Makale

TAKVA

LÜTFİ ŞENTÜRK / Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

TAKVA

"Takva” müslüman için çok şey ifade eden bir sözcüktür. Bulunduğu kimsenin manen itibarını yükseltir ve övgüye mazhar olmasına sebeb olur. Bu sözcükle muttasıf olan nitelenen- kimseye “Mattaki” denir.
Takvâ, kuvvetli bir himayeye girerek korunmak demektir. Kur’an-ı Kerim’de korkmak, iman etmek, tev- be etmek, itaat etmek, günahı terketmek ve ihlâs gibi manalardan herbirinde kullanıldığı yerler vardır.
Kur an-ı Kerim’de ittikanın (sakınmanın) üç derecesi vardır.
Birincisi, ebedi azabtan korunmak için Allah’a ortak koşmaktan kaçınarak iman etmektir. Nitekim: “Onlan takvâ sözü (yani şehadet kelimesi) üzerine durdurdu.”"1 buyurulmuş ve takvanın şirkten koruyan şehadet kelimesi anlamında olduğu ifade edilmiştir.
İkincisi, büyük günahları işlemekten ve küçük günalarda ısrar etmekten sakınarak farzları edâ etmektir ki, dinde bilinen takvâ budur.
“O ülkelerin halkı inanıp Allah’ın azabından ittika etselerdi (korunsa- lardı) elbette onlann üstüne gökten ve yerden nice bereket (ve bolluk kapılannı) açardık. Fakat yalanladılar, biz de kazanmakta olduklan kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik.”2 ayet-i kerimesindeki ittika bu manada kullanılmıştır.
Üçüncüsü, kalbini Allah’tan meşgul edecek her şeyden kaçınmak ve bütün varlığı ile Allah’a yönelmektir ki,
“Ey müminler, Allah’tan, O’na yaraşır biçimde korkun.”3 ayet-i kerimesi buna işaret etmektedir. Bunun içindir ki, Kur’an-ı Kerim de, “Allah yanında en değerli ve üstün olanınız O’ndan en çok korkanın izdir."4 buyurularak takvanın insanı Allah katında en üstün kıldığı ifade edilmiştir.
Kur’an-ı Kerim, Allah’ın dostlarından söz ederken şöyle buyurur-,
“İyi bilin ki Allah’ın dostlanna korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de, onlar iman edip de takvaya ermiş olanlardır.”5
Müttakilerin sahip oldukları nitelikler ise Bakara suresinin başındaki ayetlerde şöyle bildirilmiştir.
“Kendisinde hiçbir şekilde şüphe olmayan o kitap müttakiler için bir hidayet kaynağı ve yol göstericidir. O müttakiler ki, gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan zekat verirler, (Ey Muhammedi Onlar sana indirilen kitaba da, senden önce indirilenlere de inanırlar.
Ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.
İşte Rablerinin yolunda olanlar ve saadete erişenler bunlardır.”6
Bu ayetlerde de müttakilerin nitelikleri sayılmış ve bu niteliklere sahip olan müttakilerin kurtuluşa erdikleri vurgulanmıştır.
Esasen Allah Teala ancak müttakilerin ibadetlerini kabul eder, nitekim bu konuda Mâide sûresinin 26’ncı ayet-i kerimesinde hikaye edilen bir olayla ilgili olarak şöyle buyurul muştur.
"(Ey Muhammedi Onlara Adem’in iki oğlunun haberlerini gerçek olarak oku; hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş diğerinden ise kabul edilmemişti: (Kurbanı kabul edilmeyen, kurbanı kabul edilen kardeşini kıskanarak);
- Andolsun seni öldüreceğim, demişti. Diğeri ise:
- Allah ancak müttakilerden kabul eder, demiş ve ilave etmiştir:
- Andolsun ki sen öldürmek için bana elini uzatsan bile ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim, ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkanm."7
Günahlardan sakınmayanların ve kötü duygu ve düşüncelerini düzelmeyenlerin ibadetlerine Allah Teâlâ’nın değer vermiyeceği ifade ediliyor.
Peygamberimiz de-,
“Kim ki yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa Allah Teâlâ’nın, o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına (yani bu durumda oruç tutmasına) değer vermez.” buyurmuştur.8
Bu konuda İmam Gazali meşhur "İhyau Ulumi’d-din” adlı eserinde şu olayı naklediyor;
“Ebu Nasre’t-Temar anlatıyor: Bir zât hacca gitmek üzere (Büyük Mutasavvıf) Bişr b. el-Haris’e (M. 767 Merv doğumlu) vedâ etmek üzere gider ve;
- (Nafile olarak) Hacca gidiyorum, bir emriniz var mı? diye geldim der. Bişr;
- Ne kadar harçlığın var? diye sorar. Adam-,
- İkibin dirhem harçlığım var, diye cevap verir. Bişr-,
- Hacca gitmekle zühd ve takvayı mı, yoksa Kâbe’ye olan aşkını mı, yoksa Allah rızasını mı kasdediyor- sun? der. Adam-,
- Allah rızasını kasdediyorum. der. Bişr-,
- O halde evinde dururken Allah rızasını kazandıracak bir şeyi tavsiye etsem yapar mısın? der. Adam-,
- Evet, yaparım, deyince, Bişr-,
- O halde sen bu iki bin dirhemi borcunu ödeyemeyen bir fakire, yiyeceği olmayan bir yoksula, nüfusu kalabalık ve geçimi dar olan bir aileye, yetimi sevindiren bir yetim bakıcısına ve bunlar gibi on kişiye yirmişer dirhem ve hatta istersen hepsini bunlardan birine ver. Çünkü müslümanı sevindirmek, düşkünlere el uzatmak, sıkıntılı olanların sıkıntılarını gidermek ve zayıflara yardım etmek nafile olarak yapılan yüz hacdan daha sevaptır. Şimdi kalk, bu dediğimi yap. Şayet böyle yapmak istemiyorsan asıl içinde sakladığını bana söyle, dedi. Yapacağı tavsiyeye uyacağını söyleyen, fakat bu sözleri dinledikten sonra zor durumda kalan adam;
- Doğrusu kalbimde hacca gitmek tarafı daha kuvvetlidir, deyince, Bişr gülümseyerek;
- Servet, şüpheli şeylerden kazanıldığı takdirde nefis kendi arzularından birinin yerine getirilmesini ister ve iyi işler yaptığını ortaya koymayı arzu eder. Halbuki Allah Teâlâ yalnız müttakilerin amelini kabul eder, diye cevap verir.
İşte takvâ, nefsin arzusunu değil, Allah’ın razı olacağı şeyi yapmaktır.

(1) Fetih Sûresi, ayet, 26.
(2) A’raf Sûresi, ayet, 96.
(3) Al-i imran Sûresi, ayet, 102.
(4) Hucurat Sûresi, ayet, 13.
(5) Yunus Sûresi, ayet, 62-63.
(6) Bakara Sûresi, ayet, 2-5.
(7) Maide Sûresi, ayet, 26-28.
(8) Buhâri Savm, 8.
(9) İhyau uiûmi’d-din, o 3, S.: 363. İstanbul 1323.