Makale

Fütüvvetnamelerde Tasavvufi Yapıya Dair İpuçları


Fütüvvetnamelerde Tasavvufi Yapıya Dair İpuçları
Yusuf Turan Günaydın


Fütüvvetnameler, Fütüvvet teşkilatının ve Anadolu’daki uzantısı olan Ahiliğin bir nevi tüzük veya yönergeleri hükmündedir. Aslında birer tasavvufi-ahlaki adap ve erkân kitapları sayılabilecek bu eserler Ahiliğin tasavvufi teşkilat yapısı hakkında yeterli ipuçlarını barındırır.
Aslında Anadolu sahasında fütüvvetin veya Ahiliğin tasavvufi yapısının ilk izlerini Ahi Evran’ın kişiliğinde aramalıyız. Menkıbevi kişiliği sosyal şuurda “Ahi Evran-ı Veli” biçiminde yer eden Ahi Evran, aslında tasavvufi bir çığır açıcıdır. Evhadüddin-i Kirmani gibi sufi bir kişiliğin talebesi olduğu görüşü kabul edilirse, kendisinden çok önceleri temelleri atılmış ve gelişerek sürmüş bulunan Fütüvvet Teşkilatının “Ahilik” adıyla şöhret bulan bir kolunun başlatıcısı konumundadır.
Dikkat edilirse Ahilikle aynı çağlarda Anadolu’da neşvünema bulan tasavvufi kolların da bir başlangıcı; önceki yüzyıllarda kökleri vardır. Fakat bunlar, kurucularının tesirli şahsiyetleri sebebiyle âdeta müstakil bir kol hâlini almışlardır: Bektaşilik, kök itibarıyla Ahmed Yesevi’ye ve onun vasıtasıyla Nakşibendiliğe erişir. Mevlevilik, Mevlana’nın bağlı olduğu tasavvuf okulu dolayısıyla Kadirilik, XVI. yüzyıl ve öncesinde Anadolu Alevilerinin bağlı bulunduğu Erdebil Tekkesi de Zahid-i Geylani’nin talebesi olan Safiyyüddin-i Erdebili vasıtasıyla Halvetilik köküne bağlıdır. Konumuzla alakalı bir başka husus da, Anadolu Ahiliği hakkında İbn-i Battuta’nın Seyahatname’sinde kayda geçirilmiş gözlemlerin Ahiliğin tasavvufi törenlerine dair bilgiler içermesidir.
Böyle bir altyapıya sahip olan Ahiliğin, tasavvufi bir teşkilatlanma olduğu ise su götürmez bir gerçektir.
Fütüvvet ve Ahiliğin ahlaki prensipleri çokça ele alındığı için biz, Ahiliğin çoğu zaman tasavvufi prensiplerle iç içe geçmiş bulunan ahlaki prensiplerine yeri gelmedikçe değinmeyeceğiz. Peki, Fütüvvet veya Ahiliğin tasavvufi yapısına dair ipuçları nelerdir?
Bunları üç bölümde toplamak mümkündür:
a) Silsile Bağı
Fütüvvetnameler açıkça göstermektedir ki Ahilik, bu yolu sürdüren şahsiyetlerden oluşan bir silsileye sahiptir. Tasavvuf mektepleri için olmazsa olmaz bir husus olan “silsile” vasıtasıyla Ahilik, kurucusu olan Ahi Evran’dan, feyiz aldığı hocaları aracılığıyla Hz. Peygamber’e ve oradan ta Hz. Âdem’e kadar uzanır. Araştırmacı Ali Torun “Türk Edebiyatında Fütüvvetnameler”i incelediği çalışmasında Kur’an’da adı geçen ve hatta geçmeyen peygamberlerin Fütüvvette bir silsile teşkil ettiğini göstermiştir. (Torun, Ali, Türk Edebiyatında Türkçe Fütüvvetnâmeler, Kültür Bakanlığı Yay., 1. s., Ankara 1998, 262-320.)
Fütüvvet, Anadolu’da Ahilik biçiminde teşkilatlanınca -bir görüşe göre- Ahi Evran’ın piri olan Evhadüddin-i Kirmani’nin silsilesine de vâris olmaktadır. Zaten bazı tasavvuf okullarının birkaç silsileye vâris olması olağandır.
İşte bu silsile geleneği, Fütüvvetin Anadolu’daki uzantısı olan Ahilik, ahlaki temelleri bulunan bir iş teşkilatı şeklinde gelişmesi dolayısıyla Ahi Evran’dan sonra da –iş kollarına göre– çeşitli silsilelere sahip olmuştur.
Ahiliğin silsilenamelerine dair konuyla ilgilenen araştırmacılara sunulmuş çok önemli bir kaynak da “Ahi Şecerenameleri”dir. (bk. Köksal, M. Fatih vd., Kırşehir Müzesi’ndeki Ahilik Belgeleri: Ahi Şecerenameleri, Beratlar, Vakfiyeler, Kırşehir Valiliği Yay., Kırşehir 2008.) Bu şecerenameler Ahiliğin tasavvuf okullarında olduğu gibi silsile geleneğini sürdüren bir yapı olduğunun açık göstergeleridir. Bu silsile geleneği sebebiyle Ahilik Anadolu’da teşkilatlanmasını tamamladıktan sonra her iş kolunun Ahi Evran’da sonra bir silsilesi oluşmuştur.
Özetlemek gerekirse Fütüvvet ve Ahilikte hemen her peygamber bir iş kolunun ilk piridir. Hz. Peygamber’den sonraki devirlerde Hz. Ali, Hz. Hamza, Selman-ı Farisi, Hz. Abbas, Bilal-i Habeşi gibi sahabilerle İmam Ebu Yusuf, Hasan-ı Basri, İmam Gazali, Abdülkadir Geylani, Ebu Hasan-ı Şazeli, Hallac Mansur, Ahmed Yesevi gibi âlim ve sufiler ve hatta İbn-i Sina gibi feylesofların bu şecerenamelerde adı geçer. (Köksal, M. Fatih vd., Kırşehir Müzesi’ndeki Ahilik Belgeleri: Ahi Şecerenameleri, Beratlar, Vakfiyeler, Kırşehir Valiliği Yay., Kırşehir 2008, 97-101.)
Silsile bağı hususu, Fütüvvet veya Ahilik ile diğer tasavvuf mektepleri arasında önemli bir yapısal bağdır.
b) Sufiyane Törenler
Fütüvvetnamelere baktığımızda Ahiliğin tasavvufta mevcut sema, devran vb. sufiyane törenlere yer verdiğine dair ipuçlarına rastlarız.
Tasavvufi yolların usullerinden olan “çile çıkarmak” Fütüvvette ve dolayısıyla Ahilikte de mevcuttur. Bir meslek koluna intisap eden talebeye Fütüvvetnamelere göre başlangıçta “üç gün açlık çilesi ve yedi gün dövülüp sövülmek çilesi” öngörülmüştür. (Torun, Ali, Türk Edebiyatında Türkçe Fütüvvet-nâmeler, Kültür Bakanlığı Yay., 1. s., Ankara 1998, 398.)
Yine Allah’ın adını tekrarlayarak anmak yani zikir törenleri Ahiliğin merasim ve usulleri arasında yer alır. Fütüvvetnamelerde özellikle “La ilahe illallah” zikrine önem verilmiştir. Yine Ahiliğin yapısına uygun olarak her iş kolunun esmaü’l-hüsnadan özellikle zikrettiği isimler vardır. Örnek vermek gerekirse Fütüvvetnamelere göre terzilerin tespihi “Sübhanallah”tır. Sakalar gündüz “el-Fettah” ve “el-Aziz”, gece “es-Sabur”, “el-Gafur” ve “eş-Şekur” esmasını zikretmelidirler. (Torun, Ali, Türk Edebiyatında Türkçe Fütüvvetnâmeler, Kültür Bakanlığı Yay., 1. s., Ankara 1998, 400-401.)
Sema ayini çeşitli tasavvuf okullarında olduğu gibi Ahilerde de mevcuttur. Fütüvvetnameler, çeşitli fütüvvet erbabının sema ettiklerine ve bunu Hz. Peygamber’e dayandırdıklarına dair ipuçlarıyla doludur. Ayrıca sema ile bağlantılı tasavvufi bir ayin de “ayin-i cem”dir. (Bk. Torun, Ali, Türk Edebiyatında Türkçe Fütüvvetnâmeler, Kültür Bakanlığı Yay., 1. s., Ankara 1998, 404.)
Hırka giymek, “suf” (yün) elbiseler kullanmak ve aba, tennure, taç, şed-kemer gibi giyecekleri törenle giymek de Ahilerin olmazsa olmazları arasındadır. Giyeceklerin dışında posta oturmak, sofra, çerağ gibi tasavvufi yapıya işaret eden onlarca tabir Fütüvvet ve Ahilikte yer bulmuştur. Üstelik bütün bunlar tasavvufi ruhlarına sadık kalınarak benimsenmiştir.
c) Ahiliğe Özgü Tasavvufi Göstergeler
Fütüvvetnameler ve konuyla ilgili hemen her kaynak Fütüvvetin veya Ahiliğin tasavvufi yapısına delil teşkil edecek ipuçlarıyla doluysa da Ahiliğin iş ve ticaret ahlakıyla temayüz etmiş bir yapı olması, kendine özgü tarafıdır.
Bir tasavvufi yapı olarak Fütüvvetin kendine özgü taraflarının başında “iş güç sahibi olmak” prensibi gelir. Herhangi bir meslek dalında çıraklıktan itibaren maharet sahibi olamayan birinin Ahilik Teşkilatı içinde yeri yoktur. Dolayısıyla Fütüvvet veya Ahilik deyince akla öncelikle maharetli bir meslek erbabı olmak gelir. Silisle bağına değinirken de belirttiğimiz gibi Ahi veya Fütüvvet pirleri peygamberler de dâhil olmak üzere bir meslek dalında ustadırlar.
Şecerenamelere bakarsak, Hz. Muhammed hatiplerin, Hz. Âdem çiftçilerin, Hz. İdris terzilerin, Hz. Nuh gemicilerin, Hz. Musa boyacıların, Hz. Ali silahşor ve gazilerin, Selman-ı Farisi berberlerin, Bilal-i Habeşi müezzinlerin, Hz. Ebu Bekir’in oğlu Muhammed ekmekçilerin, Hz. Hamza mücellit veya avcıların, Hz. Ömer beylerin ve adalet sahiplerinin, Hz. Cabir nakiplerin, İmam Gazali kavukçuların, Ahi Evran debbağların, Ömer Rufai helvacıların, Ebu Hasan-ı Şazeli kahvecilerin, Hallac Mansur hallaçların, Ahmed Yesevi leblebicilerin, Ümmü Mektum ebe kadınların, Hasan-ı Basri attarların, Selman-ı Kufi sakaların, Hz. Lokman şerbetçilerin Ubeyd-i Mısri tellakların vs. piridir. (Köksal, M. Fatih vd., Kırşehir Müzesi’ndeki Ahilik Belgeleri: Ahi Şecerenameleri, Beratlar, Vakfiyeler, Kırşehir Valiliği Y., Kırşehir 2008, 98-101.)
Ahiliğe tasavvufi bir yapı olarak özellik katan şey de işte budur. Ahilik hayatın içinde, insanların arasında sıradan bir kişi görünümünde, sağlam bir iman ve ahlakla insanları irşat etmeyi amaçlayan bir yoldur.
Sonuç
Ahilik ve Fütüvvetin tasavvufi bir yapısı olduğu hususunda ilim adamları hemfikirdir. Bir Fütüvvet erbabı veya Ahi, iş güç sahibi, işini ahlaki prensiplere bütünüyle sadık kalarak yapan, sağlam iman sahibi bir sufidir. İşini icra eden gündelik hayatın içinde herhangi biri iken aslında insanları irşat etmeye yönelmiş örnek bir insandır. Bu işlerini yaparken bir yandan da dilinde ve gönlünde Allah’ın zikri vardır. Türkçeye Ahilikten veya tasavvuftan geçme bir tabirle Ahi; “eli işte gözü oynaşta” olan kişidir.
Halk arasında hâlâ anlatılan evliya menkıbelerine dikkat edilirse, -ahi tabiri zikredilmese bile- bu tür kıssaların prototipi, çoğunlukla iş ve ticaret ahlakına sahip meslek erbabı bir Ahidir. Bu bakımdan Fütüvvet erbabı veya Ahiler bizim toplum yapımızı yüzyıllar boyunca yoğuran ve şekillendiren örnek insanlar olmuşlardır. Hem insanlığımızın, hem de İslamlığımızın şekil vericileri arasında mümtaz bir yere sahiptirler.