Makale

Ramazan İklimi ve Helal Kazanç Bilinci

Ramazan İklimi ve Helal Kazanç Bilinci
Doç. Dr. İsmail Karagöz Rehberlik ve Teftiş Başkanı

Ramazan ayı birçok güzelliği içinde barındıran bir aydır. İslam’ın beş temel esasından biri olan oruç ibadeti bu ayda tutulur (Bakara, 2/185.), insanlık âleminin yegâne rehberi olan Kur’an bu ayda indirilmeye başlamıştır. (Bakara, 2/185.) Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi bu ay içersindedir. (Kadir, 87/1-5; Duhan, 44/1-3.)
Ramazan, rızıkların bereketlendiği bir aydır. Bu ayda işlenen bir hayır diğer aylarda işlenen farz bir ibadeti; bu ayda bir farz görevi yapan ise diğer aylarda yetmiş farzı ifa eden kimse gibi sevap kazanır. (Münziri, II, 94–95.)
Ramazan, sosyal yardımlaşma ve dayanışma ayıdır. Bu ay sabır ayıdır, sabır ise hesapsız derecede sevap vaat edilen (Zümer, 39/10.) bir ibadettir.
Ramazan, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma, (Münzirî, II, 94–95.) af ve mağfiret ayıdır. (Buhari, Sıyam, 6; Müslim, Taharet, 17.)
Ramazan; dua, niyaz, ibadet ve sabır ile iradelerimizin eğitildiği, nefislerimizin terbiye edildiği; tövbe ile günahlardan arınıldığı, amel defterinin sevapla doldurulduğu, ahlakın güzelleştirildiği ve Allah’ın rızasının kazanıldığı bir aydır. Çünkü kul, şehevi duyguları, yeme ve içmesi, söz, eylem ve davranışları, aile fertleri, komşuları, akrabaları, varsa işçileri, maiyetinde çalışanları ve diğer insanlarla ilişkilerinde Allah için kendisini disipline etmekte, hayra, iyiliğe ve güzelliğe yönelmektedir. “Âdemoğlunun her ameline on katıdan yedi yüz katına kadar sevap verilir.” açıklamasını yapan Peygamberimiz (s.a.s.), Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Oruç hariç, çünkü oruç benim içindir, onun mükâfatını da ben vereceğim, oruç tutan kimse yemesini, içmesini ve şehvetini benim için terk etmektedir. Oruçlunun iki sevinci vardır. Biri iftar ettiği zaman, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamandır. Oruçlunun ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.” (Müslim, Sıyam, 164.)
Müslümanın ramazan ayının bu güzelliklerinden, nimetlerinden, feyiz ve bereketinden yararlanabilmesi için imanının kâmil, niyetinin samimi, amellerinin salih; söz, eylem ve davranışlarının sünnete uygun, ahlakının Kur’an ahlakı, kazancının, yediği ve içtiğinin helal; iş, görev ve ticaretinde dürüst olması; hilesi ve sahtekârlığının bulunmaması ve ihlaslı olması gerekir.
Kazancı haram, yediği içtiği haram, ahlakı ve davranışları kötü bir insanın duası ve ibadetleri Allah katında nasıl kabul görür? Şu hadis-i şerifte bu husus açıkça ifade edilmektedir: “Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini semaya kaldırarak, ‘Ya Rabbi’ ‘Ya Rabbi’ diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?” (Müslim, Zekât, 19.) Onun için Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de ısrarla helal ve temiz olanlardan yenilip içilmesini emretmektedir: “Ey iman edenler! Eğer Allah’a ibadet/kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin.” (Bakara, 2/172.) “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin.” (Bakara, 2/168; bk. Maide, 5/88; Nahl, 16/114; Taha, 20/81.)
Bir insan hem Kur’an okuyor, hem namaz kılıyor ve oruç tutuyor hem de kazancında helal-haram ve kul hakkı-kamu hakkı gözetmiyor, haram gıdalarla besleniyor, eşi ve çocuklarına haram yediriyor, sofrasında, ikramında, iftarında, zekât, sadaka ve infakında haram bulunuyorsa böyle bir kimsenin ibadetleri Allah katında nasıl değer bulur, nasıl kabul görür?
Başta oruç ibadeti olmak üzere namazımız, okuduğumuz Kur’an, yaptığımız dua ve niyazlar, hayır ve hasenat, zekât ve sadakalar eğer bizi haram ve kötülüklerden korumuyorsa ibadetlerimiz amacına ulaşamamış demektir. Peygamberimiz (s.a.s.), bu hususu şöyle dile getirmiştir: “Kim yalan sözü ve yalan ile iş yapmayı bırakmazsa Allah’ın onun yemesini ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Savm, 8; Ebu Davud, Savm, 25.) Böyle bir oruç ibadetinden istenilen sevap da elde edilemez. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.), “Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasipleri sadece aç (ve susuz) kalmalarıdır. Nice geceleri namaz kılanlar vardır ki onların namazdan nasipleri sadece uykusuz kalmaktır.” (İbn Mace, 21.) buyurmuştur. Hadis-i şerifler; oruç ibadetinin gayesinin insanın edep ve ahlakını iyileştirmek, onu kötülük ve haramlardan, batıl ve haram kazançlardan korumak olduğunu açıkça beyan etmektedir.
Bilmeliyiz ki ibadet sadece namaz ve oruç gibi belli görevleri yapmaktan ibaret değildir. Allah’ın emir ve yasaklarına, helal ve haramlarına uymak da ibadettir. Söz gelimi “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin.” (Nisa, 4/29.) ayetinde ifade edilen “batıl yollardan yemeyin” emrine uyan kimse, tıpkı “Ramazan ayına yetişen oruç tutsun.” (Bakara, 2/185.) emrine uyan kimse gibi ibadet etmiş olur. Çünkü her ikisi de Allah’ın emridir. Üstelik namaz ve oruç gibi ibadet-i mersumelerin, Allah’ın rızasını kazanmanın yanında hırsızlık, faiz, batıl yollardan kazanç ve benzeri haramlardan kişiyi koruma amacı vardır. (Bakara, 2/183; Ankebut, 29/45.) Bu itibarla hem oruç hem haram kazanç ve haram lokma bir arada bulunamaz.
Kumar, hırsızlık, gasp, rüşvet, faiz, yalan, yalancı şahitlik, hile, aldatma, fuhuş ve benzeri her türlü din ve ahlak dışı yollarla elde edilen servet, batıldır, gayrimeşrudur. Nisa suresinin 29. ayetinde meşru olmayan kazanç yolları “batıl” kelimesi ile ifade edilerek evrensel bir ilke ortaya konmuştur. Çünkü haksız kazanç yolları, zamanla ve toplumlara göre değişebilmektedir.
Müşteriye birinci kalite diye ikinci kalite mal vermek, yeni diye kullanılmış mal vermek, eksik tartıp ölçmek, malı fahiş fiyatla satmak, hile ve desiselerle devlet malını zimmetine geçirmek, her türlü yolsuzluk; işçi ve memurun görevini ihmal ve terk etmek suretiyle hak etmeden aldığı ücret, işverenin çalışanlara hak ettiği ücretlerini, devlete vergisini, fakire zekâtını vermeden ve kalitesiz mal üretip pahalıya satarak elde ettiği servet, kurum ve devletten aldığı krediyi geri vermeyen; tükettiği suyun, elektriğin ve doğal gazın bedelini ödemeyen kimsenin kazancı gayrimeşrudur, haksız kazançtır, haramdır. Meşru olmayan yollardan elde edilen kazanç ile gıda maddelerini yemek de haramdır, aynı şekilde serveti içki, kumar, uyuşturucu, fuhuş ve benzeri gayrimeşru ve haram yerlere harcamak ve malı-mülkü israf etmek de meşru olmayan harcamadır, haramdır.
Batıl yollarla servet edinmek ve onu gayrimeşru yerlerde harcamak günah bir davranıştır. Bu husus Bakara suresinin 188. ayetinde şöyle ifade edilmektedir: “Aranızda mallarınızı batıl yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları yönetme, hüküm ve karar verme konumunda olanlara (rüşvet olarak) vermeyin.”
“Malı batıl yolla yeme” tabiri; sadece yemeyi ve içmeyi değil her türlü harcama, faydalanma ve tasarrufu da ifade eder. (Rağıb, s. 20.) Bir malın haram olması, ya kendisinde bulunan bir illet ya da elde edilmesinde bulunan gayrimeşruluk sebebiyledir. Dolayısıyla Nisa suresinin 29 ve Bakara suresinin 188. ayeti; domuz eti, akmış kan, ölmüş hayvan eti, çalıntı mal, zehirli ve sağlığa zararlı gıdalar; alkollü içecekler, katı ve sıvı uyuşturucular ve sağlığa zararlı olan her türlü içeceklerin haramlığına da işaret etmektedir. (Yazır, I, 677-678, II, 1341-1343.)
Kur’an’da “batıl”, “haram” ve “günah” yollarla servet edinme, serveti haram yollara harcama ve haram şeylerin yenilmesinin yasaklanmasına karşılık “iyi”, “temiz” ve “helal” şeylerin yenilmesi emredilmektedir. Malı, mülkü, serveti ve parayı haram yollardan kazanmak haram olduğu gibi, haram yollara harcamak ve israf etmek de haramdır. Yüce Allah, “Yiyin, için fakat israf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez.” (A’raf, 7/31.) buyurmaktadır.
Sonuç olarak; evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennem azabından kurtuluş, bereket, irade eğitimi, bilinçlenme, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, Kur’an, dua, zikir ve oruç ayı olan ramazan ayında; haram kazançtan, haram lokmadan, israftan, kötü söz eylem ve davranışlardan uzak durabilmek için azami gayreti göstermeliyiz, ramazan bilincine erebilmeli, hem oruçlu hem haramzade, hilekâr ve sahtekâr konumunda olmamalıyız. Peygamberimizin şu evrensel mesajını aklımızın bir köşesinde tutmalı ve hayatımızda etkin kılmalıyız: “Ey insanlar! Allah’a karşı gelmekten sakının (takva sahibi olun), rızkı güzel bir şekilde kazanın, çünkü hiçbir kimse biraz gecikse bile rızkını tamamen almadıkça ölmeyecektir. Allah’a karşı gelmekten sakının, rızkı güzel bir şekilde elde edin; helal olanı alın, haram olanı bırakın.” (İbn Mace, Ticaret, 2.)