Makale

5. NORFOLK ALAYININ SIRRI

Gaziler Kültür ve Yardımlaşma Vakfı

5. NORFOLK
ALAYININ
SIRRI

6 Ağustos 1915 te hedefleri Türkiye’nin Gelibolu Yarımadası olan “Victorius" zırhlısındaki askerlerin çoğu Yeni Zelandalıydı. 1. Dünya Savaşı’nın 2. yılı henüz yeni başlamıştı. Türkiye, Almanya ve Avusturya’nın yanında savaşıyordu.
Hücumbotlarıyla süratle sahile yanaşıyorlar. Yeni Zelanda Ordusu’nun 1. İstihkam Kolordusu’nun 3. Mangasındaki er Francois Reichart arkadaşlarıyla birşeyin çok iyi farkındaydılar. 0 da, güneşle süslenmiş kendine insanı çeken tepelerin arkasında dağınık ve çok sayıda saklanmış atış mevzileri mevcut olduğu ve istila birliklerinin üstüne her taraftan makineli tüfekler doğrultulduğu idi. Francois Reichart 25 yaşında, güçlü bir gençti. Evinde Auckland’da geçimini hayvancılıkla temin ediyordu. Gemiden atlayıp sahilde koşarken arkadaşı olan John Nevvman’a şunları söylüyordu. “Bu sefer de sağ olarak kurtulursak kendimizi çok şanslı sayacağımı”
21 Ağustos 1915. Müttefik kuvvetlerin Gelibolu’ya çıkarma yaptığından bu yana 2 hafta geçti fakat şu ana kadar 10.000 asker öldü. Reichart ve Newman’in şansı 1. İstihkam Kolordusu’nun 3. Mangasında olmalarıydı. Çünkü düşmana uzak bir kayalığın üstünde, olayları gözleyip topçulara bilgi verme emri verilmişti onlara.
Saat 05:30. Yine güneşli bir gün olacak. Francois Reichart arkadaşlarıyla nöbet tutarken kendilerinden 100 m. aşağıda vadiye doğru kıvrılarak inen yolu gözlemektedir. Aslında bir yol bile değil, kurumuş bir dere yatağı. Askerlere verilen emir, bu yoldan geçip stratejik ismi “Duru 60” olan, karşısındaki tepeyi almak. Ve bu vadideki adamların geçmek için hemen hemen hiç şansı yok.
Francois Reichart ilk gelenleri görür görmez dürbüne sarılıyor. Onun yanında nöbet tutan John Newman soruyor: “Bizim çocuklar mı?’
“Hayır İngilizler!” “Sancak önde yürüyorlar, orada birliğin adı yazılı 5. Norfolk Alayı. En az 400 kişiler.
John Newman: “Allah aşkına Francios! Bu ne? Dürbünle bir baksana şuraya!’
Vadide net olarak bir bulut görüyor, daha doğrusu takriben 250 m. uzunluğunda ve 50 m. genişliğinde soluk gri bir sis kütlesi. Çok şaşırtıcı bir manzara. Bir bulut mu? Kesinlikle sabah sisi değil. Sanki katılmış gibi görünüyor. Sert, sanki bir sistaşı gibi yani.
Gökyüzünde de olağanüstü bir durum var. Çok yüksekte 7 tane bulut var. Ve aynı vadideki nesneye benziyorlar. Sadece şekilleri biraz değişik, daha uzunca. Boru ya da uzun ekmeği anımsatıyorlar. Aşağıdan boyutları hakkında tahmin yapmak güç fakat net olarak belli olan, aşağıdaki sistaşıyla aynı renge ve aynı koyu kıvama sahip olduğudur.
Ve daha şaşırtıcı olan, rüzgar estiği halde değişmeyen sabit çehresidir. Ve yerinden de kıpırdamıyorlar. Ekmek şeklindeki bu 7 bulut tamamıyla sessiz ve sakin. Su koyunun üstünde asılı durmaktadır. Francois Reichart dürbünü bir kenara bırakıyor. Çıplak gözle tekrar bakıyor şüphe yok: Her gri kütle, gökte sabit bir noktada durmakta.
Bir şimşek, bir duman bulutu ve kulakları felç eden gürültü: Türk topçuları tekrar İngiliz Alayı’na ateş açıyorlar ve atışları isabet ediyor. Yine de askerler robot gibi yürümeye devam ediyorlar. Top mermileri sıraların ortalarında da infilak ettiği halde, sancaktar önde yürümeye devam ediyor. Yolu kocaman bir kaya parçası gibi kapatan gri bulut kütlesine sadece birkaç metre kaldı.
5. Alay’ın adamları, bir an bile tereddüt etmeden 8’erli sıralar halinde bulutun içine dalıyorlar. Dakikalar geçiyor ve sırayla bütün İngilizler bu garip sisin içinde kayboluyorlar. Aslında şu anda 250 m. ötede, diğer uçtan ilk girenlerin tekrar gözükmeleri gerekiyor fakat görünürde kimse yok. En son 8 asker de siste kayboldular. Artık 5. Norfolk Alayı tamamıyla görünmez oldu. Ve o zaman inanılmaz olay gerçekleşti: Sanki en son adamı bekliyormuş gibi, sis kütlesi şimdi yerden havalanmaya başladı ve yavaşça dik olarak havaya kalktı. Büyük gri bulutun daha önceki yerinde artık hiçbir şey görünmüyor. Kurumuş dere yatağından başka hiçbir şey yok. Ne bir miğfer, ne bir tüfek, ne bir sancak, ne bir yaralı, ne de bir ölü, sadece hiçbir- şey. Sis bulutu, gökyüzündeki diğer ekmek şeklindeki bulutlarla birleşip, bir kütle olarak Kuzeye doğru kaybolmaktadır. Daha sonra 5. Norfolk Alayı’ndan hiçbir haber alınamadı, tamamıyla kayboldu.
28 Kasım 1918. Savaş sona ereli 17 gün oldu. Britanya yetkilisi Sir Per- cival Matthews, Türkiye’nin bu konu ile görevlendirdiği Bakan Ali Alaçam ile hararetli bir tartışma yürütmektedir. Türkiye 1 ay evvel kapitülasyonları kabul etti. Ateşkes maddelerinde, tabi ki savaş esirlerinin derhal serbest bırakılması maddesi yer almaktadır. Hepsi de serbest bırakıldı...
Sir Percival Matthews yumruğuyla masaya vuruyor: “400 adam daha eksik! 5. Norfolk Alayı’nın adamları. 21 Ağustos 1915’te kayıp oldukları bildirildi. Gelibolu Yarımadası’nda! Eğer hemen serbest bırakılmazlarsa veya bana ayrıntılı olarak naaşlarının nerede gömülü olduğunu, söylemezseniz karşı tedbirlere başvurmam gerekecek!” Alaçam’ın cevabi: “Sir, sizi temin ederim ki akıbetlerinden bihaberim. İsimlerini ve tanım numaralarını verdiniz. Ben de akla gelebilecek her türlü araştırmaları yaptım. Size taahhüt ederim ki, bu askerlerin hiçbiri bizim birliklerimiz tarafından öldürülmedi ya da esir alınmadı.”
Her ne kadar inanılmaz görükse dahi, 5. Norfolk Alayının hikayesi burada sona eriyor. Her şey denendi fakat 400 İngiliz askerinden bir tanesinin bile izine rastlanmadı. En sonunda ölü ilan edildiler. Kahramanca öldükleri kabul edildi.
O zaman ne oldu? Bir fikri en başından reddetmek gerekir. Herhangi bir kurgu sözkonusu değil. Bu hikaye gerçek. Bütün detaylarıyla Yeni Zelanda Ordusu’nun raporlarında kayıtlı, İstihkam Francois Reichart, tanım numarası 4165. Ayrıca silah arkadaşı John Newman ve 1. İstihkam Kolordusu’nun bir düzine askeri de görgü şahidi olarak bu raporlara imza atmışlardır.
Tabi ki optik yanılma ya da halüsinasyonun kurbanı olma ihtimalleri var. Fakat toplu bir delilik belirtisi ihtimalini hesaba katmak mümkün değil, bu da problemi değiştirmiyor. 5. Norfolk Alayı kayboldu. Sadece nereye ve nasıl? Bu olayın açıklığa kavuşturulması için birçok hipotez ortaya atıldı.
Örneğin, söz konusu olan sisin yeni geliştirilmiş bir gaz olduğu ve her şeyi yok etme şeklinde etki göstermesi olabilirdi. Fakat günümüzde böyle bir gazın olamayacağını bilmekteyiz.
Aşağıdaki hipotez biraz daha inandırıcı; sise girildiğinde Türkler bütün alayı esir alıp başka bir yerde katlettiler. Ali Alaçam, askeri suçu örtbas etmek için yalan söyledi. Fakat açıklama da tatmin edici değil çünkü. Türkler, kendileri de sis içerisinde 400 silahlı adamı birkaç dakika içinde, hiçbir iz bırakmadan nasıl esir aldılar?
Geriye kalıyor bir ihtimal; bu bir doğa olayı idi. Gökteki ve yerdeki bulutlar doğanın yeryüzündeki bir hareketinden ortaya çıktı. Ve tam Alay sise girdiği anda bir heyelan meydana gelip, bir yarığa düştükten sonra, yarığın tekrar kapanması.
İnandırıcılıktan oldukça uzak. Böylece bize çaresiz, 21 Ağustos 1915 te Çanakkale harekatı sırasındaki olayları anlamada, türünün tek örneği olarak kabul etmekten başka yol kalmıyor. ♦