Makale

MAKEDONYA INTİBALARIM

ANI

Ahmet DURMUŞ
Çankırı İl Müftüsü

MAKEDONYA INTİBALARIM

Mart 1993 günü dört Müftü Makedon Hava Yollarına bağlı uçakla İstanbul’dan Üsküp’e uçtuk. Yahya Kemal Beyatlı merhumun; Bursa’nın devamı dediği Üsküp şehrinin hava limanına saat 17.10’da indik. Ancak, İstanbul Hava Limanında uçağı beklerken başında takke bulunan biriyle tanıştık, bu zat Üsküp lsabey Camii İmam-Hatibi imiş. Bilahare Üsküp Müftüsü oldu. Epey sohbet ettik. Sohbet esnasında Makedonya ile ilgili epey . bilgi aldık...Makedonya İslâm Meşihatı yetkilileri bizi havalimanında karşıladılar... Hususiyle Hilal Gazetesi Genel Sekreteri Behicuddin Bey bizimle yakından ve candan ilgilendi Üsküp Şehrine girdiğimizde iftar vakti olmuştu. Bizi doğruca Arnavut Saban Ustanın lokantasına götürdüler. İftar yemeğini müteakip, akşam namazını kıldık. Daha sonra Üsküp’te bulunan büyük camilerden lsabey Camiine gittik. Yatsı namazı vakti gelmişti. Caminin dış avlusuda dolmuştu. Misafir olmamıza rağmen güçlükle içeri girebildik. Caminin içi dışı doluydu. Bu manzara bizi Üsküp’te İslam’ın ve Müslümanların güçlü olduğunu gösteriyordu. Teravih namazını müteakip cami cemaati bizi ilgi ve alaka ile karşıladılar. Daha sonra "İslâm Meşihat’ına gittik "İslâm Meşihatı" Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığına benzer bir kuruluş, bir teşkilat, ancak "İslâm Meşihatı" Tekkeleri de içine alıyor. Orada kısa bir çay sohbeti yapıldı. Daha sonra Üsküp’ün ileri gelenlerinden Haşan Bey in evinde misafir olduk. Daha sonra İslam Meşihatı Başkanlığı’nda görev bölümü yapıldı. Bu taksime göre Trabzon Müftüsü Raif KORKMAZ ve ben Doğu Makedonya’ya gittik. Bize refakat eden Doğu Makedonya Din Müşaviri Recep Bey oldu. Birlikte İştip Vilayetine gittik. İştip Vilayetini merkez kabul edip, orada ve çevresinde bulunan Koçana, Konçe, Radoviç ve buralara bağlı kasaba ve köylerde görev yaptık. Çok zevkli bir Ramazan geçirdik. Her gittiğimiz yerde büyük bir coşkuyla karşılandık. Makedonya’nın tamamında Karadeniz şivesine benzer bir Türkçe konuşuluyordu. Bu nedenle de Trabzon Müftüsünün konuşmasını daha iyi anlıyorlar ve onu dinlemeyi daha çok seviyorlardı. Doğu Makedonya’da 1953 yılına kadar nüfusun çoğunluğunu Türkler oluşturmaktayken anılan yıldan sonra yapılan bir anlaşma gereği
Türkler’in çoğunluğu göç etmiş. Şimdi ise azınlığa düşmüşler... Münbit araziler, ovalar, elma bahçeleri, üzüm bağları... hepsi Makedon’lara kalmış. Haneler viran, insanlar hicran içinde kalmışlardı. Eski den uyulan iken şimdi uyan kişiler durumuna düşmüşler. Kaderin cilvesi, inişli çıkışlı bir hayat ... İnsanların kendi hataları yüzünden, bir toplum baş iken ayak olabiliyor. İşte örnek; Balkanlardaki Türk azınlık...
Doğu Makedonya’da ilk durağımız İştip (şehri) Kasabası. Makedonya’da şehirlere kasaba diyorlar. Orada mihmandarımız Din Müşaviri Nuri Recep... İştip Kasabasında iki cami var. Birisi harap-virane. Hüsamettin Mehdi Paşa Camii; ve onu dinlemeyi daha çok seviyorlardı. Doğu Makedonya’da 1953 yılına kadar Dışardan görünüşü çok muhteşem, yanma yaklaşınca boynu bükük, inançsız beton yığınlarının arasından kurtulmak istercesine çırpmıyordu... Ama hiç aldıran yok. Üstelik bir de duvarlarına istavroz yapıyorlardı. Haç işaretiyle duvarları doldurulmuş. Gözyaşlarını duvarlarına yani içine gömüyordu... Bunun yanınta İştip Kasabasında tarihi Türk evleri bulunuyordu. Hepsine Makedon sahip olmuş, biz sadece onları seyrediyorduk. Bir de Kadınanne Camii var, çok yaşlı bir imamı var. Orada Teravih namazını kıldık. Cemaatin çoğunluğunu çocuklar ve kadınlar oluşturuyordu... Bir de Ha- midiye Medresesi mevcut İştip Kasabasında... Ayrıca altı Camide yıkılmış, Türkler yıkılınca, Şu anda ellerinde kürek ve süpürge temizlik işlerini yürütüyorlar. Cihan Devleti Osmanlı torunları bunlara layık değildi, ama kendi düşen ağlamaz diyorlar, ancak onlar içine ağlıyorlardı... Tıpkı çınarlar gibi... Iştip Kasabasına bağlı Koçana ve Vinisa köylerine gittik. Oralarda birer gece yani birer teravih namazı kıldık. Bu köyler 5-10 bin nüfuslu. Her türlü hizmet gitmiş alt yapısından üst yapısına kadar... Hepsi de Türk ve Türkçe konuşuyorlar, töreleri, adetleri ve ananeleri Türk usulü.. .Sonra İştip Kasabasından Trabzon Müftüsü Raif KORKMAZ’ı Topalnisa (Kavaklar) Köyüne bıraktık, burası da Türk köyü. Virane bir camii var. Raif Bey i oraya bırakıp, ben de Radoviç Kasabasına gittim. Zira o gün Cuma idi. Cuma namazını bu kasabada kıldırdım. Bu kasaba 50 bin nüfuslu. Bütün Camiler yıkılmış, sadece bir Cami kalmış ayakta. Burada da Türkler var. Ancak azınlıkta. Cuma namazını müteakip Konçe Köyüne gittim. İftarı ve teravihi bu köyde yerine getirdik. Bu köye isminden de anlaşılacağı gibi Küçük Konya diyorlardı. Çünkü hepsi de Konya’dan gelip buraya yerleşmişler. Çok güzel bir köy. 5 bin nüfuslu köyün öğretmeni aynı zamanda tmametlik vazifesini de ifa ediyor. Çok kültürlü bir zat... Cumartesi günü Radoviç Kasabasında Müftü Rauf Bey’le buluşmak üzere yola çıkacaktık, ancak çok kar yağmıştı, otomobile zincir takmak suretiyle güçlükle kasabaya gecikmeli de olsa gidebildik. Daha sonra Stunımiçe Kasabasına hareket ettik. Şehre girerken minare gözümüze çarpıyordu. Bu caminin adı Orta Cami, ama kapalı. Make- donlar bu caminin, kilise yıkılarak yerine yapıldığı iddiası ile ibadete kapatmışlar. Oradaki Türkler böyle bir şeyi bizim ecdadımız yapmaz., bu küstahlık olur, dinlere karşı saygısızlık olur ididasında bulunmuşlar.
Caminin inşaası yapılsa bile kilisenin yanına yapılmıştır tezini savunmuşlar. Gerçekten caminin yanıbaşı kazılmış kilise meydana çıkmış. Çünkü Osmanlı çok yerde fethettiği ülkelerde camiyi kilisenin yanıbaşına inşa etmiş, bunu gören Makedon haksız olduğunu anlamış ama hani o utanacak yüz. Bu defa caminin içini kazmışlar ama orada kilise izine rastlanmamış ... Ama yine de camiyi ibadete açmıyorlar. Allah onların gönlünü açsın dileğinde bulunuyoruz... Oradaki Türkler de durmamış başka bir kilisenin yanına görkemli olmasada yeni bir cami daha yapmışlar. Bu kasabanın nüfusu da 70 binin üzerinde. Bu kasabaya bağlı Sofular, Çalıklı, Kurthamzalı, Bah- çeoba ve Dedeli köyleri var .. Hepsi hayvancılık, tütüncülükle uğraşıyorlar. Bir kısmı da üzüm bağlarında çalışıyorlar 100 DM. karşılığında
Valedavo Kasabası: Hiç cami kalmamış, sadece 15 hane Türk var. Doyuran: Bu köy Yunanistan’la sınır. İsmi üzerinde yol üzeri olduğu için, gelen geçeni doyurdukları için Doyuran ismi oradan geliyor... Bir de burada Doyuran gölü var, yansı Yunanistan’ın yarısı Makedonya’nın. Tadına doyulmayacak kadar alabalık yetişiyor bu gölde, turistik bir yer... Böyle güzelim yerleri nasıl bırakabilmişiz, ya da nasıl bıraktırmışlar, hala aklımız ermiyordu... Kumanova Kasabasına hareket ediyoruz. Artık Türk bölgelerinden ayrılıyor, Arnavut Müslümanların olduğu yerleşim yerlerine gidiyoruz. Kumanova; 120 bin nüfuslu bir kasaba Bosna-Hersek’e 20 km. mesafeli bir yer, % 60’ı müslüman. Merkezde birtek cami var, 5 bin cemaat kapasiteli. Tatar Sinan Paşa Camii, yanıbaşındaki medreseyi yıkıp yerine halk okulu yapmışlar... Bu caminin garipliğini cemaat gideriyor... Bunun dışında 20 yerde daha teravih kılınıyor... Ama cami değil. Kasabaya bağlı Nikuştak, Ra- monli, Orizare, Çerkezli, Slupcan köyleri tamamen Arnavut ve Müslüman, bütün camiler minareli, 3-4 bin cemaat kapasiteli. Slupcan köyünde sabah namazında beşyüz cemaat oluyor. Hayret değil mi?... Kumanova Müftüsü İstanbul’da dini tahsil görmüş. İdris lsmali Bey. Türkçe biliyor, bize iyi misafirperverlikte bulundu...
Tetova (Kalkandelen) Kasabası; 4 camisi var. Camiler oldukça büyük ve cemaati kalabalık. Burada çok miktadarda hafızlar yetişiyor. Hafız Gani 6 yaşında hafızlığı tamamlamış, hocası Hacı Mahmut Efendi. Gözlerimiz yaşarıyor bülbül sesini dinleyince. Ne mutlu ana-babasına ve hocasına. Zira Peygamberimiz "Ümmetimin en şereflileri Kur’an-ı ezberleyen ve onu koruyan" buyuruyor. İşte bu sabi çocuk bu şerefe nail olan bahtiyarlardandır... Kalkandelen kasabasına bağlı köylerin tümünde camiler minareli. Bu camilerin yanı başında bizdeki Kur’an kurslarına benzer medreseler var. Herbirinde en az 200 öğrenci mevcut. Bunlar geleceğin Kur’an hadimleri.
Gostivar Şehrine (Kasabasına) geçiyoruz. Bu şehrin merkezinde iki büyük cami var. Biri saat camii diğeri de mahalle camii Saat camii önünde saat kulesi olduğundan bu ismi almış. Tepesinde haç yok, fakat çan var ama ötmüyor. Dili kopmuş. Türkler Gostivar Kasabasına geldiğinde bir köye gelmişler. Bu köyün ismi Türkcan köyü. Camisi yıkılmış, bir bahtıkara çıkmış tek başına bir cami yapmak istemiş demişler; Yasak; çaresi yok, mutlak yapmak istiyor, azmetmiş sonunda çareyi bulmuş. 100 bin Mark rüşvet vermiş, yapım ruhsatı almış ve camiyi köyün meydanına yapmış . Dört köşesinde dört minyatür minare ve dört hilal... Analar ne bathı karalar doğuruyormuş meğer. "Allah’ın evini ancak Allah’a inananlar yapar" gerçeğini burada daha bir yerleşmiş olarak görüyorduk... Makedonya’da Müslüman Türk’ün ve her ırka mensup Müslümanın bahçesine kulübe ve tavuk kümesi yapması bile izne tabi. Gostivar da müftülerin temsilcisi Abdüşükür Bey. Ufku geniş, kültürlü bir zat.
Manastırda 70 camiden sadece 12 tanesi ayakta kalmış, onun da iki tanesi ibadete açık. Binaların tümü duruyor ama hane sahibi göçmüş, başkaları bu meskenlerde oturuyor, oturmaya layık olmayanlar... Burada Türk şairi Mehmet Akif’imizi hatırlıyoruz, dahası bir serzenişini... "Sahipsiz memleketin batması haktır, Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır" Oradan Resne’ye geçiyoruz burası adeta elma deposu. En az kaldıran 50-70 ton elma kaldırıyor. İki camisi bulunuyor. Resne’ye bağlı Bozyaka Köyünde de 25 hacı bulunuyor. Yola devam ediyoruz. Pirlepe Kasabası, camii harap, minare harap, şadırvanı içinin tezyinatı aynen duruyor. Ancak minarelerin şerefeleri şerefle kaybolmuş, bu şerefi biz maziden bırakmışız, yitiğimizi arıyoruz. İn- şaallah bulacağız. Bu cami önünde bir saat kulesi haşmet ve çok görkemli duruyor. Kulede bulunan, tabi vaktiyle saatin hemen yanı başında şu sözler yer alıyordu. "Saatin çaldığı evkat değildir hergah., Müddeti ömrün geçip gittiğine eyler ah..." ecdadımızın kendileri gibi sözleri de muhteşem ve anlamlı imiş... anlayana...
Yola devam ediyoruz. Ohrid Kasabası 80 bin nüfuslu, burası turistik bir şehir. Ohrid gölü kenarında olduğu için bu ismi almış. Çok güzel bir şehir. Burada bir de tekke var. Hala faal, tam bir Osmanlı tekkesi. Tertemiz, insanları kültürlü. Enstrümanlarla Yunustan ilahiler söylüyorlar. Bizde de bir fasıl yaptılar.
Alacamescit Camii imamı Ramazan hoca... Bu hoca efendi İslâm’ın bütün özelliğini üzerinde toplamış, öye bir kılık kıyafeti var ki, değil müslümanlar, hristiyanlar bile o geçerken selama duruyor... Hayran kalmamak mümkün değil... Ayakkabısına bak saçlarını tara ( o türden), ayak bu kadar temiz olursa, başı varın siz hesap edin. Müslümanların alamet-i farikası... Mümessil... Örnek... Aylığı 100 mark, külfet-nimet dengesi bozulmuş, külfete karşılık nimet az. Ama hizmet o kadar büyük ki, büyük kelimesi küçük kalıyor. Ramazanın son cuması, Ramazan hocanın mihmandarlığında, biz 4 müftü Arnavutluğa geçtik. Makedonya’nın bu Ohrid şehri Arnavutluğun başkenti,Tiran’a 116 km. Biz bu yolu iki otobille 6 saatte alabildik. Dağ taş, dere gözümüzün alabildiği yerleri zalim Enver Hoca, sığınak yaptırmış. Tito bize saldıracak diye... Yol boyunca insanlar bizden ekmek, yiyecek istiyorlar. İstanbul’dan bir köye gittiğinizi varsayın. İstanbul’la köyü kıyaslayın işte öyle; mukayese kabul edilmeyecek bir fark var Makedonya ile. Makedonya’nın bütün yolları otoban. Tito’yu herkes seviyor, yiğidi öldür ama hakkını yeme derler ya, bu Tito için de geçerli... Ama- vutluk’a girince Ohri şehrinden ilk defa Elbasan şehrine giriliyor, büyük bir demir çelik fabrikası var. Bir cami kalmış ayakta burada. . .Çünkü samimi Osmanlının mührü var. O mühür silinmemiş... Cuma namazına iki saat kala Tiran şehrine giriyoruz. Abdest alacak bir yer bulamıyoruz, sonra bir sakallı adama rastladık. Meğer müslümanmış. Bu kişinin meskeninde abdestlerimizi aldık, arabaları da bu kişiye emanet ettik. Çünkü arabaları soyuyorlar, ekmek buluruz ümidi ile... Tiran merkezinde bulunan Ethem Bey Camiine vardık, yürüyerek, bir de ne görelim. Caminin önü ve içi ana baba günü, kadın kız, çoluk çocuk, büyük küçük, insan seli, girmek ne mümkün... Ancak Ramazan Hocanın sayesinde üç müftü güçlükle içeri girebildik. O anda mevlid okunuyordu, Arnavutça mevlid... Kadın-kız ağlıyordu. Kadınlar cami adabına uygun örtünmemişlerdi. Fakat kimsenin buna gücü yetmiyordu. 70 yıl hürriyete susamış, içlerinden inançları sökülmeye çalışılan bu insanların gönüllerinin dehlizinde iman damlaları kalmıştı. Bizi görünce caminin hocası çok memnun oldu. Mevlide ara verildi. Hoş geldiniz Türkiye Müftüleri, biz İslâmiyeti Türklerden öğrendik dedi ve yutkundu. Daha fazla konuşamadı. Sonra mevlid bitti, dua edildi, ben Cuma namazını kıldırdım. Ohrid Kasabasının hocası Ramazan Bey enfes bir hutbe okudu, tabi Arnavutça...
Tiran merkezinde 4 cami bulunuyor. İkisinin ibadete açık olduğunu öğrendik. Osmanlınm başına bela olan Arnavut 4. İskender’in heykeli Tiran meydanında duruyor. Ancak Enver Hocanın heykellerini devirmişler, karısını da 15 yıl hapis cezasına çarptırmışlar... Arnavutluk’ta sefalet, açlık, yokluk hüküm sürüyor. 21. yüzyılın eşiğinde olan dünyada Arnavutluktaki insanların elinde hala balta, kazma ya da kürek görülüyor, ilikleri sökülüp alınmış... Yüzleri solmuş... Biçare zavallı durumuna düşmüş. Otobüslerin ne kapıları ne camları ne kaportaları var dökülüyor. 40-50 yaşında otobüsler. Bunları da gördük, gördükten sonra Türkiye’nin cennet olduğunu bir kere de bedbahtlara anlatmak istedik, anlayabilirlerse...
İlk ve son durağımız Makedonya’nın başşehri Üsküp’e dönüyoruz. Artık bayram hazırlıkları başlıyordu... Kadir gecesinde televizyonda canlı yayına katılıyoruz. Ben de Kadir Suresini okudum Ben ve arkadaşlarım 5 er dakika konuşma yaptık. Yahya Kemal Beyatlı Edebiyat Kolu da Yunus tan ilahiler okudular. Makedonya’da Ramazan boyunca televizyon hergün 1.5 saat dini yayın yapıyor. Diğer arkadaşlarımız, özellikle Bitlis Müftüsü Mehmet ERPOLAT ve Gaziantep Müftüsü Zeki SOYDAL birkaç kez radyo ve televizyon proğramına katıldılar ve çok rağbet gördüler... Üsküp aynen Merhum Yahya Kemal Be- yatlı’nın dediği gibi Bursa’nın devamı, hatta aynısı, dağından birtek kar eksik idi... Uludağ orada da var. Üsküp’te 18 cami ibadete açık, hepside minareli, saat kulesi sadece saati sökülmüş, yerine hele şükür birşey asılmamış... Hamamlar, çarşılar alabildiğine ayakta... Sultan Murat Paşa Camii, Yahya Paşa Camii bunlardan birkaçı...
Bir de Tütünsüz Camii var... Hikayesi şöyle: İki kardeşten birisi tütün içiyor, (orada tütün bol) birisi içmiyor, içmeyen her gün bir tütün parasını biriktiriyor, 20 yıl sonra, kardeşi 20 yıl tütün içmiş, dumanını yel parasını el almış, içmeyen de her gün bir tütün parası olarak biriktirmiş, 20 yıllık tütün parası ile bir cami inşa ettirmiş... Tütün içenlerin dikkatine... Tabi içmeyenlerin de dikkatine... Sonra bayram namazı Yahya Paşa Camiinden canlı olarak televizyondan naklen yayınlanacağı duyuruluyordu... İki arkadaşımız Doğu Makedonya’ya gittiler. Ben ve Trabzon Müftüsü Üsküp’te kaldık. Trabzon Müftüsünün Muratpaşa camiinden bayram namazında vaaz edeceği, benim de Yahya Paşa Camiinde canlı olarak yayınlanacak proğrama katılacağımız duyuruluyordu... Yahya Paşa camii bütün camilerde olduğu gibi insan seline kapılmıştı. Bu camide, Makedonya İslâm Meşihatı başkanı sayın Hacı Süleyman Recep’i hutbe okuyacaktı. Üç kişi de va’z edecekti.. Arnavutça, Makedonca ve Türkçe. Türkçe konuşmayı yapacak kişi olarak beni tensip etmişlerdi. Elbette diğer müftü beyler benden daha değerli idiler. Belki genç olduğum için böyle ayarlanmıştı. On ar dakikalık bir konuşma oldu... Meşihat başkanı da hem Makedonca, hem Arnavutça ve hem de Türkçe hutbe okudu. Yahya Kemal Beyatlı Edebiyat Kolu öğrencileri de aynen hem Makedonca, hem Arnavutça ve hem de Türkçe ilahiler okudular. İşin ilginç yanı okunan ilahiler hep Yunus’tandı... Çok muhteşem bir bayram oldu. Gün boyunca konuşuldu. Müslümanların birlik beraberliği vurgulandı. Bütün insanlara, özellikle Bosna-Hersek’teki Azerbaycan’daki ve tüm müslümanlara dualar edildi.
Bu Ramazan seyahatimizin olaylı başlayan Yunanistan yolculuğundan sonraki Makedonya bölümü çok tatlı hatıralarla doluydu Ramazan fıkraları, tarihi anılar ile dolu bir Ramazanı da böylece noktalıyorduk. Biz İslâm Meşihatı başkanı Hacı Süleyman Recepi, genel sekreter Be- hicüddin bey, Üsküp Müftüsü İdris Bey ve lider kadrolardan büyük ilgi ve alaka gördük Türkiye Cumhuriyeti devletine güveniyor ve "bizi Türkiye kurtaracak" diyorlardı. Bu dileklerine bizde katılıyoruz, ve inşallah öyle olur temennisinde bulunuyoruz Türk Cumhuriyetleri, Batı Trakya Türkleri hülasa herkes Türkiyeden yardım bekliyor. Bu ümitleri boşa çıkarmamak için gece gündüz durmadan çalışmalı, hem kendimize, hem yardım bekleyen ateş çemberindeki biçarelere elimizi uzatmalıyız. Zira Peygamber Efendimiz "İnsanların en hayırlısı, insanlara yararlı olandır" buyuruyor.
21. asır Türk ve İslâm asrı olacak. Kim bilir belki bugün, belki yarın...