Makale

BAHAR BAYRAMI GELENEĞİ VE NEVRUZ

YARD. DOÇ. DR. ALİ İHSAN YİTİK / Dokuz Eylül Üniv. İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

BAHAR BAYRAMI
GELENEĞİ VE NEVRUZ

Uzun ve sıkıntılı kış mevsiminden sonra ilkbaharın gelişi, bilhassa geçimini doğrudan veya dolaylı olarak topraktan sağlayan topluluklar için ayrı bir önem taşır. Zira böyle topluluklar için ilkbahar, kış mevsimi boyunca çekilen her türlü sıkıntının sona erdiği, ekinlerin boy , sürülerin de döl vediği bir mevsim demektir. Bundan dolayı tarih öncesi çağlardan bugüne, dünyanın hemen her yerinde, ilkbaharın gelişi böyle topluluklar tarafından büyük coşku ve şenliklerle kutlanır. Genellikle baharın ilk günlerine tesadüf eden bu kutlamalara, tabiatın bir bakıma ölümünden sonra yeniden dirilişi döneminde yeni bir yılın girişi nedeniyle yapılan bayramlar olarak bakılabilir.
Başlangıçta basit ve sade bir tabiat şenliği şeklindeki bu kutlamalar, zamanla milli ve dini birtakım unsurlar kazanarak belli bir millete veya dine ait özel bayram hüviyetine bürünmüştür. İşte İranlılar ve muhtelif Türk toplulukları arasında yaygın olarak her yıl 21 Mart’ta kutlanmakta olan Nevrûz bayramı şenlikleri böyle milli veya coğrafi hüviyet kazanmış geleneksel bahar şenliklerine bir örnek teşkil eder. Dahası, aynı geleneksel şenliklerin Yahudilikte “Pesah’’ ’Fısh, Hristiyanlıkta "Paskalya", Hinduizm’de ise "Holi" bayramı adıyla dini birer bayram olarak kutlandıkları da söylenebilir.
İranlılarda Nevrûz bayramı, çok eski çağlardan beri Mart ayının 22. günü kutlanan dini ve milli bir bayram olup, bu gün eski İran takviminin de başlangıcıdır. Eski İranlIlar tabiatın bu gün canlandığına inanıyorlardı. İran hanedanlarından Ahamenidler zamanında (M.Ö. 588-M.Ö. 331) resmi yıl, güneşin koç burcuna girdiği 21 Mart günü, yani Nevrûz günü kutlanmaktaydı. Aynı gelenek Sasaniler döneminde de (M.Ö. 225-M.S. 632) devam etmiştir. Ahamenidler ve Sasaniler dönemindeki Nevrûz bayramı kutlamalarında ateşler yakılır, halk birbiri üzerine su serper ve İran hükümdarları bu gün dolayısıyla tebaaya hediyeler dağıtırlardı."1
İran’daki bu Nevrûz bayramı törenleri, İslam’ın bu bölgeye yayılmasından sonra, kısmen mahiyet değiştirerek ve bünyesine yeni unsurlar alarak günümüze kadar devam etmiştir. Nevrûz bayramı kutlamaları dün olduğu gibi bu gün de, Fervedin12’ ayının ilk günü “Nevrûz-ı Amme’ altıncı günü de “Nevrûz-ı Hasse” şeklinde coşkuyla kutlanmaya devam etmektedir. Hatta onun, müslüman İranlılarca Ramazan ve Kurban Bayramı gibi dini bayramlardan daha coşkulu ve daha uzun süre kutlandığı söylenebilir. Günümüz İran’ındaki Nevrûz kutlamaları arasında "Nevruz orucu’ ve “Nevrûz namazı” gibi bir takım İslami motiflere bile rastlanmak- tadır.
İran’daki Nevrûz geleneğiyle ilgili rivayetler başlıca iki kategoriye ayrılır: 1- İslâm öncesi dönemlere ait rivayetler. 2- İslami rivayetler. İslâm öncesi dönemlere ait rivayetlerden belli başlıları şöyledir.
1- Nevrûz, efsanevi İran hükümdarı Çemşid’in Azerbeycan’a geldiği gündür. Çemşid bütün dünyayı dolaştıktan sonra Azerbeycan’a gelmiş ve burasını beğenerek yüce bir taht kur- durmuştur. Daha sonra şahane bir elbise giyerek tahta oturan hükümdar, bu sırada doğan güneşin tahta ve başındaki taca vurmasıyla etrafını nura boğmuştur.13’
2- Nevrûz, ateşin Çemşid tarafından keşfedildiği gündür. Buna göre Çemşid, Mazenderan ormanlarında tavşan avına çıktığı bir günde zehirli bir yılan görür ve okunu ona atar. Ok, yılanın bulunduğu kayalıklara çarparak bir kıvılcımın çıkmasına sebep olur; bu kıvılcım da etraftaki kuru otları tutuşturur. Ateşi böylece ilk defa gören İranlılar korku ile ona secde ederler ve karanlıkları yok ettiği inancıyla ateşin devamlı yanık kalmasına gayret gösterirler. Ateşgede adıyla anılan tapınakların yapılması da bu yöndeki çabaların bir sonucudur.4’
Çemşid ağırlıklı bu rivayetlerin yanı sıra, Nevrûz’un menşei ile ilgili başlıca İslami zannedilen rivayetler ise şunlardır5
1- Nevrûz, Ulu Tanrı’nın dünyayı yarattığı gündür.
2- Nevrûz, beşeriyetin atası Hz.
Adem’in çamurunun yoğrulduğu gündür. Bir başka ifadeyle Nevruz, ilk insanın yaratıldığı gündür.
3- Nevruz cennetten çıkarılan Hz. Adem ve Havva’nın, suçlarından pişmanlık duymalarından ötürü yeniden Arafat’ta buluştukları gündür.
4- Nevruz, kendisine inananlarla birlikte bir gemiye sığınarak tufandan kurtulan Hz. Nuh ve ashabının yeniden karaya ayak bastıkları gündür.
5- Nevrûz, kardeşleri tarafından kuyuya atılan Hz. Yusuf’un yoldan geçen bir bezirgan tarafından kurtarıldığı gündür.
6- Nevruz, Hz. Musa’nın asasıyla Kızıldeniz’i yararak, kendinin ve tebaasının mutlak ölümden kurtulduğu gündür. Yukarıda bu günün Yahudiler tarafından da Pesâh bayramı olarak kutlandığına işaret etmiştik.
7- Nevruz, bir yunus balığı tarafından yutulan Hz. Yunus’un karaya bırakıldığı gündür.
Görüldüğü gibi Nevrüz’un menşei ile ilgili bu rivayetler, önemli oranda, muhtelif peygamberlere dair Kur’an’da işaret edilen olay ve mucizelere dayandırılmaktadır. Bütün bunlardaki ortak husus, zikredilen hadisenin sıradan bir olay olmayıp, tüm insanlığı veya tüm inananları ilgilendirmesidir.

TÜRKLERDE NEVRÛZ

Nevruz ve Nevrûz bayramı kutlamaları, İranlıların yanı sıra çeşitli bölgelerde yaşayan Türk toplulukları için de büyük önem taşıdıkları göze çarpar. Nevrûz, Kamus-ı Türk’de de ifade edildiği gibi, çeşitli Türk boylarında genellikle “Sultan Nevrûz’ olarak anılır. Bunun yanı sıra onun, bazı Türk topluluklarında “Ergenekon", “Çağan" veya “Arsol” bayramı gibi değişik isimlerle anıldığına da rastlanır.
Nevrûz bayramı kutlamaları ilkbahar mevsiminde gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü çeşitli tören ve şenliklerle kutlanır. Bugün dolayısıyla at yarışı, güreş ve cirit gibi sportif etkinlikler yapılır. Şarkılar söylenir. Bayram gecesi ateşler yakılarak, bunların etrafında çeşitli eğlenceler tertip edilir. Yine bu bayram münasebetiyle, bilhassa Orta Asya Türk toplulukları arasında çok sayıda hayvanın kesildiği ve bu etlerin dost ve akrabalara ziyafet olarak verildiği kaynaklarda zikredilmektedir.
Nevrûz ve onunla ilgili âdetlerin Türk toplumundaki tarihi çok eskilere dayanır. Bilinen en eski Türk takvimi olan “On İki Hayvanlı Türk Takvimi’nde yeni yılın ilk günü 21 Marttır. Bundan başka Türklerin İslâm’ı kabullerinden sonra Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah zamanında kullandıkları Celâlî takviminde de yıl başı 21 Mart, yani Nevrûz’a rastlamaktadır.
Nevrûz bayramının niçin kutlandığı, ilk defa XIII. asır Moğol tarihçisi Reşidüddin tarafından yazıya geçirilen Ergenekon Destanı’nda şöyle ifade edilir.
“Türk illerinde Göktürk oku ötmeyen, Göktürk oku yetmeyen bir yer yoktu; yani bütün ülkeye Göktürkler hâkimdi. Bu durum ise diğer bütün öteki kavimlere acı geliyor-, üstelik Göktürkler’i kıskandırıyordu. Bir araya gelip birleştiler. Göktürkler’den öç almaya karar verdiler ve onların üzerine yürüdüler... Savaş sonunda Türk- ler yenildi. Düşman, Göktürk askerlerini öldüre öldüre çadırlarına kadar geldi, mallarını yağmaladı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi; küçükleri de kul edinerek herbirini kendi evlerine alıp götürdüler. Kayan ile Tukuz, her ikisi de düşmana esir olmuşlardı. Bir müddet sonra eşleriyle birlikte düşman ilinden kaçtılar ve böylece esirlikten kurtuldular. Oturup düşündüler: Dört bir yanımız düşman dolu, bizi yaşatmazlar. En iyisi, dağların içinde insan yolu düşmez, sapa bir yer bulup yerleşelim, diye karar verip sürülerini de yanlarına alıp dağa doğru göç ettiler. Vardıkları yerde akarsular, çeşmeler, türlü bitkiler, meyve bahçeleri ve bin bir çeşit avlar vardı. Böyle bir yeri görünce Tanrı’ya şükür ettiler. Kışın hayvanların etini yediler , derisini giydiler. Yazın ise sütünü içtiler ve bu yere ‘Ergenekon* adını verdiler. Burada uzun yıllar geçti. Ka- yan’ın ve Tukuz’un bir çok çocukları oldu. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon’da kaldılar. Zamanla o yöreye sığmaz oldular. Bu yüzden toplanıp konuştular. Oradan çıkmak için yol aradılar, fakat bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki :Burada demirden bir dağ var, onu eritelim.
Bunun üzerine dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Sonra yetmiş deriden körük yapıp, yetmiş yere kurdular . Sonra odunu ateşlediler. Tanrı’nın gücü ve inayeti ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eriyip akıverdi. Yüklü deve çıkacak kadar yol açıldı. Türkler o günü, o ayı belleyip Ergenekon’dan dışarı çıktılar. Eski düşmanlarıyla savaşıp onları yendiler. Böylece dört yüz yıl sonra kanlarının öcünü aldılar.’"6’
İşte bu kutlu gün, o günden sonra Türkler için bayram oldu. Göktürkler, Oğuzlar ve diğer Türk boylarında her yıl, o gün gelince büyük şenlikler yapıldı. Bu törenlerde bir parça demir alınıp ateşte kızdırılıyordu. Sonra da kızdırılan demiri, Türk hakanı kıskaçla tutup örse koyduktan sonra çekiçle dövüyor ve böylece bayramı başlatıyordu. Hakan’dan sonra Beyler de aynı hareketi tekrarlayarak, bu mukaddes günde Tanrı’ya şükrediyorlardı.
Türk boylarında Nevruz, bir eğlenme, neşelenme günü olduğu kadar, Türk devlet düzeninde de önemli bir gündür. Selçuklulardan Akkoyunlulara varıncaya kadar bütün Anadolu Türkmen devletlerinde Nevruz, aynı zamanda vergilerin başlangıç tarihi olarak da kabul edilmiştir. Bu, daha sonraki Türk devletlerinde de kabul edilerek Cumhuriyet dönemine kadar gelmiştir.
Yine Nevrûz, il. Abdülhamit dönemine kadar Anadolu’daki Karakeçili aşiretleri tarafından Ertuğrul Gazi’nin mezarı başında bir nevi ‘yörük, bayramı" olarak büyük şenliklerle kutlanmıştır.
Osmanlı sarayında da Nevrûz bayramı 22 Martta büyük coşkuyla kutlanırdı. O güne hasmacunlarki günümüzde hâla devam etmekte olan Manisa Mesir Macunu Şenlikleri bu uygulamaların bir devamı olarak görülebilir- şerbetler, hediyeler hazırlanır-, ve devlet erkânı büyükten küçüğe doğru bunları birbirine ikram ederdi. Bütün bu hediyelere “Nevrûziye” adı verilirdi. Halk ise genelde mesire yerlerine gider, buralarda gönüllerince eğlenirdi. Yine buralarda Nevrûz bayramı kutlamaları çerçevesinde güreş, gökbörü ve at yarışları gibi sportif faaliyetler tertip ediliyordu.
Günümüzde de Nevrûz bayramı kutlamaları bilhassa kırsal kesimlerde muhtelif tören ve eğlencelerle kutlanmaya devam etmektedir. Son yıllarda kendini iyice hissettiren ve onu sadece etnik bir gruba maletme çabaları ise, tamamen siyasi mahiyetteki gayretler olup, insanlık tarihinin bu evrensel bahar şölenine katılımı ve bahar coşkusunun paylaşımını azaltmanın dışında başka hiç bir işe yarayamayacağı aşikârdır. ♦

(1) Geniş bilgi için bkz. Abdulhâluk Çay, Türk Ergenekon Bayramı, Nevrtlz, n baskı Ankara 1988 s.17-21; R. Levy, (Nevruz) İs. Ans. c.9, s.234.
(2) Ferverdîn: Eski İran takvimine göre bahar mevsiminin ilk ayı. Milâdi takvime göre 21 Mart-20 Nisan günlerine tekabül eder. Bkz. Ferheng-i Ziya (l-Iü).
(3) Bkz. A. Çay, Türk Ergenekon Bayramı, Nevrûz, s. 18
(4) Bkz. A. Çay, a-g.e.. s. 19
(5) A. çay, a.g.e., s.22-23; Abdurrahman Güzel, Milli Kültür-Milli Birlik,
(6) Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi, Ankara, 1971, s.78-79; A. Çay, aynı eser, s.25-27