Makale

ZAMAN KAVRAMI VE PLANLI ÇALIŞMANIN ÖNEMÎ

Doç. Dr. FİKRET KARAMAN / Elazığ Müftüsü

ZAMAN KAVRAMI VE PLANLI ÇALIŞMANIN ÖNEMÎ

İnsanın çalışma hayatında zaman kavramının önemi tartışılamaz. Özellikle endüstri, teknoloji ve modern çağın gereklerine uyum sağlamak isteyen her fert ve toplum, önce “zaman bilinci elde etmek zorundadır. Çünkü plan, program ve zaman dilimlerine göre hesaplanmış her iş, ancak kendisine tahsis edilen süre içinde hizmete dönüşebilir. Sosyologların yaptıkları bir araştırmada, ileri memleketlerde işlerin çok önceden zamana göre (yıl, ay, hafta, gün, saat ve dakika gibi) planlanıp yapıldığı, geri kalmış ülkelerde ise zuhurata ve tesadüflere tabi olarak iş ve üretimin elde edildiği tesbit edilmiştir.
Tarihte ortaya koydukları eserleriyle tanınan Eti, Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerinin, takvim kullanmış olmaları zaman kavramına verdikleri önemi göstermektedir. Zira takvim, zamanın ölçülmesi, devlet ve fertlerin, işlerini zaman birimlerine göre tanzim etmesi, hayatın disipline edilmesi ve insan ömrünün verimli kılınması için çok yararlı olmuştur. Sözgelimi, geçmişte en parlak medeniyeti kurmuş olan Mısırlıların, yılı 12 aya, gündüzü 12 saate, geceyi de yine 12 saate böldükleri, her saate de müstakil bir ad verdikleri bilinmektedir. Takvim ve zaman kavramının bilincinden mahrum yaşayan eski Rusya halkı, günde bir defa kalkan trene vaktinde yetişebilmek için, bazen 14 saat önce gelip istasyonda bekledikleri olmuştur. İhtilalden sonra az zamanda çok verimliliği elde etmek isteyen yeni ihtilal liderleri: “Zaman kadar kıymetli bir şey bir kol saatinin çok basit olan işleyişine emanet edilemez” diyerek “zamanı devletleştirme’ gibi vatandaşların kollektif ve sürekli olarak iş görmesini planlamışlardır. Diğer bir örnek, teknik yönden hala geri olan Latin Amerika halkı, bir işi zamanında çıkarma veya verilen randevuda buluşmakta şüphelendiklerinden, uyulması gereken bir vakit ya da ciddi bir randevu tesbit edilirken “İngiliz saatiyle" diyerek bir şart daha ilave etmektedirler. Ne yazık ki son yıllarda, doğu ile batı arasındaki zaman anlayışında, doğulu insanın aleyhine olmak üzere büyük uçurum meydana gelmiştir. Olaya inanç açısından yaklaştığımızda sonuç daha da vahim olmaktadır. Çünkü büyük çoğunluğu müslüman olan Asya kıtasındaki toplumlar, İslam prensipleri çerçevesinde zaman kavramı bilincini ve kültürünü yeterince pratik hayata geçirememişlerdir. İki bin yılının eşiğine girdiğimiz şu günlerde İslam aleminin bulunması gereken mevkide olduğunu söylemek mümkün değildir. Asli kaynaklarımız olan Kur’an ve sünnetin zaman kavramına, planlı ve disiplinli çalışma hususundaki ikaz ve işaretlerine bir kez daha göz atmakta yarar görüyorum.
Kur’an’da zaman kavramı dehr, ebed, kam, vakt, sene, ay, gün, gece, sabah, akşam, ikindi, saat ve an gibi kelimelerle ifade edilmiştir. Bugün müslümanlar çoğunluk itibariyle zaman konusunda kaygısız hale gelmiş ise de yüce dinimiz zaman problemi üzerinde ısrarla durmuştur. Dikkatlice incelendiğinde görülecektir ki, Namaz, Zekat, Oruç, Hac, Kurban gibi ibadetlerin herbiri ayrı ayrı zaman dilimlerinde ve kendileri için açıklanan vakitlerde icra edilmesi gerekmektedir. Bu açıdan denilebilir ki dini emirlerin büyük çoğunluğu da, insana zamanını azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de, biri Tirmizi (Kıyamet 1), diğeri Keşfu’l Hafa (7/75/de yer alan iki ayrı hadiste şöyle buyurmuşlardır.
1- Kıyamet günü ademoğlu beş şeyden hesap vermeden Allah’ın huzurundan ayrılamaz. “Ömrünü ne yaparak tükettiğinden, gençliğini ne işte harcadığından, malını nereden kazandığından, nereye harcadığından ve öğrendiği ile ne derece amel ettiğinden.”
2- “Beni Allah’a yaklaştıran ilmimin artmadığı bir gün yaşayacak olsam o günü hayırla geçirilmeyen bir gün sayarım.” Görüldüğü gibi Resûlüllah’ın sözleri ile pratik hayatı ve ashabının tatbikatı da, zamanı değerlendirmek bakımından örneklerle doludur. Şayet Resûlüllah 23 yıllık nübüvvet hayatında bütün menfi şartlara rağmen İslam’ı tebliğ etmiş, etrafında binlerce ashabın halkalanmasını te’min edebilmişse bu ancak onun planlı, azimli ve istikrarlı çalışmasıyla mümkün olmuştur. Tarih içinde kültür ve medeniyetlerin oluşmasına katkısı olan, geride eser bırakan ve gök kubbenin altında hoş seda ile ayrılan bütün insanların borçlu oldukları tek şey, zamanlarını iyi değerlendirmiş olmalarıdır. Çünkü zaman akıp giden bir sel gibidir. Onu durdurmak mümkün değildir. Ancak alınacak tedbirlerle, onu varlıkla yokluk arasında her an, kâr veya zarar, sağlık veya hastalık, fakirlik veya zenginlik, karamsarlık veya ümid, hayır veya şer gibi birbirine zıdlık teşkil eden davranışlardan biriyle bağlantılı kılmak mümkündür. Tasavvufcular zamanın kıymetini bilen gerçek müslüman için onu anlayıp değerlendiren kişi manasına “ibnül vakt” olarak isimlendirmişlerdir.
Günümüzde objektif bir tahlil yapmak gerekirse zaman dilimlerine göre planlı ve programlı çalıştığımız söylenemez. İzbe mekanlarda, kahvehanelerde, sokaklarda, gümrüklerde, törenlerde, eğlence yerlerinde ve meydanlarda tüketilen boş zamanların bedeli nasıl telafi edilebilir? Zira plan, program, hesap, iş ve hizmet verimliliğinden yoksun israf edilen nice zamanlarımız bulunmaktadır. Nihayet bu tablonun kaçınılmaz sonucu olarak karşımıza bir yığın, işsiz, ümitsiz, karamsar, kişilik ve karakteri gelişmemiş insan tipleri önümüze çıkmaktadır. Oysa ki yeryüzündeki nimetlerden en çok yararlanma fırsatının önümüze çıktığı şu asrımızda teknoloji ve modern hayatın nimetlerinden çok şey kazanılabilir. Çünkü üzerinde yaşadığımız dünya, bütün insanların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayabilecek nimetlerle doludur.
Yazımızı tamamlamadan önce yararlı olur ümidiyle şu hususları hatırlatmakta yarar görüyorum:
1- Öğrenciler ve gençler başta olmak üzere memur, işçi, esnaf, köylü her meslek ve unvandaki insanımıza zaman şuurunu vermek lazımdır. Özellikle boş zaman geçirmekten doğacak bazı rahatsızlıklar, sakıncalar, bilgiler genç dimağlara ve gönüllere yerleştirilmelidir. Örneğin zamanın iyi değerlendirilmesi durumunda, onun en iyi bir eğitimci olacağını unutmamak gerekir.
2- Yıllık, aylık, haftalık ve hatta günlük planlar yapma, bu planlara uyma, plana göre iş yapma ve işi belirlenen süre içinde tamamlama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Atalarımız ne güzel söylemişlerdir. “Bugünün işini yarına bırakmayınız.” Çünkü yarın için tabii bir meşguliyet mutlaka karşımıza çıkacaktır.
3- Gündüz ile gecenin değerlendirilmesi hususu da ayrı bir problem olarak ele alınmalıdır. Zaruri olan dinlenme ve uyku miktarları belirlendikten sonra fazlasının zararlı olduğu iyice öğretilmelidir. Özellikle uzun gecelerin yer aldığı kış mevsimi, hafta veya resmi tatil günlerinde nelerin yapılabileceği hususunda pratik bilgiler üretilmelidir.
4- Devlet ferdin yaş safhalarına göre yardımcı olmalıdır. Onlara gösterilmesi gereken ana prensipler detaylıca tesbit edilmelidir. Örneğin belirli bir alanda usta, uzman, tecrübe, sanatkar ve iş güç sahibi olmak için gecikmiş bir yaş sınırı beklenmemelidir. Tam tersine bu devreler insanın merak, bilgi ve kabiliyetiyle orantılı olarak erken yaşlardan başlatılmalıdır.
5- Günümüzde çocukların yetiştirilmesinde önemli rolü olan aile, okul ve çevre birbirleriyle uyum içinde hareket ederek onların ortak problemlerini tesbit edip ciddi ve ısrarlı tedbirler almalıdır.
Konuyu-, Buhari (Rıkak;1), Tirmizi (Zühd 1) ve İbnu Mâce (Zühd 15) gibi eserlerde yer alan şu hadisle tamamlamak istiyorum. “İki şey vardır ki, insanların çoğu onun değerini bilmezler; sıhhat ve boş vakit” ♦