Makale

Eğitim-Öğretimde Camii ve Okul

Eğitim - Öğretimde
CAMİ ve OKUL

MÜSLÜMAN devletler ve toplumlarda camilerin çok yönlü fonksiyonlar icra ettikleri bilinen bir gerçektir.
Günde beş vakit namaz kılmak ve özellikle de Cuma ve Bayram namazlarını edâ etmek için kurulan camiler, müminlerin Allah’a ibadet ettikleri mabetler olmalarının yanında, ilim, irfan, bilgi öğrenecekleri ve aynı zamanda birleşip kaynaşacakları toplumsal mekânlardır.
Müminler, günde beş defa oralarda toplanırlar. Zen-gin-fakir, ast-üst, siyah-beyaz farkı gözetmeden aynı duygu, aynı inanç içinde, omuz omuza saf bağlarlar. Maddî bütün düşüncelerden arınmış, kindarlıklardan ve düşmanlıklardan sıyrılmış olarak ellerini ve gö-nüllerini Allah’a açarlar. Bilirler ki: Toplulukta rahmet, ayrılık ve ihtilâfta azap vardır." O)
Yüce Rabbimizin : "Mescidler şüphesiz Allah’ındır, öyleyse oralarda Allah’a yalvarırken başkasını katmayın." Cin Suresi 18’inci âyeti celilesi emri gereğince, dünyevî işlerin her türlü düşünce ve sıkıntılarından kendilerini kurtarıp, Cenab-ı Allah ile birlikte olurlar.
Cami ve mescitlerde ibadet için cemaat halinde bulunmak, Müslümanlar arasındaki kardeşlik duygularını arttıracağı, sevgi bağlarını kuvvetlendireceği gibi, Cuma ve Bayram günleri okunan hutbelerle, yapılan vaazlarla da bilgi ve eğitimlerini arttırır. Eğer bu hutbe, vaaz ve nasihatlar can kulağı ile dinlenir ve gereğince hareket edilirse, işte o zaman şahıslara tesir eder ve ortaya, kimsenin hakkına tecavüz etmeyen, başkasına yapılanı kendisine yapılmış gibi kabul eden; israftan, haram ve hileden kaçan bambaşka bir toplum çıkar.
Fakat bu nasihatların tesirli olabilmesi için hatiplerle vaizlerin de konuya ehemmiyet vermeleri, anlatacakları konuları, hiç değilse bir hafta önce tespit edip, sıkı bir inceleme ve re-dakteden geçirmeleri, cemaatin anlayacağı şekle getirmeleri, âfâkî sözlerden ziyade, söylediklerini Kur’an ve Hadis-i Şeriflere dayandırmaları, yani sıkı bir çalışma dönemi geçirmeleri şarttır. Çünkü adaleti ile meşhur hâkimi halk; bilgisi ile meşhur öğretmeni öğrenci-leri ne kadar sever, sayar ve takdir ederse, aynı vasıflarla donanmış bir din adamını da o derece saygı ve hürmetle karşılar. Böylece bunların sözlerinin tesir sahası genişler, günden güne cemaati artar.
EĞİTİM - ÖĞRETİMDE CAMİ VE OKUL GERÇEĞİ
Tarihte bilhassa Türk-lslâm tarihinde cami ile okulun aynı gaye için hizmet eteklerini görüyoruz. Fert ve :oplumlar üzerinde en etkili serler, cami ve okullardır, lslâm toplumlarında, yapılan camilerin yanında, külliye olarak mutlaka bir okul ja vardır. Çünkü okumak Mlah’ın ilk emridir. İlimsiz amel olamıyacağı gibi, ameliz ilim de olmaz.
Bu yönden hareketle, "Beşikkten mezara kadar ilim iğreniniz" Hadisi Şerifiyle Müslümanları ilim öğrenmeye davet eden Peygamberiniz Hz. Muhammed (S.A.S.) efendimiz, İslâm’ın emirlerini tebliğ ile memur edildikten sonra, Allah’tan aldığı emirleri gittiği her yerde, gördüğü her şahsa duyurmuştur.
Daha sonraları "Dâru’l-îrkam" yani "Erkam’ın Evi" nü’minlere namaz kılınan re eğitim verilen yer olmuştur. Sonra, bizzat Hazreti Peygamberimizin elleriyle malzeme taşıdığı ve alın terini toprak kerpiçlere karıştırdığı, Medine yakınlarındaki "Kuba Mescidi". Mescid olarak Hz. Peygamber eliyle inşa edilen ilk mabed ve içinde yapılan eğitim sebebiyle ilk okul. Ve daha sonra ise "Mescid-i Nebevi". Hemen Hâne-i Saâdetleriyle bitişik olan ve "Benim evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir" Peygamber sözüyle değeri ifade edilen Peygamber Efendimizin Mescidi.
Bir Hadis-i Şeriflerinde de şöyle buyurmuşlardır: "Benim şu Medine’deki mescidimde kılınan bir namaz, -Mekke’deki- Mescid-i Haram müstesna olmak üzere, başka mescidlerde kılınan bin namazdan -sevap bakımından- daha hayırlıdır". (2)
Bu mescidin Müslümanlar üzerindeki etkisi çok büyüktür. Burası tam bir cami-okul, ibadet, eğitim-öğretim merkezi olarak kullanılmıştır. Sağ arka köşesinde yer alan "Suffe" veya "Zulle" diye adlandırılan mahal, adetâ bir eğitim-öğretim kurumudur, içinde eğitim hiz-metlerine ilâveten -bilhassa kadınlar için- irşad hizmetleri verilmiş; harp meclisleri kurulmuş, barış müzakereleri yapılmış ve ticarî kararlar alınmıştır. Yabancı ülke elçileri burada misafir edilmiş, savaş yaralılarına sağlık ocağı, kurulan ilk İslâm Devletine merkezlik yapmıştır. Bugün de orası bir huzur, dertlerin, elem ve kederlerin yok olduğu bir sükûn kaynağıdır.
1992 yılı Diyanet İşleri Başkanlığı hac organizasyonu içinde, Türk hacılarına ev tutmak üzere "ön ekip" içinde Medine’ye gönderildim. Kendisinden ev tutmaya gittiğimiz Türk asıllı Suudî vatandaşı Muhammed İhsan, konuşmasının bir bölümünde: "Burada kolay kolay üzüntü ve sıkıntı barınamaz. Ne kadar kederli olursan ol, Mescid-i Nebeviye gidip, Peygamberimizin huzurunda el açıp dua edince bütün kederlerinizden kurtulursunuz. Üzüntüler yerini sevince bırakır" dedi. Ne kadar doğru söyledi. Hakikaten de Peygamber Mescidi’nin, üzerinde Osmanlı Padişahı mührünün bulunduğu- "Babüs’s-Selâm"dan girince, insanın yüzüne bir serinlik, gönlüne bir esenlik yayılıyor. Dünyevî bütün dert ve ızdıraplardan kurtuluveriyorsunuz. Artık tek bir düşünce kalıyor geriye; kimseye eziyet ve ağırlık vermeden orada namaz kılıp, o Resul-ü Ekrem’i selamlamak. "Essalâtü vesselâmü aleyke yâ Resûlellah". İşte her şey bu cümlede eriyor. O’nun huzurunda, Onun sevgisinde yok oluyorsunuz.
Daha sonraları şahıslar, toplumlar ve milletler, cami ve yanında okul inşası için hızlı bir yarışa girdiler. Hattâ devletler himayesinde ca-mi-okul mimarisi geliştirildi. Cihan padişahları, sultanlar, valide sultanlar bu yarışta hep ön safta yer aldılar. Halife sultanlar, vezir, bey ve paşalar da bu yarışın içinde oldular. Bu toprakların Türk-İslâm olarak kalması, işte bu gayret ve bu salâbet-tendir. Mektepler, medreseler adı ile camilere bitişik hale getirildi ve sonra da bu medreselere "okul" adı verildi. İstanbul’da Fatih ve Süleymaniye, Kayseri’de Hu-nat Hatun, Manisa’da Sultan ve Muradiye cami-medrese ve külliyeleri güzel örneklerdendir.
Konuya daha da açıklık kazandırması bakımından tam teşekküllü külliyelerde bulunan mimarî üniteleri şöylece sıralamakta fayda var:
• Cami harem bölümü,
• Daru’t-Talim, Daru’l-Huffaz, Daru’l-Kurra, Daru’l-Hadis,
• Kütüphane
• Sıbyan Mektebi,
• Muvakkithane,
• Tabhane,
• İmarethane,
• Daru’ş-Şifa,
• Hünkâr Mahfeli,
• Müezzin Mahfeli,
• Meşruta ve Hizmetli Odaları, Tekke,
• Şadırvan Avlusu,
• Dış bahçe, Hazîre-küçük mezarlık- ve türbeler,
• Sebil, çeşme, sarnıç, havuz, su kemeri, su terazisi, su ihale hattı ve kuyular,
• Hamam, Gasilhane,
• Dükkânlar.
Görüldüğü gibi İslâm’da camiyle okul, daima bir ve beraber gitmiştir. Çünkü her ikisi de gayeli, mefkureli kuruluşlardır.
Camiler, tabiî ve fizikî kanunları, kâinatın yaratıcısı Allahü Teâlâ’ya dayandırarak izah eden dinî kuruluşlar; okullar, Allah’ın koyduğu değişmez düzen olan tabiatı ve tabiat ka-nunlarını analiz ederek gerçeğe, Allah’a varan yerlerdir. Bunu mantık dili ile açıklıyacak olursak -cami yolu- tümden gelim; -okul yolu- tüme varım, yani de-düksiyon ve endüksiyon yollarıdır. Her ikisinde de hedef aynı. İnsanları güzel ahlâka, temiz yaşayışa, hakka, hakikata, fazilete erdirmek, doğruyu telkin ettirerek şaşmaz hedefi bulduı maktır. Her ikisi de içine a dığı fert ve toplumu, Yüc Yaratıcının yoluna götürüı Hedefi gösterir ve o yönd şuurlandırır.
Kendisine, "Bu dâvâdan vazgeç" denildiği zaman "Allah’a yemin ederim ki sağ avucuma güneşi, sol avucuma ayı koysalar, bu dâvadan vazgeçmem" yüksek inancını söyleten ruh Hira Mağarası’ndaki, "Oku Yaratan, insanı pıhtılaşan kandan yaratan Rabbinin adıyla"; "Oku! Kalemi öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir" ve yine: "Ey örtüye bürünen Muhammed, kalk da uyan Rabbini yücelt, giydiklerini temiz tut. Kötü şeylerden sakın". Allah (C.C.) eğitiminin neticesi değil midir?
Boğazına ip takılarak kızgın kumlar üstünde sürüklenen, göğsüne kızgın taşlar konulup, kızgın güneş altında günlerce işkence edilen Bilal-i Habeşî’nin, bu şartlar altında bile, "Allah birdir, Muhammed (S.A.S.) Allah’ın Resulüdür" iman kuvveti sözleri, işte o "Dâru’l-Erkam"dan aldığı ruh eğitimi sebebiyledir.
İslâm’da ilk kadın şehid Hazreti-i Sümeyye’yi, vücudunun parçalanmasına kadar götüren Allah ve Resûlüllah aşkı da, o "Dâru’l-Erkam"dan aldığı imanıdır. İslâm ve Türk Tarihinin şeref dolu sahifelerinde bu örnekler sayılamayacak kadar çoktur. İstiklâl Savaşında en modern harp alet
ve edevatıyla donatılmış düşman ordularına karşı, eşi görülmeyen başarılar elde ederken, kalbinden imanı, dilinden Allah’ı düşürmeyen Türk Milleti bu hızını, bu gücünü, mâbed-mektep yani cami-okuldan almıştır.
Williams James adlı düşünür ne güzel ifade etmiş: "İnsan ilimden ve fenden faydalanır, fakat dinle yaşar".
Eğer güçlü ve büyük Türkiye sevdasını yaşıyorsak; camileri okul nurundan, okulları cami ruhundan ayırmayalım.

1- Camiu’s-Sağir, c.1, s.U5
2- Tecrid-i Sarih Tercümesi: 4/198
3- Alak Suresi, ayet: 1-2
4- Alak Suresi, ayet: 3-5
5-Müddessir Suresi, ayet: 1-5