Makale

AHİRET İNANCIMIZ VE YENİDEN DİRİLİŞİN BELGELERİ

HASAN ARAL, / Din Kült, ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

AHİRET İNANCIMIZ VE YENİDEN DİRİLİŞİN BELGELERİ

İslam’da “Amentü Cümlesinde topladığımız iman esaslarından bir tanesi de ahiret gününe, öldükten sonra Allah’a hesap vermek üzere yeniden dirilmenin gerçek olduğuna inanmaktadır. Müslümanın inanç dünyasında kabre konulmak, “yok olmak” demek değildir. Evreni oluşturan şeyler ezeli olmadığı gibi, ebedi de değildir. İnsan da bu varlık dünyasının bir parçası olması sebebiyle aynı kurala tabidir. Evet, insan bu dünyada ebedi kalmak için yaratılmış bir varlık olmadığı gibi, ölüm ötesi hayatta kendisine lâzım olacak hazırlığı yapmakla da mükelleftir. Her gün, her saat, her dakika binlerce yaratılış ve yok oluşa sahne olan yeryüzü, mahalle camiinin minaresinden, belediye hoparlöründen yapılan ölüm anonsları, selvileriyle, dikilmiş, yıkılmış mezar taşlarıyla kabristanlar, kulakları tırmalarcasına hep bu gerçeği haykırmaktadır.
Ahiret terimi sözlükte, son, sonra olan, ölümden sonraki hayat, sonunda bir şey elde etmek gibi anlamlara gelir.
Terim olarak, kıyamet, mahşer ve Allah huzurunda hesaba çekildikten sonra insanı cennet-cehennem olmak üzere iki şekilden biriyle kuşatacak ve sonsuza dek sürecek olan hayatın adıdır.
Ahiret gününe iman konusunda Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de me- alen şöyle buyurmaktadır: "Yine onlar sana indirilen (Kur’an)’e ve senden önce indirilene iman ederler ve ahirete de kesin olarak inanırlar."’11 “Allah’a ve ahiret gününe iman edip güzel işler peşinde koşanların Rableri katında büyük ecirleri vardır. Onlar için korku yoktur, mahzun da olmazlar. ”2, “(Sür’a) birinci üflemenin kainatı sarstığı, onu ikinci üflemenin takip ettiği günde yürekler titrer, insanların gözleri yere döner.”3
Kur’an-ı Kerim’de ahiret günü karşılığı olarak Yevmü’l Ba’s, Yevmü’l Kıyamet, Yevmü’d Din, Daru’l Ahiret, Yevmü’l Hisab, Yevmü’l Mev’ud gibi terimler de kullanılmıştır.4
Ömür, ecel, kabir, kıyamet, yeniden diriliş (ba’s), mahşer ve ahiret kavramları bütün bir varlık dünyasını kuşatsa da, sonuç itibariyle odak noktasını insan oluşturur. Bir diğer anlamda dünya hayatı insan için yaratıldığı gibi ahiret de insana yönelik olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla insan hesaba çekilecektir. Yüce Allah bu gerçeği mealen şöyle bildirir: "Şüphe götürmeyen kıyamet saati gelecek, Allah kabirlerde olanı diriltecektir. ”tsı, “Her nefis ölümü tadacaktır. Kıyamet günü sevaplarınızın karşılığı size mutlaka ödenecektir."(6), “And olsun ki, ölseniz de öldürülseniz de Allah katında toplanacaksınınız.-7
Şimdi insanı doğrudan ilgilendiren bu terimler üzerinde duralım:
ÖMÜR: Doğumla başlayıp ölümle sona eren dünyadaki yaşama süresidir. Kader kavramı içerisinde insan için söz, fiil ve müddet olarak belirlenen, Allah’ın sınırsız ilmi içerisinde, amip, bakteri, virüs, terliksi hayvan gibi dakikalara sığan ömürlere sahip varlıklarla, asırlaca yaşayan çınar ve meşe ağaçlarına da rastlamak mümkündür. Birine göre diğerinin ki sınırsız sayılabilecek çapta olmasına rağmen, asırlık çınar ağacına göre dakikalık amip hayatı yok denecek kadar kısadır. Geçici dünya hayatında bu kadar farklı ömürler yaratan Allah, elbette sınırsız bir dünyayı da yaratacaktır.
ECEL: Canlılığın bitişini, dünya hayatının sona erişini ifade eder. Bu konudaki sünnetullah bütün bir varlık dünyasını kuşatmıştır. İnsanın ölümüne ecel denildiği gibi, evrenin eceline de kıyamet adı verilmiştir. Hastalık, kaza, savaş, tabii felaketler, cinayet, intihar,., vb. ölüm sebepleri insan için yaratıldığı gibi, evrenin ecelini oluşturan maddi sebepler de evrensel mesaj Kur’an-ı Kerim’de meydana geliş silsilesi içerisinde periyodik olarak anlatılmaktadır.
KABİR (BERZAH): ölümle başlayıp kıyamete kadar geçecek sürede, insanın içerisinde bulunduğu ortamın adıdır. Ölüm sebebi ne olursa olsun her insan mutlaka berzah hayatını yaşayacak, kıyamet günü tekrar diril- tilecektir. Zira konuyla ilgili ayetler, umumi manada bütün insanları kapsamaktadır. İnsanı, Rabbin kimdir?, dinin nedir?, peygamberin kimdir? vb. sorularla hesaba çekmekle görevli Münker-Nekir meleklerine verilen cevaplara göre kabir hayatı, ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur şeklinde kuşatacaktır.8
Berzah, sözlükte set, engel, iki şey arasındaki karışmayı engelleyen hat gibi anlamlara gelmektedir.m Cenab-ı Hak, Rahman Suresi 19-20. ayetlerinde mealen: “İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir, aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar." buyurmuştur ki burada engel kelimesinin karşılığı “Berzah” terimidir. Bu açıdan berzah hayatı (kabir), tekrar dünyaya geri dönüşü engelleyen ortamdır ve bu anlamda Mü’minun Suresi 100. ayetinde mealen, “Onların gerisinde tekrar diriliş gününe kadar bir berzah vardır." buyurul- muştur ve reenkarnasyonun da mümkün olmadığına en güzel cevabı teşkil etmektedir.
KIYAMET: Terimin iki anlamı vardır. Birincisi, evrenin düzeninin bozulup dağılması, İkincisi de yok olup ölen varlık dünyasının ve insanın yeniden diriltilerek ayağa kalkması, mahşere yönelmesidir.
Kur’an-ı Kerim’de kıyametin gerçekleşmesi sırasında meydana gelecek olaylardan bazıları şöyle anlatılın “Güneş dürülüp ışığı kalmadığı, yıldızların döküldüğü dağların yürütüldüğü, gebe develerin, yabani hayvanların bir araya toplandığı, denizlerin kaynaşıp kabardığı, canların bedenlerle birleştirildiği...zaman, insanoğlu ne yaptığını görecektir.”"10, “Gök yarıldığı, yıldızlar dağıldığı, denizler kaynaştığı, kabirlerdekilerin diriltildiği zaman, insan ne yapıp yapmadığını görecektir.”11, “Dünya şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı, yeryüzü ağırlıklarını dışarıya çıkardığı ve insanın, buna ne oluyor? dediği zaman, işte o gün yer, bütün haberlerini anlatır, çünkü Rabbin ona vahiy ile bildirmiştir.12
Sistemimizin temel enerji kaynağı olan güneşin sönmesi, dünyanın başına gelecek kıyametin ilk adımı olarak anlatılmıştır. Dünyanın dönmesi ve yerçekimi, güneşin enerji ve çekim kuvvetine, canlılığın devam etmesi de yine güneşin ısı ve ışığına bağlı olarak gerçekleşmekte, hayat devam etmektedir. Burada “Fotosentez" örnek olarak verilebilir. Güneş enerjisinin tükendiği ortamda ise meydana gelecek olaylar mucizevi bir dille anlatılmış, kıyamet sahnesi canlandırmıştır. Bu anlamda güneşteki kara delikler, enerjinin sonsuza dek sürüp gitmeyeceği mesajını vermektedir.
YENİDEN DİRİLİŞ (BA’S): Kabir hayatının sona erişini, ahiretin başlangıcını ifade eder. Yeniden diriliş, insanın dünya hayatında iradeye dayalı olarak gerçekleştirdiği davranışlarından hesaba çekilmek üzere idrak edeceği gerçeklerdendir. Bu konuda akla gelebilecek şüpheleri izale etmek üzere Allah, Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır:
“Ey insanlar, öldükten sonra dirilmekten şüphe ediyorsanız bilin ki, sizi topraktan, sonra meniden, sonra alak (aşılanmış yumurta)dan, sonrada oluşumu belli belirsiz bir parça etten yarattık ki size kudretimizi apaçık gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar ana karnında tutarız, sonra sizi çocuk olarak çıkartırız, sonra yetişkinlik çağına erişirsiniz, kiminiz öldürülür, kiminiz de ömrünün en fena zamanına ulaştırılır ki, önceki bildiklerini de bilmez hale gelir. Sen yeryüzünü kupkuru görürsün, fakat ona yağmur indirdiğimizde bir de bakarsın ki harekete geçmiş, kabarmış, her güzel bitki çift çift yetişmiştir. 13
İnsan ezeli bir varlık değildir. Madem ki evren sonradan var olmuştur, dünya ve onun en güzide misafiri olan insan da sonradan yaratılmıştır. Kur’an, insanın ana maddesinin toprak olduğunu beyan ederken, canlılık ve neslini devam ettirme konusunda da yine toprak ve ürünlerine bağlı olduğunu açıklamaktadır. Evet insan, hayatını devam ettirmek için besine ihtiyacı olan bir varlıktır. Gerek bitkisel ve gerekse hayvansal besinlerin kaynağı ise topraktır. Dolayısıyla neslini devam ettiren ana maddeler sperma ve yumurta, topraktan direkt ve dolaylı olarak aldığı besinlerin süzülmüş şeklidir ki, Mü’minun suresi 12. ayetinde “Andolsun ki insanı süzme çamurdan yarattık. ” mealiyle dile getirilmiştir.
Bir damlacık meniden, gören, düşünen, konuşan, gülen, ağlayan, bilen, bildiren, geçmiş ve gelecekle ilgilenen, canlı, haraketli bir varlık yaratan Allah, elbette toprağa karışmış, çürümüş kemikleri tekrar diriltecek- tir.
Her insanın bir doğum tarihi vardır, bu tarihten önce ise o yoktur. Sonra topraktan elde edilen besinlerin sperma ve yumurtaya dönüşmesiyle ana rahminde hayat bulan zigot, anlatılan dönemlerinden geçtikten sonra bambaşka bir varlık olarak dünyaya gözlerini açar. İşte bu şekilde bir yoktan varoluşa sahne olan insan, elbette öldükten sonra yeniden dirilecektir. “Bunlar, Allah’ın gerçekten var olduğunu, ölüleri dirilttiğini, gücünün her şeye yettiğini, şüphe götürmeyen kıyamet saatinin geleceğini, Allah’ın kabirlerde olanı dirilteceğini gösterir.’"" mealindeki ayet-i kerime, verilen örneklerin esas amacını da belirtmektedir.
MEVSİMLER: Yukarıda zikrettiğimiz Hac suresi 5. ayetinde insanın yaratılışı ile birlikte, öldükten sonra dirilmeye ikinci bir delil olarak, yeryüzünün su ile temasa geçtikten sonra yeşermesi, kısaca bahar mevsimi gösterilmiştir:
Kış mevsiminde kuruyan, sararan ve canlılık özelliklerini kaybeden yeryüzü, yağan kar ile birlikte kefenlenmiş bir ölüyü andırır. Baharın gelmesiyle o kefen yırtılır, yaprak, çiçek, meyve, çimen, papatya, arı, sinek, kelebek, çekirge ve rengarenk canlılar dünyası ile tabiat harekete geçer, gülümseyen, cıvıl-cıvıl bir ortam yeniden dirilir, canlanır. İşte insan için öldükten sonra dirilmek de bunun gibidir. Esasen kış mevsiminde ölüp baharda tekrar dirilen yeryüzü, bize her yıl değişmez gerçek ölüm ve yeniden dirilişi gözlerimizin önünde ispat etmektedir.
“Kullara rızık olsun diye gökten bereketli yağmur yağdırdık, onunla bahçeler, biçilecek ekinler, küme küme tomurcukları olan ulu hurma ağaçları yetiştirdik. O su ile cansız yurtları diriltip hayat verdik, işte tekrar diriliş de böyle olacaktır.1,51
Yüce Allah, haşri ve yeniden dişi- lişi kabul etmeyen insanları eleştirir ve şu örneği verir: "insan, kendisini bir meniden yarattığımızı görmez mi ki, hemen apaçık bir düşman kesilir ve kendi yaratılışını unutur da: Çürümüş kemikleri kim diriltecek? diye bize misal vermeye kalkar. De ki, o kemikleri ilk defa kim yarattıysa elbet o diriltecektir. O, her türlü yaratmayı en iyi bilendir.”"16 Yine Kıyamet Suresi 3-4. ayetlerde şöyle buyurulmaktadır: "İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet, biz onu parmak uçlarına varıncaya kadar yeniden yapmaya kadiriz.”
ADALET KAVRAMI:
Adalet, insaf etmek, kişiye lehinde olanı vermek, aleyhinde olanı almaktır. Haklıyı haksızdan ayırmak, hakka hukuka riayet etmektir."17
Yüce Allah, akıl ve irade sahibi insana, sosyal münasebetlerinde “adalet” prensipleri çerçevesinde hareket etmesini emretmiştir. “Hiç şüphesiz Allah, size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür""17 mealindeki evrensel mesajında-, zengin-fakir, alim-cahil, amir-memur, ırk, renk, dil, din ayrımı yapılmaksızın bütün insanlar arasında adalet mekanizmasının işletilmesini istemiştir. Hatta bu konuda insanın psikolojik durumu da gözönünde bulundurularak, “Ey inananlar, Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun, bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’tan sakının, doğrusu Allah, işlediklerinizden haberdardır’’"’’1 mealindeki ilahi fermanla kin, nefret, öfke ve düşmanlık gibi hususiyetlerin adaletsizliğe yol açmaması emredilmiştir.
Allah Adil’dir. Herkese gücü nisbe- tinde ve niyet ölçüsünde gerçekleştirdiği iyi ve kötü davranışlarının karşılığını tastamam vermekte ve verecektir. “De ki: Dünya geçimliği azdır, ahiret, Allah ’a karşı gelmekten sakınan için hayırlıdır, size zerre kadar zulmedilmez.’’20
Yaşadığı sosyal hayatın her alanında kendisine, adaletle davranması gerektiği emredilen insan, ne yazık ki, bu konuda her zaman başarılı olamaz. Rüşvet, adam kayırma, mevki- makamı kullanma, yalancı şahitlik, kin, nefret, düşmanlık gibi hususiyetler, adaletin gerçekleşmesini engelleyen temel sebepleri oluşturmaktadır. Bir kısım insanlar yaptıkları zulüm ve haksızlıkla bu dünyadan göçüp giderken, haksızlığa uğrayanlar da çektikleri sıkıntı ve çileyle ömürlerini tüketirler. Bu durum da akıl ve vicdan, hiçbir iltimas, şefaat ve rüşvetin geçerli olmadığı bir dünyada tekrar yargılanıp haklının-haksızın ayrılarak, zulüm ve haksızlığın cezasız, çilenin de ödül- süz kalmaması gerektiğine hükmeder. Ölümden sonra tekrar diriliş, mahşer, sorgulama için büyük mahkemenin kuruluşu kısaca ahiret, Allah’ın adaletinin bir gereğidir. Dünyada insanlar tarafından sağlanamayan mutlak adalet, ahirette tek hakimin Allah olduğu o büyük mahkemede, yine insanın iradeye dayalı olarak gerçekleştirdiği davranışlarına göre sağlanacaktır. "Kim zerre kadar hayır işlerse mükafatını, kim de zerre kadar kötülük yaparsa cezasını görür.,21’’ mealindeki evrensel mesaj bu gerçeği dile getirmektedir.
Evet, dünya ebedi kalmak üzere yaratılmış bir yer değildir. İnsan ise burada sadece bir misafirdir. Ölüm ne kadar gerçek ise diriliş de o derece kesindir. Sınırsız ve sonsuz bir dünyanın aydınlık kılınması için Kur’an ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) bizler için birer ışık, nur ve rehberdir. Öyle ise ölümden önce kendimizi hesaba çekmek, yarın için ne hazırlık yaptığımıza bakmak ve bizi ahirette kurtaracak eserlere kıymet vermek temel prensibimiz olmalıdır. ♦


(1) Bakara, 4.
(2) Bakara, 62.
(3) Naziat, 6-9.
(4) Bkz. Fatiha, 4-Saffat, 144-Şura, 7-Buruc, 2- Hacc, 7.
(5) Hacc, 7.
(6) Al-i imran, 185.
(7) Al-i İmran, 158.
(8) Bkz. İbrahim, 7-Mü’min, 46.
(9) Mu’cemu’l vasit, “brzh" maddesi.
(10) Tekvir, 1-14.
(11) Infitar, 1-5.
(12) Zilzal, 1-5.
(13) Hacc, 5.
(14) Hacc, 6.
(15) Kâf, 9-11.
(16) Ya-sin, 78, 79.
(17) Mu’cemu’l Vasit, “adi" maddesi.
(18) Nisa, 58.
(19) Maide, 8.
(20) Nisa, 77.
(21) Zilzal, 7-8.