Makale

BİR FIRSAT DAHA !

Abdulbaki İŞCAN

BlR FIRSAT DAHA !

Yapayalnızdım, yanımda kimsecikler yoktu. Tenha yerlerden hoşlanırdım ama bu yalnızlık daha bir başka idi. Şimdi içimi bir korku almıştı. Yerimden kıpırda- yamıyordum. El ve ayaklarımı hareket ettirmek istiyordum, fakat bir türlü başaramıyordum. Uzanıp kaldığım yerden kalkmak istiyordum ama doğrulamıyordum. Bir tek görme, işitme, âzâlarım çalışıyordu. Vücudum kaskatı kesilmişti ve oldukça da soğuktu. Anlatılması imkânsız bir sıkıntı üzerime çökmüştü. Sanki tüm dünyanın yükü üzerimde idi. O kadar sıkıntılı olmama ragmen nefes alıp vermekte güçlük çekmiyordum. Hayatta eşine rastlanmayacak bir korku içinde bulunduğum halde kalbimde bir çarpıntının olmadığını farkettim. Kalbim çalışmıyordu. Bir anda gözlerimde şimşekler çaktı, yoksa ben ölmüş müydüm ?
Beni sarıp sarmalamışlar ve hayatta iken görmeye dahi tahammül edemediğim tabutun içine koymuşlardı. Göz ve kulaklarım kapalı olmasına rağmen etrafımı görebiliyor, # söylenenleri işitebiliyordum." İnna lillahi veinna ileyhi raciûn", "Hayatının henüz baharında göçüp gitti". "Yazık oldu, daha gencecikti" gibi sözler toplanan insanların ağızlarında dolaşıyordu.
Sahi ben niye ölmüştüm? Bir kaza mı geçirmiştim? Yoksa ölümüm aniden mi olmuştu?
Ama yapmak istediğim daha çok şeyler vardı. Yapmayı düşünüp yapamadığım, ilerde yapmak için bol vaktim olacak diye düşündüğüm ibadetlerim vardı. Kötü alışkanlıklarımı bırakıp iyi bir insan olacaktım. Emekli olduktan sonra bütün kaza namazlarımı kılacaktım, hatta hacca bile gitmeyi düşünüyordum. Neden öyle aniden ölmüştüm... Bir yandan bunları düşünürken bir yandan da aniden yakalandığım ölümün soğuk havasını üzerimde iyice hissetmeye başlamıştım. Tekrar yerimden kıpırdamaya çalıştım. Fakat yine olmadı. İçimdeki korku giderek artıyor, vücudumun her zerresine nüfuz ediyordu.
Az sonra cemaat toplanmış, namazım kılınmaya başlanmıştı. Şimdiye kadar cenaze namazı kılmamıştım. Ölen yakınlarım olmuştu ama nedense namazlarında bulunma imkanım hiç olmamıştı. Namaz bitince imam nasıl biri olarak bilindiğimi orada hazır olan cemaate sordu. Cemaat hep bir ağızdan "iyi bilirdik’ dediler. Bu söz üzerine birazcık olsun kendime gelmiştim. Vücudumun her zerresine nüfuz eden şiddetli korku etkisini biraz azaltmış gibiydi, ama üşümem hala devam ediyordu.
Ben iyi biri idim, iyi bir insan olduğuma orada toplanan bu kadar kişi şahitlik ediyordu.
Gerçekten ben iyi biri miydim? İyi bir oğul, iyi bir baba, iyi bir eş, iyi bir arkadaş, iyi bir komşu... Gerçekten ben iyi bir insan mıydım? Şimdi içinde bulunduğum durum düşünülürse ben iyi bir kul olabildim mi? Allahım... Hiç bu kadar kendimi kötü hissetmemiştim. Geçmiş günlerim gözlerimin önünden hızla geçiyor, sadece gördüğüm işlediğim günahlarım. Aman Allahım! Ben ne kadar günah işlemişim. Kul olarak yaptığım ibadetler, işlediğim sevaplar nerede? Bu kadar az mı?
Keşke hayatta olsaydım. Yaşamaya yeniden başlasaydım. İnsanlarla hayırda yarışsaydım. Ne olurdu Allahım keşke şimdi ölmeseydim.
Haykırmak istiyordum bütün insanları "durdurun bu işi, çıkarın bu soğuk tabuttan beni, açın üzerimdeki bezleri, yırtın şu kefeni, kurtarın sıkıntıdan beni". Ama sesim çıkmıyor. Ağlamak istiyorum gözlerimden yaş akmıyor. Düşünceler kafamın içinde adeta kaynıyor. Titreyen vücuduma rağmen başım sıcaktan patlama noktasında.. Bu ızdırap içerisinde kıvranırken musalla denilen taşın üzerinde işimiz bitiyordu. Derken beni yine omuzlarına alıyorlar. Babam yanıbaşımda ağlıyor, ona dokunamıyorum. Eşim ve anam karşı tarafta feryadediyor, onlara ulaşamıyorum. Sevdiğim insanlar, arkadaşlarım her yanımda, onlara şartlamıyorum... Neden ben de ağlayamıyorum?
Cami ile evimiz arasındaki parkın önünden geçiyoruz. O rengarenk çiçekler ne kadar anlamsız geliyor. Mis kokulu güller ne kadar solgun görünüyor. Hiç bir güzelliğin artık sevimliliği yok. Evimiz bile bana ne kadar yabancı. Çocukluğumda sabah akşam top oynadığım o arsa ne kadar tuhaf görünüyor. Gittiğimiz yolun sağında ve solunda duran ve bana bakan insanlar acaba benim hissettiklerimin ne kadarını hissedebiliyorlar. Pek fazla bir şey hissettiklerini tahmin etmiyorum. Çünkü bende onların şuanda yaşadıklarını yaşamış, gördüklerini çok kere görmüştüm. Halbuki geride kalanlar için ölüm ne kadar büyük bir ders, ne kadar ibret verici bir olaymış?
Omuzlarda geçen yolculuk bir müddet sonra bitmiş, içinde bulunduğum tabutu yere indirmişlerdi. Tabutun kapağı açılmış, dostlarım beni, yüzlerinden belli olduğu kadarı ile bazıları ürkerek bazıları çekinerek bazıları da yaşlı gözlerle severek çıkardılar ve bir çukurun içine itina ile koydular. Titremem hala devam ediyordu. Burası daha da soğuktu. Allahım ne kadar korkunç bir yer. Daracık ve gündüz olmasına ragmen karanlık üstelik. Hiç düşünmemiştim. Hayatta iken bu çukara gireceğim hiç aklıma gelmemişti. Genç yaşta içine girdiğim, uzun süre kalacağım bu mekanı hiç önemsememiştim. Derken insanlar yavaş yavaş üzerime toprak atmaya başladılar. Adeta birbirleri ile yarış ediyorlardı. Şimdi zifir karanlıkta kalmıştım. Artık beni gören de yoktu, cesedime dokunan da.
Yavaş yavaş topluluk dağılıyordu. Birtek anam ve hayat arkadaşım toprağa sarılmış ağlıyordu. Babam da onları yaşlı gözlerle teselliye çalışıyordu. Bir taraftan da kollarından çekerek yavaş yavaş yanımdan uzaklaştırmaya gayret ediyordu. Yine bağırmak istedim. "Beni bırakmayın, ne olur beni de götürün" diye. Ama yine olmadı, yine sesimi duyuramadım. Herkes gitti. Arkadaşlarım dostlarım ve ailem. Beni bu çukurda yalnız bıraktılar. Tek başıma kalmıştım. Günahlarımla .sevaplarımla.
Son kez bütün azalarımla ve cansız hücrelerimle feryadettim. Allah’ım bir fırsat daha . Ne olur bu günahkar kuluna bir fırsat daha ver. Sana layık bir kul olmak için son bir fırsat daha!
Toprağın üzerime yüklediği ağırlığını şiddeti ile karanlığın her tarafımı kuşattığı korkunun tesiri ile bir kez daha yerimden fırlamak istedim ve bir anda başımda korkunç bir ağrı hissetim. Açık olan percerenin dibindeki ranzamda uyuyakalmıştım. İçerisi de buz gibiydi. Yatağımın üzerindeki ranzaya, görmüş olduğum rüyanın etkisi ile kafamı bayağı sert vurmuş olacağım ki başımda büyükçe bir şişlik hemen beliriverdi. Ranzanın üzerinden hafifçe ayağa kalktım. Soğuktan vücudum hala titriyordu Pençeyi kapattım. Üzerimden dünyaların yükü kalkmıştı sanki Şimdi dünyalar benim olmuştu "Şükürler olsun sana Allahım" dedim "Sana layık bir kul olabilmem için bana bir fırsat daha verdin."