Makale

NEVRUZ NEDİR?

DOÇ. DR. FAHRİ KAYADİBİ / Kocaeli Müftüsü

NEVRUZ NEDİR?

Nevruz, kuzey yarımküredeki bahar şenlikleridir. Türk devletleri, Anadolu, Kıbrıs, Arnavutluk, Yugoslavya ve diğer Avrupa ülkelerinde de Ostern, Fingsten, Yumurta bayramı gibi kutlamalar olmaktadır. Nevruz’un kültürel ve tarihi yönü de vardır.

KÜLTÜREL YÖNÜ

Zaman içinde değişme, gelişme ve yenileşme özellikleri taşıyan ve bu özelliği ile de canlı, dinamik bir yapıya sahip olan kültür, milletleri meydana getiren temel unsurlardan biridir. Bir milleti diğer milletlerden ayıran, o millete has duygu ve düşünce birliğinin oluşturduğu ortak ruhtur.
Kültürün bir maddi bir de manevi yönü vardır. Maddi kültür, daha çok bilim ve teknik alanlarındaki gelişmelerle ilgilidir. Manevi kültür ise toplumların kendi özel davranışlarının bir eseri olduğu için, milli bir kişilik yapısındadır ve asıl kültürden anlaşılması gereken de budur.
Milletlerin tarihinde yaşadıkları inançları, dinleri ve bunların meydana getirdiği ahlak anlayışı, örf ve adetler zamanla hukuk dediğimiz müessese- yi meydana getirmiştir. Buna rağmen, kanun hükmünde olmayıp, alışkanlık sebebi ile yapılagelen adetler, cemiyetler içerisinde varlığını kuvvetle hissettirmiştir. Cemiyet bu adetleri bir davranış olarak telakki etmeyip, toplumun nizamlayıcısı olarak telakki ederse, artık bunlar örf haline gelmiş demektir. Türklerin Ergenekon’dan çıkış günü olan ve Türk dünyasında “Sultan Nevruz” adı ile kutlanmaya devam eden “Yılbaşı” da bu adetlerden birisidir. Yakın tarihe kadar Mart ayı Mali Yılbaşı olarak kabul edilmekteydi. Doğu Türkistan’dan Balkanlar’a kadar Türk toplulukları tarafından binlerce yıldır kutlanan ve halen kutlanmakta olan Nevruz’a sahip çıkmak için, o bayramın mahiyetini bilmek, anlamak ve atadan oğula devam eden bu mirası tanımak gerekir.

TÂRİHİ YÖNÜ

Farsça bir kelime olan ve sözlük manası itibariyle “Yeni Gün" anlamına gelen Nevruz, eski Türker’de ve İranlılarda yılbaşı olarak kabul edilmiştir. Bugün güneşin Koç Burcu’na girdiği gün olup, Miladi 22 Mart’a; Rumi 9 Mart’a rastlamaktadır. Bilinen en eski Türk kavmi olan ve halen geniş bir Türk kitlesinde izleri bulunan Oni- ki Hayvanlı Türk Takvimi’nde görüldüğü üzere, Türker’de çok eskiden beri bilinmekte ve gece ile gündüzün eşit olduğu bugün bir bayram sevinci içinde yaşanmaktadır.
Türk toplumlarında oldukça yaygın olan Nevruz “Sultan Nevruz”, “Nevruz-ı Sultan” veya Orta Asya Türk topluluklarında görüldüğü üzere “Sultan Nevnz” olarak bilinmekte ve bu adla kutlanmaktadır. Bu kutlamaların dayandığı rivayetlerin en önemlisi, bu günün bir kurtuluş günü olarak kabul edilmesidir. Bu bakımdan bugün “Ergenekon Bayramı “ olarak bilinmektedir.
Nevruz’un İranlılar tarafından da kutlanması ve kelimenin Farsça olması ister istemez Türk yılbaşısı üzerinde şüpheler meydana getirmiştir. Türker’de bir tabiat, varoluş, diriliş bayramıdır. Bu bakımdan yanlış bir düşünce ile Nevruz İranlıların bayramıdır demek oldukça hatalı olur.
Türk destanlarından Ebulgazi Bahadırhan’ın Destanı, bugünün Ergene- kon günü oluşu ile ilgilidir. Destandan anlaşıldığına göre, Kök-Türkler’le diğer kavimlerin savaşmaları sonucu, Kök-Türkler mağlup olur ve hepsi öldürülürler. Yalnız Kök-Türk Hanı İl- Han’ın küçük oğlu ile yeğeni sağ olarak kurtulur. Düşmanın elinden eşleri ile birlikte Yurd’a kaçarlar ve orada hayvan sürüleri bulurlar. Hayvanlarla beraber, geldikleri yoldan başka yolu olmayan, bir atın güçlükle geçebildiği yerlerden giderek, Ergenekon adını verdikleri bir vadiye varırlar.
Dörtyüz yıl yaşadıkları Ergenekon’a sığmaz hale gelirler. Bir zamanlar atalarının yaşadığı beldelere gitmek için aralarında karar alırlar ve etraflarını kuşatan dağları aşmanın çarelerini ararlar. Bir demircinin tavsiyesi ile demir madeni olan bir dağı odun ve kömürle kaplayarak, ateşleyip, yetmiş körükle körüklerler. Demir dağ eriyerek, yüklü develerin geçeceği yol kadar açılır. O günü, o ayı, o saati belleyip bayram sayarlar.
Bununla beraber diğer bir husus da Nevruz’la ilgili gelenekler dikkate alındığında, bugünün doğrudan doğruya tabiat ile ilgili olduğu görülür ve bu özelliği dolayısıyla da Nevruz bir tabiat bayramıdır.
Bayramları genel olarak ferdi, dini ve milli olmak üzere üç ana gruba ayırabiliriz. Bir de bunların dışında halkın hayat tarzından, yaşayışından, vicdanından doğmuş bayramlarla, tabiatın değişmesinden kaynaklanan topluma mal olmuş milli bayramlar vardır. Eski Türk toplulukları döneminde ilkbahar ve güz bayramlarının devletin resmi bayramı olduğuna dair çeşitli kaynaklar vardır. Bu bayramların içinde hiç şüphesiz kışın soğuğundan, zorluğundan kurtulup, baharın yeşilliği ve canlılığa geçişini simgeleyen bahar bayramları oldukça önemli yer tutar.
Tarihin en eski dönemlerine kadar inildiğinde Türk topluluklarında bahar bayramları ile ilgili geleneklerin oldukça çeşitli ve yaygın olduğu görülmektedir. İlk ansiklopedik Türk lügati olan Divan-ı Lügat’ı Türk’de baharın gelişi bir bayram havası içerisinde anlatılmakta, tabiattaki değişiklik, canlanma “Yeryüzüne ipek kumaştan döşek serilmesi, dünyanın nefesinin ısınması, yağmur tanelerinin saçılmasıyla inci, mercan çiçeklerinin açması" şeklinde yorumlanmaktadır. Başka bir kültür kaynağımız olan Kutadgu Bilig’de de baharın gelişi ayrı bir coşku ile anlatılmakta, baharın güzellikleri teker teker sayılmaktadır.
Denilebilir ki, tabiattaki değişiklikler tarih boyunca her milletin hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Türklerde de çok eskiden beri baharın gelişi, tabiatın canlanışı destanlarda, masallarda, şiir ve türkülerde anlatılırdı. Orta Asya’dan Balkan Türkeri’ne kadar “büyük çile, küçük çile, hızır nebi, saya bayramı, çiğdem eğlencesi, cemreler" gibi halen kutlanmakta olan bahar bayramları vardır.
Bayramlar, her millette görülen ve toplumun her ferdi tarafından benimsenen ortak adetlerdendir. İslamiyet’i kabul etmiş olan ilk konar-göçer Türk toplulukları toy, şölen, sürgün gibi adetleri devam ettirmişlerdir. Özellikle yeni yıl, yılbaşı, yeni gün gibi adlarla ifade olunan bahar bayramları ve adetleri Türkler arasında büyük bir coşku ile kutlana gelmiştir.
Bayramlar, geçmişten gelen ve insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği, dargınlıkların unutulduğu, milli birliğin ve beraberliğin, bir arada yaşama arzusunun kuvvetlendirildiği mutlu günlerdir.
Bayramlar, Milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin pekiştirildiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği kutlu günlerdir.
Bir Milletin teşekkülünde dil, din tarih kadar geleneklerin de önemi vardır. Gelenekler, tarihi kesin olarak tesbit edilemeyen dönemlerden bu günlere intikal etmiştir. Bu özelliği ile millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biri olarak kabul edilir.
Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkan Türkler’ine kadar Nevruz / Noruz / Ergenekon, Çağan gibi adlarla kutlanan bu bayram da böyle bir gelenektir. Dörtyüz yıl dört tarafı yüksek dağlarla çevrili bir vadide kalan Türk ün yaşama kavgasıdır. Bir bahar günü Ergenekon’dan asıl yurtlarına dönüşün, İstiklali yeniden kazanışın bayramıdır. İşte 21 Mart, İstiklalin kazanıldığı kurtuluş günü, Türker’de bir geleneğin doğmasına sebep olmuş ve gelenek günümüze kadar intikal etmiştir.
Milli Kültürümüzü yozlaştırmak, yok etmek; bu kültürü oluşturan unsurlar üzerinde şüphe yaratmak, Milli Kültür değerlerine başka sahipler aramak, bugün Türk Milleti’nin düşmanları için takip edilen en etkili metod durumundadır, içerde ve dışarda milletimizi birbirine düşürmek için her türlü gayret sarfeden vatan ve millet düşmanları, Ergenekon/Nevruz bayramları gibi Türk Milleti’nin geçmişinde var olan ve halen de yaşanan adetleri, gelenekleri, Türk Kültürü bünyesinden koparmaya çalışmakta ve bu konuda ellerine geçen her fırsatı değerlendirmektedirler.
Türk Milleti olarak yapmamız gereken; geçmişten günümüze, günümüzden de geleceğe aktarmamız gereken ve bizi biz yapan, bizi millet yapan değerlere sahip çıkmaktır.
Asıl Nevruz Şenliği, toprağın bahar canlılığı için olduğuna göre bizim görevimiz de ekim ve dikimlerle toprağı canlandırmaktır. Tam dikim mevsimindeyiz. Anadolu’nun % 59’u ormandı. Bugün ise bu oran %13’e inmiştir.
Türker’in Anadolu’ya gelişinde, Ergenekon’la birlikte demirden dağı delen atalarımızın bu ruhu yılbaşı olarak Ergenekon/Nevruz Şenlikleri ile günümüze kadar kutlanmıştır. Bizler de aynı birlik ruhuyla bütün güçlükleri yenmesini bilelim.

NEVRUZ ADETLERİ

Nevruz’un bir bayram olarak kutlanmasıyla birlikte edebiyatta, musikide, saray adetlerinde de yeni bazı adetlerin meydana gelmeye başladığı görülür. Bu adetleri edebiyatta (Nevruziye), musikide (Nevruz Makamı) eczacılıkta (Nevruziyye Macunları), saray adetlerinde (Nevruziyye Piş- keşi) olmak üzere gruplandırabiliriz.

Edebiyatta Nevruz

Nevruz münasebetiyle yazılan şiirlere Nevruziyye adı verilmektedir. Bektaşiler’de Nevruziyye’ler dergah bahçelerinde, kırlarda okunmakta iken, divan edebiyatı şairleri caize almak için devlet büyüklerine Nevruz dolayısıyla Nevruziyyeler sunarlardı. Kaside, gazel türünde ve hece vezni ile bir çok Nevruziyyeler yazılmıştır. Nevruziyyelerde, tabiat sevgisi, güzellik, Hz. Ali sevgisi, yeni yıl gibi husula- ra değinilmektedir. Cem ayinlerinde, Nevruz bayramı gecesinde Bektaşiler Nevruziyyeler söylerlerdi.

Türk Musikisinde Nevruz Makamı

Nevruz Makamı Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından birisidir. Yediyüz yıldan fazla bir mazisi vardır. İlk defa bu makam Urmiyeli Safıyüddin Abdulmü’min Urmevi (1224-1294) tarafından kullanılmıştır. Bu ilk Nevruz bestesi, remel usulünde bestelenmiştir. Ünlü Tarihçi Öztuna’nın verdiği bilgiye göre tiz durakta yani acem (fa) perdesinde kalan Acem-Aşiran makamına Nevruz makamı denilmektedir. Bu şekilde elimizde 20’nin üzerinde makam bulunmaktadır. XIX. yüzyılın sonlarında İsmail Hakkı Bey, bu makamı yeniden canlandırmaya çalışmıştır. Yılmaz Öz- tuna 20’nin üzerinde makam tesbit etmiştir.

Nevruziyye Macunları

Nevruz münasebetiyle özellikle Osmanlı sarayı ve çevresinde gelişen bir adet de, kısaca “Nevruziyye” adı verilen macunların yapılarak, ileri gelenlere takdim edilmesidir. Tıpta bir çeşit panzehir olarak kullanılan macunlar çok eskiden beri bilinmektedir. Bu macunlardan günümüzde halk arasında en yaygın olanı “Mesir Macunu’dur.
Çeşitli milletlerde görülen bu “Macun’ geleneğinin Türker’de de mevcut olduğu tesbit olunabilmektedir. Kutadgu Bilig’de kuvvet ilacı anlamına bu macun kelimesine rastlamaktayız.
Macunlar arasında en ünlüsü “Tiryak’tir. Bugüne kadar ünü devam etmiştir. Hindistan Türk Hükümdarı Babür, zehirlendiği esnada kullandığı ilaçlarından birinin adı da “Tiryak-ı Faruk’ idi. Tiryak, diğer birçok macunların terkibine girdiği gibi, ayrıca kullanılabilmektedir.

NEVRUZ UN DİN İLE İLGİSİ VAR MIDIR?

Nevruz’un din ile kesin bir ilgisi yoktur. Ancak Türkler İslam dinine girdikten sonra bu eski adetlerine bazen bir dini görünüm de vermişlerdir. Mesnedi olmayan şu rivayetleri görmekteyiz:
a) Ulu Tanrı dünyayı gece ile gündüzün eşit olduğu Nevruz’da yaratmıştır.
b) İnsanlığın atası kabul edilen Hz. Adem’in çamuru Nevruz’da yoğrulmuştur. Bir başka ifade ile ilk insan Nevruz’da yaratılmıştır.
c) Önceleri cennette yaşayan Hz. Adem’le Havva şeytana uyarak haram meyveyi yediklerinden, Hz. Adem Serendib Adası’na, Havva ise Cidde’ye sürülmüşlerdi. Pişmanlık duyan bu ilk insanları Tanrı affetmiş ve her ikisini bir Nevruz günü Arafat’ta buluşturmuştur.
d) Nuh’un gemisi Ağrı Dağı’na konduktan sonra, Nuh Peygamber yer yüzünün kuruyup kurumadığını öğrenmek için önce bir kargayı görevlendirmiş ancak karga geri dönmemişti. Daha sonra görevlendirilen güvercin bir müddet sonra ağzında bir defne dalı olduğu halde geri dönmeyi başarmıştı. Bu hem toprağın kuruduğunu ve hem de baharın geldiğini müjdelemekte idi. Bunun üzerine Nuh Peygamber Ağrı Dağın’dan Sürmeli Çukuru (İğdır Ovası)’na inmişti. Hz. Nuh’un yere ayak bastığı gün, Nevruz idi.
e) Kardeşleri tarafından bir kuyuya atılan Hz. Yusuf, bir bezirgan tarafından Nevruz’da kurtarılmıştı.
f) Musa Peygamberin asasıyla Kı- zıldeniz’i yararak taraftarlarını kurtardığı gün, Nevruz idi.
g) Bir yunus balığı tarafından yutulan Yunus Peygamber, Nevruz’da karaya bırakılmıştır.
h) Tanrı insanları yarattığı zaman evrendeki bütün yıldızlar Hamel/Koç burcunda toplu halde bulunmakta imişler. Nevruz’da Tanrı, bütün yıldızlara feleklerinde dönmelerini emretmiştir.
İğdır taraflarında Nevruz günü yapılan bir duaya rastlanmaktadır. Bu duaya “Noruz duası” da denir. Bu dua şöyledir.

“Ya mukallibel, Kulub-i ve’l ebsâr,
Ya mudebbir’ul leyli ve’n-nehâr,
Ya muhawil-el havl-i ve’l-ahvâl,
Havvil hâlenâ ilâ ahsen’il-hâl’

Bu duanın manası şöyledir:
“Ey kalbleri ve gözleri değiştiren, ey geceyi ve gündüzü takdir eden, ey hal ve şartları başkalaştıran Allah, bugünkü durumumuzu daha iyi bir duruma çevir”. dir. ♦

M. Çay, Abulhaluk, "Türk Ergenekon Bayramı Nevruz", Ankara-1996.
Noyan, Bedri, "Nevruz Erkanı” Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, II. Prof. Dr. Harun Tolasa Özel Sayısı, İzmir-1983.
Levy, R., "Nevruz Üzerine”, i A, C IX, Kabaklı, Ahmet, "Yılbaşı, Muharrem, Ergenekon ve Nevruz Üzerine”, Tercüman, 1 Ocak 1974.
Öztuna, Yılmaz, "Türk Tarihinden Yapraklar”, istanbul-1969.
Öztuna, Yılmaz, "Türk Musikisi", İstanbul- 1974.
Öztuna, Yılmaz, "Nevruz" Türk Ansiklopedisi.
Resulzade, M. Emin, "Nevruz Bayramı”, Yenigün Kurtuluş, Berlin, Mart-1936.