Makale

başyazı - KÖTU ALIŞKANLIKLAR

başyazı

KÖTU ALIŞKANLIKLAR

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

Alışkanlıkların fert ve toplum hayatında önemli bir yeri vardır. Esasen kabiliyetlerin geliştirilmiş ileri bir safhası olan “Melekeler”, İnsanî davranışların belli bir doğrultuda geliştirilerek pratiklik kazanmasıdır. Eğitimin amaçlarından biri de; öğrenilen bilgilerin ve fıtrî kabiliyetlerin müsbet istikamette geliştirilerek insanlarda; bir meleke, bir sıfat haline dönüştürülmesidir. Eğitimin teknikleri, bilginin teoriden pratik hale getirilmesini sağlamayı amaçlamıştır. Alışkanlık haline dönüştürülebilen kabiliyet ve iyi yönelişler, pratik uygulamayı kolaylaştırır, verimliliği artırır ve başarı nispetini yükseltir. Peygamberimizin; “Her şey, yaratılmış olduğu şey için kolaylaştırılmıştır. (el-Fethu’ l-Kebîr, 2/330) mealindeki hadis-i şerifleri, yöneliş-sonuç ilişkisi hakkındaki fıtrî ilişkiyi izah etmektedir.
Eğitimi; ”Çocuklara ve erginlere İyi meleke ve alışkanlıklar kazandırma faaliyeti ve sistemi" olarak tarif edebiliriz. Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve çocuğun davranışlarını merkez alan yeni terbiye akımları, çocukların okul hayatından itibaren İçtimaî bir varlık olarak ele alınmalarını öngörür. Yeni terbiye ve pedagoji fikir akımları; bir takım bilgi ve yeteneklerin zorla aktarılmasını değil, bilakis çocukların öğrenme kabiliyet ve kapasitesinin geliştirilerek, kendi kendine öğrenmelerinin sağlanmasını, yani çocukların "Öğrenme alışkanlığına sahip kılınmasını" öngörmektedirler. Bu da; netice itibariyle, öğrenme sevgisinin ve öğrenme alışkanlığının kazandırılması demektir.
Alışkanlıklarla eğitim arasındaki bu tabiî ilgi, alışkanlıkların fert ve toplum için ne derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır. İyi alışkanlıklar; fertler ve toplumlar için iyi ve faydalı sonuçlar verdiği gibi; kötü ve zararlı alışkanlıklar da bunun tam tersi sonuçlar verebilmektedir. Kötü alışkanlıkların; genellikle, sefahat ve dejenerasyon ortamlarında hızla yayıldığı, dini ve milli kültürün zayıfladığı dönemlerde zararlı alışkanlıkların fertlerde-bir çeşit- kendinden kaçmak, iç dünyasını kurmak vb. yönelişlere saplanmak şeklinde ortaya çıktığı müşahede edilmektedir.
Her konuda bizlere örnek ve rehber olan Hz. Peygamber (S.A.S.)’in hadis-i şeriflerinde çocukların iyi alışkanlıklara yönlendirilmesi, kötü ve zararlı alışkanlıklardan sakındırılması, pedagoji ve terbiye ilmi açısından da pek çok hikmetlerle doludur. Temyiz çağına (yedi yaş ve civarı) gelen çocukların namaza başlatılması ve onların camiye ve mescide alıştırılmaları ile ilgili tavsiyeler, bu bakımdan ibret ve hikmetlerle doludur. Aslında çocuklar büluğdan itibaren dinî emir ve yasaklara muhataptır. Fakat onlarda ibadet sevgisini ve faydalı alışkanlıkların teessüsü için; temyiz ve idrak çağından itibaren, namaz, cami, mescit ve ibadet kültürünün zihinlerinde oluşması öngörülmektedir. İslam terbiyecileri ve ahlakçıları; insanın yetiştirilmesiyle ilgili konuları işlerken; Din, insan-fıt- rat ilişkisini daima gözönünde bulundurmuşlardır. Fertlerin iyi alışkanlıklara motive edilmesi terbiyecilerin temel gayelerindendir.
Bir Müslüman Türk toplumu olan milletimiz, tarihten ve maneviyatından gelen hasletler itibariyle başka toplumlarla mukayese edilemeyecek üstünlüklere sahip ise de, son yüzelli yıldan beri yaşanan hızlı kültür değişimi sonunda pek çok değişime uğramıştır. Batılılaşmanın yanlış anlaşılması ve yanlış uygulanması sonucu olarak, sosyal hayatımızda da, Batı’da yaygın olan bazı sosyal bunalımların bizim toplumumuzda da başladığı- maalesef- görülmektedir. Sigara, içki, kumar, uyuşturucu madde bağımlılığı, fuhuş vb. kötü alışkanlıkların oranının hızla arttığı, orta okul ve lise öğrencileri arasında bile uyuşturucu madde alışkanlığının yayıldığı, aleni bir gerçektir. Bu konuda medyada hemen hemen her gün pek çok üzücü haberler yer almaktadır.
Bütün bu haberler, kamuoyumuzu ve yetkililerimizi yakından ilgilendirmen, neslimizin geleceğini yakından ilgilendiren bu mesele toplumun vicdanında gereken yankıyı bulmalı, gerekli tedbirler bir an önce alınmaya başlanmalıdır. Olay, sadece okul müdürlerini ilgilendiren bir “disiplin olayı” olarak görülmemelidir. Toplumda “sosyal çözülme tehlikeleri” sadece siyasi değişimlerden ibaret değildir. Dejenerasyonun beynelmilel boyutlarının toplumları içten çökertmeye yönelik olduğu, soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra; terör, içten bölme, manevi tahribat, kültürel yıkım vb. yöntemlerle ulusların birbiriyle mücadelelerinin yeni taktik ve metotlarla devam ettiği hatırdan çıkarılmamalıdır.
Kötü alışkanlıklarla mücadelede en büyük görevin ailelere ve ebeveyne düştüğü hiç bir zaman unutulmamalıdır. Çocuklarının eğitimde başarılı olmaları için milyonlarca lirayı harcayan ana- babalar, çocuklarının istikbalini ve ebedi hayatını yakından ilgilendiren konularda, özellikle kötü alışkanlıklar konusunda daha hassas olmalıdırlar. Sağlam bir din eğitiminin kötü alışkanlıklardan korunmak için en sağlam kale olduğu inkar ’ edilemez bir gerçektir. Bu nedenle onları İnsanî, İslâmî ve ahlakî değerlerle mücehhez kılmak için gayret gösterilmelidir.