Makale

TÜRKİYE'DE GENÇLİĞİN AHLÂK VE MANEVİYATINI BOZAN DAVRANIŞLAR

TÜRKİYE’DE GENÇLİĞİN AHLÂK VE MANEVİYATINI BOZAN DAVRANIŞLAR

UNESCO, "genç" Kavramını 12-24 yaş arasındaki insanlarla sınırlamış bulunuyor Bu insanları değerlendirebilmek, iki hususun dikkate alınması ile mümkün olabilir Birincisi "dinamik" niteliği ikincisi ise "sosyal" niteliği Birinci niteliğin açıklanması, ikinci niteliğe bağlıdır. Demek ki, gençliği değerlendirebilmek, onun içinde yer aldığı toplumun kültürel yapısını tahlil etmekle sağlanabilir. Nitekim her gencin davranışının olumlu veya olumsuz (ahlak ve maneviyatını bozucu) olmasını, onun sosyo-kültürel şartları motive etmektedir. Türkiye’de gençlerin davranışını motive eden sosyokültürel şartların durumu nedir?
Türkiye’nin sosyo-kültûrel yapısına bakılırsa, tipik bir "geçiş dönemi" yaşamakta olduğu tespit edilebilir. Bu geçiş "tarım toplumundan "sanayi toplumuna doğrudur. Tarım toplumunun kültürel kurumları çözülmüş, sanayi toplumunun kültürel kurumları ise, henüz teşekkül edememiştir. Bu durum bir "değer boşluğunun mevcut olduğunu ortaya koyuyor.
Değer boşluğunun getirdiği kaosu önlemenin iki yolu vardır: Bunlardan bin "tarihi"; diğeri ise "çağdaş" niteliktedir. Çağdaş imkanları, belirli bir tarih boyutuna sahip olmadan değerlendirmek mümkün değildir. Çünkü tarih boyutu, çağdaş imkanları kullanabilmenin zeminidir. Tarih boyutu ise ancak belirli bir "tarih şuuru" ile idrak edilebilir.
Türkiye’deki uzmanların gençlikte "kimlik bunalımı" olduğu konusunda ittifak ettikleri dikkate alınırsa, tarih şuurunun eksikliği ortaya çıkar Gencin fert olmaktan "şahsiyet" olmaya geçişi tarih şuuruyla mümkün olabilir Gençliğin üzerinde en çok durulan probleminin ona "kendini ifade edebilme hürriyetinin sağlanması teşkil ediyor. Bu, elbetteki isabetli bir görüştür; ancak gençlik belirli bir tarin şuuruyla şahsiyet kazanıp bir kimlik ortaya koyamazsa kendini nasıl ifade edecektir?
Şurası muhakkaktır ki, belirli bir tarih şuuruyla şahsiyet kazanıp bir kimlik ortaya koyamayan her genç, kendine bir "sığınak" arayacaktır. Türkiye’deki gençlik probleminin temel karakteristiği de "sığınma psikolojisidir Bu sığınak, ya bir ideolojidir ya bir şahıstır, veyahut da v.s. dir. Nitekim Türkiye’deki gençlik probleminin niteliği de bu tesbiti doğrular mahiyettedir.
Türkiye’deki "eğitim zihniyetinin de gençlik probleminin en önemli kaynakların-an birini teşkil ettiği belirtilebilir. Bilimin metafiziğe karşı olması gerektiği varsayımının hareketle, dini inançlar ihmal edilmiş, bilime metafizik anlamlar atfedilmesiyle de dünyanın hiç bir yerinde görülmeyen garip bir anlayış ortaya çıkmıştır. Halbuki dinin ve bilimin mahiyeti isabetli olarak kavransaydı, böyle bir anlayış varlık kazanamazdı.
Esasen eğitim, maksatlı bir davranış değiştirme faaliyetidir. Bu ise hangi davranış değişikliğini, hangi maksatla yapmanın gerektiğini ortaya koymakla mümkün olabilir Demek ki, bir ülke uyguladığı eğitim politikasında nasıl bir ’insan tipolojisi" yetiştire ceğini belirlemek zorundadır. Ülke yöneticilerinin görevi ise bu insan tipolojisinin yetişmesini sağlayacak "ortamı" hazırlamaktır. Bu husus, değer boşluğunu önlemi yolunun "çağdaş" niteliğini ifade eder.
Halbuki Türkiye’de bütün dikkatler, bazı "sonuçlar" üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Alkol ve müstehcen neşriyatın tahribatı bunlar arasındadır. Asıl mücadele bunların "sebeplerine inip tedbirler aramakla yapılabilir Aksı halde yapılan mücadele, Donkişot’un yel değirmenlerine saldırısına benzeyebilir.
Demek ki, gençliğin hem çalışmalarını, hem de boş zamanlarını hür bir atmosfer içinde değerlendirebilecekleri çağdaş müesseseler kurulmalı, bunlar tarih boyutu içinde "anlamlı" olmalı ve eğitim sistemi milli, dini, insani ve ilmi gerçeklikleri kendi mahiyetlerine uygun olarak işleyen bir plana kavuşturulmalıdır. Bu plan ütopik olmayan bir "ideal’i de kendi bünyesinde getirecek, gençliğe bir yön verecektir. İşte gençliğin ahlak ve maneviyatını bozan davranışları önleme stratejisinin özü bundan ibarettir. Esas olan bataklığı kurutmaktır, onun sonuçlarıyla boğuşmak değil.
A. Kemal Sarıtaş