Makale

DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULUNDAN

Fıkıh Köşesi
Din İşleri Yüksek Kurulundan

Astım hastalarının kullandığı sprey ve astım ilacı orucu bozar mı?


Nefes açıcı sprey kullanmak zorunda kalan astım hastası oruç tutmayabilir. Daha sonra iyileşince tutamadığı günleri kaza eder. İyileşme ümidi kalmamışsa, o takdirde tutamadığı günler sayısınca fidye verir. Bir fidye, ramazanda bir kişi için verilen bir fitre miktarıdır.
Ancak, nefes darlığı dışında oruç tutmaya engel başka sağlık problemi bulunmayan astım hastaları soluk almayı rahatlatacak özel spreyi ağızlarına püskürterek oruç tutabilirler. Ağza püskürtülen bu ilaçlar orucu bozmaz. Çünkü bu spreyden bir kullanımda 1/20 ml. gibi çok az bir miktar ağza sıkılmaktadır. Bunun da önemli bir kısmı ağız ve nefes boruları cidarları tarafından emilip yok olmaktadır. Bundan geriye kalan miktarın tükürükle mideye ulaştığı konusunda ise, kesin bir bilgi yoktur.
Abdest alırken ağızda kalan su ile kıyaslandığında, bu miktarın çok az olduğu görülmektedir. Oruçlu, abdest alırken ağzına aldığı sudan kalan miktarın mideye ulaşması hâlinde orucun bozulmayacağı konusunda hadis ve İslam âlimlerinin icmaı vardır.
Ayrıca, misvaktan bazı kırıntıların ve kimyevi maddelerin mideye ulaşması kaçınılmazdır. Hâl böyle iken Hz. Peygamber (s.a.s.)’in oruçlu olarak misvak kullandığı, sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır. (Buhari, Savm, 27; Tirmizi, Savm, 29.) Diğer taraftan, “Kesin olarak bilinen, şüphe ile bozulmaz.” kaidesi gereğince, mideye ulaşıp ulaşmadığı konusunda şüphe bulunan bu şeyle de oruç bozulmaz. Bu itibarla astımlı hastaların, sağlığı oruç tutmalarına uygun olup başka bir hastalıkları da yoksa rahat nefes almalarını sağlamak amacıyla ağza püskürtülen oksijenli ilaç orucu bozmaz. (Din İşleri Yüksek Kurulu 22. 09. 2005 Tarihli Karar.)

Ramazan ayını ve bayramı başka ülkelerde geçirenler, o ülkelerin hesapları Türkiye’ye göre farklı olması halinde bayramlarını Türkiye’ye göre mi, bulundukları ülkeye göre mi yapmalıdırlar?

Dinî hükümlere göre; kameri aylar, hilalin güneş battıktan sonra, yeryüzünün herhangi bir yerinden görülmesiyle başlar. (Buhari, Savm, 5; 11.)
Günümüzde ayın hilal hâlinde nerede ve ne zaman görülebileceği, hatasız olarak, hesapla tespit edilebilmektedir. Yurdumuzda ve İslam ülkelerinin çoğunda takvimler bu hesaplamalara göre düzenlenmekte; ramazan ve bayramlar da buna göre belirlenmektedir. Az sayıda bazı İslam ülkeleri ise, kameri aybaşlarının tespitinde, ayın hilal şeklinde gökyüzünde görülebilecek hâlde bulunması zamanını değil, kavuşum anını veya hilalin kendi ülkelerinde de görülmesini esas almaktadırlar. İslam âleminde zaman zaman bizden bir gün önce veya bir gün sonra oruca başlayan ve bayram yapan ülkelerin bulunması bu sebepledir. Bu tür içtihat farklılığından doğan uygulamalar kimsenin ibadetine zarar vermez. Bu nedenle başka bir ülkede bulunan bir Müslüman, bayramını bulunduğu ülkeye göre yapar.

Kutuplarda yaşayan insanlar oruçlarını nasıl tutarlar?

Namaz ve oruç gibi vakte bağlı ibadetlerin vakitlerinin tamamının veya bir kısmının teşekkül etmediği kutup bölgelerinde bu ibadetler, vakitlerin normal teşekkül ettiği en yakın bölgenin vakitleri veya diğer şeri kıstaslar dikkate alınarak, takdir edilerek eda edilir. Hz. Peygamber kıyamet yaklaştığında günlerin uzayacağını, bir günün bir yıl, bir günün bir ay, bir günün de bir hafta kadar süreceğini söyledikten sonra o günlerde namazların takdir edilerek kılınacağını bildirmiştir. (Ebu Davud, Melahim, 14.)

Oruca başlamak için hilalin görülmesi şart mıdır?

Kameri aylar, adından anlaşıldığı gibi başlangıcı ve bitişi ayın hareketlerine göre belirlenen aylardır. Ramazan orucu, ramazan ayında tutulduğundan ve ramazan ayı da ay takvimine göre her sene değiştiğinden, oruca başlayabilmek için öncelikle, ramazan ayının başladığını tespit etmek gerekmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) “Hilali (Ramazan hilalini) görünce oruca başlayınız ve hilali (Şevval hilalini) görünce bayram ediniz. Hava bulutlu olursa içinde bulunduğunuz ayı otuza tamamlayınız.” (Buhari, Savm, 5, 11; Müslim, Sıyam, 3-4, 7-10.) buyurmuştur.
Bu hadis ilk bakışta hilali çıplak gözle görmedikçe oruca başlanmayacağı ve bayram edilmeyeceği fikrini uyandırmaktadır. Konu ile ilgili diğer rivayetler değerlendirildiğinde bu hadislerin içeriğinin bağlayıcı olmayıp amacının günün şartları içinde en uygun uygulamanın talim edilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s.); “Biz ümmi bir toplumuz; hesap ve okuma yazma bilmeyiz. Şunu biliriz ki ay, ya 29 ya 30’dur.” (Buhari, Savm, 11, 13; Müslim, Sıyam, 15; Ebu Davud, Savm, 4.) buyurarak, kameri aybaşlarının belirlenmesinde hesap yönetimine de başvurulabileceğine işaret etmiş olmaktadır.
Çıplak gözle görülsün ya da görülemesin ay mutat hareketlerine devam etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kameri ay başlarının belirlenmesi konusunda çıplak gözle görmeyi baş vurulacak yegâne yöntem olduğu için değil, belki o günkü şartlar içinde en sağlıklı sonuç veren yöntem olduğu için öngörmüştür. Hilali gözlemlemenin amacı ramazan ayının girip girmediğini belirlemektir. Bu sebeple, hilali çıplak gözle görme dışında, bizi bu amaca ulaştıracak başka yöntemlerden yararlanmak da mümkündür.
Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde yeni bir ayın girdiğini en iyi şekilde çıplak göz ile ortaya koymak mümkün iken bugün, teknolojik imkânlar ayın hareketleri konusunda en ince ayrıntıyı izleme imkânı sunmaktadır. Günümüzde astronomi ilmi oldukça gelişmiş, artık ince astronomik hesaplar yoluyla, gelecek birkaç yıllık namaz vakitlerini gösteren takvimler hazırlama imkânı bile doğmuştur. Dolayısıyla kameri ayların başlangıçlarını hesap yöntemiyle belirlemek meşrudur.

Ramazan orucuna niyetlendiği halde yolculuğa çıkan bir kimse, yolculuktan dolayı orucunu bozarsa ne gerekir?

Ramazan orucu, ergenlik çağına gelmiş akıllı her Müslümana farzdır. Hastalık, yolculuk, kadınlara has özel hâller gibi meşru sebeplerle ramazan ayında oruç tutamayanlar bu oruçlarını şartların elverişli olduğu başka zamanlarda kaza ederler. Kur’an-ı Kerim’de oruç tutmamayı mubah kılan özürler hastalık, yolculuk ve güç yetirememek olarak sayılmıştır. (Bakara, 2/184-185.)
Bu itibarla ramazanda sefer mesafesi (en az doksan km.) bir yere gitmek için yola çıkacak olan kimse, geceden oruca niyet etmeyebilir. Fakat niyet ettikten sonra gündüzün yolculuğa çıksa bu yolculuk esnasında meşru başka bir mazereti bulunmazsa orucunu bozmamalıdır. Başlanan bir ibadetin mazeret yoksa tamamlanması gerekir. Sefer bir mazeret olduğu için, eğer bozarsa kendisine keffaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Mekke’nin fethi için sefere çıktığında oruçlu iken, Kadid denilen yere varınca orucunu bozması (Buhari, Sıyam, 34; Müslim, Sıyam, 88.) savaş şartlarının gereği olarak değerlendirilebilir.