Makale

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

Seyfettin YAZICI / Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

Yazımıza bu başlığı vermenin sebebi gayet açık.. Çünkü sağlığı yerinde olmayan hasta bir insan, ne dünyaya ait islerini görebilir, ne de ibadet görevlerini yerine getirebilir. Halbuki insan, hem dünya için çalışmak, hem de ebedi hayat için hazırlık yapmak için dünyaya gönderilmiştir. Bunları yapabilmek için sağlıklı olmak şarttır. Sağlığı yerinde olmayan bir insan, yapması gereken isleri ve görevleri yapamıyacağı gibi, yaşadığı sürece rahat da edemez, huzur bulamaz, acı ve ızadırap içinde kıvranır durur..
Görülüyor ki, “Her Şeyin Bası Sağlık” sözü yerinde söylenmiş çok anlamlı ve isabetli bir sözdür. Sağlık konusundaki detaylı bilgileri uzmanlarına bırakarak, bu hususta dinimizin ne dediğini, sağlığımızın korunması ve hastalıkların tedavisi ile ilgili İslâm’ın emir ve tavsiyelerini hatırlatmaya çalışalım.
Sağlık Konusunda Dinimizin Emir ve Tavsiyeleri

İslam Dini’nin temel amaçlarından biri de sağlığın korunmasıdır. Dinimizin emirlerine baktığımız zaman bunu kolaylıkla anlayabileceğimiz gibi, bazı şeylerin haram kılınmasında da beden ve ruh sağlığımızın gözetildiğini çok açık bir şekilde görebiliriz.
Sunu unutmamak gerekir ki sağlık, Yüce Yaratıcı’nın bize bahşettiği büyük bir nimettir. Onu korumak ise basta gelen görevlerimizdendir. Bu konuda duyarlı olmak, sağlık nimeti elde iken değerini bilmeye bağlıdır. Sağlık nimeti elden gittikten sonra insan mutlaka onun farkına varır, değerini de anlar. Fakat kişinin tekrar sağlığına kavuşması hem çok zaman alır, hem de pahalıya malolur, bazen de sağlığa kavuşmak mümkün olmaz. Bu sebeple sağlık nimeti elde iken kıymeti iyi bilinmeli ve korunması için de ne tedbir gerekiyorsa zamanında alınmalıdır.
Peygamberimiz bu konuda uyarmak amacıyla söyle buyuruyor: “İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunlarda aldanmıştır. O nimetler: Sağlık ve bos vakittir.”1
Peygamberimizin: “Allah’ım! Senden sağlık ve afiyet dilerim.”2, "Allah’ım bedenime afiyet ver.”3 diye dua etmesi ve her türlü hastalıktan Allah’a sığınması,4 bu nimetin insan için taşıdığı değeri ve dinimizin sağlığa verdiği büyük önemi gösterir.
Fiil ve davranışları bizim için en güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz, bu sözleri söylemekle kalmamış, hayatı boyunca daima sağlık kurallarına riayet etmiş, sağlıklı yaşamaya özen göstermiş, bu konuda da müslümanlara örnek olmuştur.
Yeterli ve dengeli beslenmek, yiyecek ve içeceklerin temiz ve mikropsuz olması, bedenimizin, elbiselerimizin, oturup kalktığımız ve gezip dolaştığımız yerlerin temizliği, sağlıklı yaşamanın vazgeçilmez şartlarındandır.
Dinimizin temizliğe verdiği önem, Peygamberimizin: “Temizlik imanın yarısıdır.”5 sözü ile en veciz şekilde ifade edilmiştir. Peygamberimizin ısrarla öğütlediği ve kendisinin de her zaman uyguladığı hususlardan birisi de dişlerin temizlenmesidir.
Bedenin gelişip kuvvetlenmesi ve sağlıklı olmasında sporun da önemli bir yeri vardır. Peygamber Efendimizin zamanında; güreş, atıcılık, binicilik ve koşu gibi sporlara önem verildiği bilinmektedir. Peygamberimiz, “Çocuklarınıza yüzmeyi ve atıcılığı öğretiniz.”6 buyurmuştur.
Peygamberimiz, “Kuvvetli mü’min zayıf mü’minden daha hayırlı ve Allah’a daha sevimlidir.”7 sözü ile, vücudun bakımı ve güçlendirilmesinin önemini vurgulanmaktadır. Bunun, sağlık kurallarına riayet etmekle mümkün olacağı açıktır.
Bu sebeple sağlığımızın korunması için vücudumuza zarar veren şeylerden uzak durmamız, vücudumuzu tahrip eden, çeşitli hastalıklara sebep olan, alkollü içkilerden ve uyuşturucu maddelerden kesinlikle sakınmamız hayati önem taşımaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de, “ Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız.”8 anlamındaki ayet, bizi her türlü tehlikeye karsı uyanık ve tedbirli olmaya çağırmaktadır. Peygamber Efendimiz de : “Cüzzamlıdan arslandan kaçar gibi kaç.”9 buyuruyor. Bulaşıcı bir hastalık olan cüzzamdan kaçınmamızın istenmesi, sağlığımızı tehlikeye düşürecek şeylere karsı daima tedbirli olmamızı öğütlemektedir. Hastalığa, yakalanmamak için, alınan tıbbi tedbirlerden birisi de ası yaptırmaktır. Bu konuda özellikle çocukların zamanında asılarının yaptırılmasını ve anne - babaların çok duyarlı olmasını bir kere daha hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Alacağımız bütün tedbirlere rağmen hastalandığımız takdirde ne yapacağımızı da dinimiz bize öğretiyor ve nasıl hareket etmemiz gerektiği hususunda yol gösteriyor.
Evet, herhangi bir hastalığa yakalanan insanın yapacağı iş, tedavi olmaktır. Hastalanmamak için tedbirli olmak dinimizin emri olduğu gibi, hastalığa yakalandıktan sonra tedavi olmak hususunda her türlü çareye başvurmak da yine dinimizin emridir.
Peygamberimiz : “Allah Teâla, verdiği her hastalığın, ilacını da yaratmıştır.”10 sözleri ile, her hastalığın ilacı bulunabileceğini bildirmiş, “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz. Çünkü Allah, verdiği her hastalığın ilacım da yaratmıştır.”11 buyurarak tedavi olmamızı emretmiştir.
Peygamber Efendimiz hastalandığı zamanlarda bizzat tedavi olması, hadislerin toplandığı kaynak eserlerde meselâ Sa- hih-i Buhari’de Kitabu’t - Tıp adı altında tıp ile ilgili bölümün yer alması, İslâm Dini’nin tedaviye ve tıp ilmine verdiği önemin ayrı bir göstergesidir.
Diğer bir Hadis-i Şerifin anlamı da şöyledir : “Allah Teâlâ verdiği her hastalığın ilâcım da yaratmıştır. O ilâcı bilen bilir, bilmeyen bilmez. Ölüm müstesna, onun ilâcı yoktur.”1121
Peygamberimizin bu hadislerinde, dikkatimizi çeken; ilâç ve tedâvinin bir bilgi işi olduğu ve bunun bilenler tarafından yapılmasının gereğine işaret edilmiş olmasıdır.
Dinimizin insan sağlığına ve tedâviye bu derece önem vermesi müslümanlara ışık tutmuş, tıp ilminin ilerlemesine ve tarih boyunca İslâm dünyasında pek çok tıp bilgininin yetişmesine vesile olmuştur.
Bu cümleden olarak, tıp ilmine getirdikleri yenilikler ve yaptıkları büyük katkılarla tam yedi asır batıyı etkileyen ve resimleri Paris Tıp Fakültesi’nin duvarlarında yanyana asılı bulunan Ebû Bekir Razi ve ibnî Sina gibi ünlü tıp bilginleri ile, kan dolaşımını ilk defa bulan İbni Nefis ve göz tababetine ait ilk eseri yazan ve 18. yüzyılın sonlarına kadar Avrupa’da bu tababetin esası kabul edilen sözü geçen eserin sahibi Ali ibni İsa’yı sayabiliriz. İslâm tarihinin bu ünlü simaları yanında daha nice bilginler yetişerek tıp ilmine unutulmaz hizmetlerde bulunmuşlardır.13
Memnuniyetle ifade etmek gerekir ki, tarihimizde olduğu gibi, günümüzde de son derece başarılı pek çok Türk doktoru ve tıp sahasında bilim adamımız yetişmiştir.
Bu vesile ile, halkımıza hizmet veren doktorlarımıza ve tüm sağlık personeline çalışmalarında hayırlı başarılar diler, hastalarımıza da Cenab-ı Hak’tan şifalar niyaz ederim.

[1) Buhari, Kitabu’l - İstizan.
[2) Feyzu’l - Kadir, C.2, S. 139.
[3) Feyzu’l - Kadir, C. 2, S. 135.
[4) Feyzu’l - Kadir, C.2, S. 150.
[5) Kefşü’l - Hafa, C.2, S. 46.
[6) Kesfü’l - Hafa, C.2, S. 68.
[7) Mesariku’l - Envar, C.2, S.112.
[8) Bakara : 185.
[9) Buhari, Kitabu’t - Tıp.
[10) Buhari, Kitabu’t - Tıp.
[11) Feyzu’l -Kadir, C.3, S.238.
[12) Feyzu’l - Kadir, C.2, S.256.
[13) Dr. Sigrid HUNKE, Avrupa’nın üzerine Doğan Islâm Güneşi (Al- lahs Sonne Llber dem Abedland Llnser Arabisches Erbe) S. 185, 200, 210.