki sorulara sürekli cevap arıyordum. O sıralar bir Yahudi’nin yanında muhasebeci olarak çalışmaya başladım. Onun kızıyla din hakkında çok konuşurduk. Neredeyse Yahudi olacaktım. Ona Hazreti İsa hakkında sorular sorduğumda sorularıma cevap veremiyordu. Yahudiliğin gereklerini yapardı, ama inancı kuvvetli değildi. O dönemlerde Hristiyanlıktaki yanlışları çok iyi biliyordum. Dört elle sarıldığım Yahudilikte de aradığım huzuru bulamadım.
25 yaşında bir restorantta çalışmaya başladım. Orada çalışanların biri Yahudi, biri Yehova Şahidi, bir kaçı Hristiyan, ikisi de Müslümandı. Restoran kapanınca hepimiz oturur, din hakkında konuşurduk. Herkes kendi dinini anlatırdı. İki Müslümandan birinin adı Mustafa, diğeri de onun arkadaşıydı. Mustafa’nın arkadaşı, İslam’ı çok güzel yaşamaya çalışan bir Müslümandı.
Bir gün yine oturduk konuşuyorduk. Mustafa ve arkadaşı, her zamanki gibi İncil ve Hristiyanlık hakkında umursamaz bir tavır takınmışlardı. Ben de onların hâline bakarak İslamiyet’i iyiden iyiye merak etmeye başlamıştım. Mustafa tatil için Türkiye’ye gitme hazırlıkları yaptığı bir zamanda kendisine yaklaştım ve:
“Mustafa Bey, ben sizinle İslamiyet hakkında konuşmak istiyorum.” dedim. O da:
“Benimle dinim hakkında konuşmak istiyorsan önce bizim Kitabımızı okumalısın!” dedi. Ben de kabul ettim. Tatil dönüşü bana İngilizce mealli Kur’an-ı Kerim getirdi. Sonradan fark ettim, İngilizceye çevrilmiş en kötü tercümelerden biriydi. Böyle olmasına rağmen daha Bakara suresini tamamlamadan doğruyu bulduğuma inanmaya başladım. Ve Mustafa Bey’e üç soru sordum:
Birincisi, “Muhammed kimdir?” Hayatımda ilk defa bu ismi, Kur’an-ı Kerim’de görmüştüm. Peygamber olduğunu açıkladı. Ama bu peygamber Araptı. Diğer kültürdeki insanların bunu kabul etmesi zordu. Özellikle biz Amerikalılar için bu imkânsız gibiydi. Fakat o anlattıkça Hazreti Muhammed’i bir peygamber olarak kabul ettim. Onun hayatını okudukça, karşılaştığı zorlukları gördükçe onun, Allah tarafından bir terbiyeden geçirildiğini hissettim. Şimdi de onun ahlakı beni terbiye ediyordu.
İkinci sorum ise, Kur’an’ın Hazreti İsa hakkında ne söylediği idi. Yahudi arkadaşlarıma bu soruyu sorduğumda bir şey söyleyememişlerdi. Hazreti İsa’nın Allah’ın oğlu değil, “Kün: Ol!” emriyle meydana gelmiş bir peygamberi olduğunu anlattı. Zaten ben Hristiyan olduğum hâlde Hazreti İsa’nın Allah’ın oğlu olabileceğini kabul etmiyordum. Şimdi ise aradığımı tam manasıyla bulmuştum.
Üçüncü sorum, “Müslümanların namaz kılarken niye yüzlerini yere koydukları” idi… O ise buna şöyle cevap verdi:
“İnsanların Allah karşısındaki kulluklarının zirvesi, bütün benliğinden kurtulup secdeye kapanmaktır. Bu hâl, gerçek mâbud karşısında kulluğu hissederek O’na yaklaşma arzusudur.”
Sanki duymak istediğim, arayıp durduğum cevaplar bunlardı. Hayatımda pek çok karar vermiştim, ama Müslüman olacağım hiç aklıma gelmezdi. 28. yaş günümde Müslüman oldum ve âdeta yeniden doğdum. 6 ay sonra Mustafa Bey, evlenme teklif etti. Elhamdülillah evlendim. O zamandan beri eşimi ve evliliğimi hiç sorgulamadım, çünkü mutluydum.
Bir gün bir arkadaşımla İncil hakkında konuşuyorduk. O Hristiyandı. Ben Hazreti Meryem ve Hazreti İsa ile ilgili ona bazı bilgiler verdim. O:
“Bunları İncil’den mi aldın?” dedi. Ben de:
“Hayır, bu Kur’an-ı Kerim’de geçen ayetlerdir.” dedim. Oldukça sinirli bir şekilde oradan ayrıldı.
Aileniz Müslüman olmanızı nasıl karşıladı?
İki yıl boyunca Müslüman olduğumu aileme söyleyemedim. Ramazan ayında oruçlu bulunduğum bir sırada ailemi aradım:
“Oruçluyum, Müslüman oldum, çok mutluyum!” dedim. Annem çok ağladı, eşimi suçladılar. Erkek kardeşlerim tehdit ettiler.
Kendileriyle tartışacaktım, oruçlu olduğum aklıma geldi. Onlara:
“Oruçluyum!” dedim ve telefonu kapattım.
Bir gün erkek kardeşim beni örtüyle gördüğünde, onu başımdan çekti ve:
“Bir daha seni bununla görmeyeceğim!” diye bağırdı.
Elhamdülillah, İslam’ı yaşarken başka zorluk görmedim. Yalnız mezhepleri anlamakta zorluk çektim. Ama eşimin arkadaşı internetten bu konuda çok kapsamlı bilgiler indirdi. Ve bu problemi de aştım.
İslam’ı Amerika’da açıklamak kolay. Çünkü her zaman öğrenmek isteyen gruplar var. Özellikle 11 Eylül’den sonra İslam’dan nefret edenler bile araştırıp bir pürüz ve kusur bulamayınca onu kabul etmeye başladılar. Bizim en büyük eksiğimiz, İslamiyet’i doğru anlatan, düzgün çevrilmiş İngilizce kitapların azlığı!... Çünkü ya az bilenler kitap yazmış, bu güzel bir İngilizce ile çevrilmiş ya da iyi bilenler İngilizceye yeterince çevirememişler.
Ben uzun zamandır, Amerika’da yeni Müslüman olanlara İslam’ı anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar Müslüman olmuş ama İslamiyet’i o kadar az biliyorlar ki… Çok basit konularda bile bilgi eksikliği var. Bilen insan, yok denecek kadar az!...
Amerika’da ne tür faaliyetler düzenliyorsunuz?
Kadınlar hapishanesine gidip orada sohbetler düzenliyorum. Türkiye’den döndükten kısa bir süre sonra çocuklar ve kadınlar için Kur’an dersleri başlattım. Bu arada en küçük öğrencim 3, en büyüğü ise 61 yaşındaydı. Amerikalı yeni Müslümanlar için bir sohbet grubu başlattım. Süreyya Anne Vakfı’nı kurdum, bu vakıf çatısı altında çalışmalar yapmaya başladım. Allah’ın inayeti ile meşguliyetlerimi bu noktada yoğunlaştırdım.
Böyle bir vakıf kurmanızın sebebi neydi?
Bir kadın cezaevinden çıktığı zaman, normal hayata dönmekte çok zorlanıyor. Ne parası var, ne mesleği ve ne de bir çıkış yolu. Pek çoğu hayatlarını sürdürmek için eski alışkanlıklara dönmek zorunda kalabiliyor. Bazıları ise, çevrelerinden bir aile desteği bulamadıklarında yine eski kötü alışkanlıklarına dönebiliyorlar.
O yüzden birkaç hanım kardeş bir araya geldik ve böyle bir desteğe muhtaç hanımlara yardım etme konusunda düşüncelerimiz olduğunu onlara ilettik. Düşünmek için biraz zaman istediler. Bir süre sonra bu beş hanım, bana cezaevindeki bu kadınlara yardımcı olmak için ellerinden geleni yapabileceklerini söylediler. İki ay içinde (Ocak 2008), evrakları teslime hazır, tanınmış bir insani yardım organizasyonu oluşturduk. Artık resmî bir insani yardım kuruluşuyduk. Başta Oklahoma olmak üzere, ulaşabileceğimiz her yere ulaşma niyetimiz var. Kapımızı, her türlü ihtiyaç içinde kıvranan bütün kadın gruplarına açtık: Evsizler, hastalar, yeni Müslümanlar, yeni boşanmış veya terk edilmiş kadınlar, seyahat eden kadınlar ve eski hükümlüler… Çok çabuk bir şekilde bu listeye çocukları da eklememiz gerektiğini gördük. Çünkü birçok kadın bize çocuklarıyla birlikte gelmekte…
Okuyucularımıza bir mesajınız var mı?
Türkiye’ye geldiğimde karşılaştığım manzarayla ilgili de birkaç cümle söylemek istiyorum: Türkiye’deki kadınlar hayatları için çok mücadele veriyorlar, lakin aynı fedakârlık ve gayreti ahiretleri için de göstermeliler. Bazen Allah için bazı dünyevi makamlardan, servet ve menfaatlerden fedakârlık gerekebilir.
İkinci önemli problem, çocuk eğitimi. Bu, başlı başına muazzam bir kayıp... İslamiyet’ten habersiz yetişen çocuk, ebeveyni için hayatı zorlaştırıyor. Amerika’da çocukları İslam üzere yetiştirmek zor. Burada “estağfirullah, elhamdülillah, inşallah…” kelimelerini duyuyorlar. Bu bile önemli… Çocuklarımıza, Allah’ın onları devamlı gördüğünü öğretmemiz lazım!.. Evlatlarını, İslam doğrultusunda yetiştirmeyen annelere sesleniyorum: “Çocuklarımız, bilemeyeceğiz bir zamana ve göremeyeceğimiz bir mekâna birer mesajdır.”
Uzun zaman önce bahsedilen zaman ve mekâna göndereceğim mesajın şu olduğuna karar verdim: La ilahe illallah, Muhammedün Rasulüllah!...
Eğer çocuklarım bu mesajı benim için taşırlarsa, kendimi bu hayatta başarılı sayacağım, bunun için buraya geldim. Anne iyi öğrenecek ki, çocuklarına öğretsin. Kardeşlerim size soruyorum:
“Siz, sizden sonrakilere hangi mesajı göndereceksiniz? Sizin insanlara mesajınız ne?”