Makale

DİL ÜZERİNE

DİL ÜZERİNE

İlhami AYRANCI

Aynı dili konuşan insanlar "millet" denilen sosyal varlığın temelini teşkil ederler. Dil, duygu ve düşünceyi insana aktaran bir araç olduğu için, insan topluluklarını bir yığın veya kitle olmaktan kurtararak, aralarında "duygu ve düşünce birliği" olan bir cemiyet, yani "millet" haline getirir.12’ Bu duygu birliğine özellikle vurgu yapmak istiyorum. Çünkü; yabancı bir ülkede bulunmuş herkes tecrübe etmiştir ki, dilini bilmediğimiz bir ülkede etrafımızda milyonlarca insan kaynaşsa da kendimizi yalnız hissederiz.
Fert konuştuğu dili hazır bulur. Dolayısıyla dil, ferde, cemiyetin bağışladığı en büyük miras ve donatımdır. Ana-baba, çevre, okul çocuğa dil vasıtasıyla cemiyetin asırlar boyunca biriktirdiği hayat tecrübesini ve kültürünü aktarır. Çünkü dil, kültürün temeli ve taşıyıcısıdır.
Bir milletin kültüründe hiçbir unsur dil kadar önemli değildir. Çünkü dil olmadan diğer kültür unsurlarının birçoğunun mevcudiyeti bile mümkün olmaz. Dil bir kültürün, tefekkürün ve ilmin anahtarıdır. Bu anahtara tam manasıyla sahip olmadıkça sanat, kültür, ilim ve tefekkür mümkün değildir.3
Dil deyince, yazılan ve konuşulan bütün kelime ve cümleleri anlamak lazımdır. Dil olmasa birbirimizle anlaşamazdık. Dil olmasaydı tarih, kültür, edebiyat ve medeniyet de olmazdı. Çünkü edebiyat dile dayanır. Bir şiirde, hikayede, romanda, tiyatroda bize heyecan veren o derin ve ulvi hisler, kafamızın içinde bir dünya yaratan hayaller ve tasvirler, varlıklarını ve tesirlerini kelimelere borçludurlar. Musikide ses, resimde boya, mimaride taş ne ise, edebiyatta da kelime odur.141 Bir dil zanaatkarı olan edebiyatçı bunu çok iyi bilir.
Bazı düşünürler, dili kültürün temel unsuru saymaktadır.15’ Bu görüşe katılmamak mümkün değildir. Zira dil, duygu ve düşüncenin adeta kabıdır. Bir milletin bütün duygu ve düşünce hâzinesi, dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu dil kabı ile bir yerden bir yere, nesilden nesle aktarılır. Yazı ise dilin sesini kaydeden bir vasıta olarak dilin bir parçasıdır.

DİL-DÜŞÜNCE PARALELLİĞİ
İnsanı diğer yaratılmışlardan ayıran önemli özellikler vardır. Bunların en önemlileri ise akıl sahibi olması ve düşünebilmesidir. İnsanın bir kıymet ifade etmesi ancak düşünceleriyle ve düşüncenin tezahürü olan hareket ve tavırlarının değeri ile ölçülebilir. Düşüncenin ortaya çıkarılması ve anlatılabilmesi ise söz yolu ile olur. İşte bu açıdan söz büyük önemi haizdir. Dil, sözlerin mantıklı- düzenli armonisi, onun anlatım aracıdır.
Çoğu dilbilimciler bugün, "her dilin kendi içinde bir dünya" olduğu sonucuna ulaşıyorlar. Bu görüşe göre, her toplum konuştuğu ve yazdığı dilin kurduğu bir perspektiften hareket eder, eşyaya bu açıdan bakar, dış veya iç gerçekliği bu perspektiften algılar, değerlendirir.16’ Yirminci yüzyılda dilciler, psikologlar ve sosyologlar dil ile düşünce arasında sıkı bir münasebetin var olduğunu söylemişlerdir. Bu münasebeti şöyle özetleyebiliriz: Dil, onu konuşanların duygu, düşünce ve hayal dünyalarını tayin eder.7
Bir dil için önemli unsurlardan birisi de ihtiva ettiği kelimelerdir. Bir dilde ne kadar kelime varsa, o milletin dünya görüşü o kelimelerle sınırlıdır. İnsanoğlu bildiği ve dikkat ettiği varlıklara, duygu ve düşüncelere ad koyar, bilmediklerinin o dilde adları da yoktur. Dil bilgini Humboldt’a göre, "dilden bağımsız tanıma ve düşünme mümkün değildir.8 Namık Kemal de dilin, edebiyatın temeli olduğunu düşünür. Edebiyat ise bir milletin ruhudur. Edebiyata sahip olmayan veya edebiyatları gelişmemiş olan milletler, milli birlik vücuda getiremezler. Namık Kemal, sözün düşünceleri değiştirmekte oynadığı rolü belirtirken-, "kalemin kılıca üstün olduğu"nu ileri sürer ki, bu fikir bugün için de doğrudur.9
Dil, insanlığın yüzyıllardan beri edindiği ve denediği gerçek ve hikmetleri saklayan bir hazinedir. Her gün, her yerde, milyonlarca kişi tarafından olayları yoklamak, araştırmak, münasebetleri bağlamak, çözmek, anlamak ve anlatmak için kullanılan bu ince alet, tabiattaki varlıklar kadar doğrudur. “Güvercin nasıl hava ile güvercin vücudunun harikulade muvazenesinin ifadesi ise, dil de insanoğlunun olaylarla münasebetinin harikulade muvazeneli bir ifadesidir.10
Alman filozofu ve dilcisi Heidegger’in dil hakkında derin manalı güzel bir sözü vardın "Dil insanın evidir" der.1"’ Her millet dilini kendi ihtiyaçlarına, kültür ve medeniyet seviyesine, zevkine göre oluşturur. Dil tıpkı bir ev gibi bir milletin duygu, düşünce ve hayatının barınağı, korunağıdır. Dilin insanın evi olduğu fikri bilhassa edebi eserler okunurken daha iyi hissedile- bilir. Zira edebi eserlerde insan daha canlı olarak gözükür. Tabi dilin bütünü milletin evidir. Binbir odalı bir ev! Milletler dillerini tıpkı medeniyetler gibi kurarlar. "Dil insanın evidir" denilirken dil ile insan arasındaki yakın münasebet anlatılmak istenmiştir. Ana dili ise insan için öz evi, aile ocağıdır. Kişi bu aile ocağında yaşar ve şahsiyet kazanır.12
GÜZEL DİLİMİZ TÜRKÇE
Türkçe, Batı dilleri gibi, kendinden önce varolan başka bir dilden türememiş, dünyanın en eski dillerinden birisidir. Türkçe’nin yapısı, tarihin en eski çağlarında teşekkül etmiştir. Bundan dolayı, bu çağların sosyal düzen, din ve inanç sistemlerinin ona şekil vermesi,veya bunların hepsinin birbirine bağlı olarak birden oluşması akla yatkındır."31 Türkçe asli hüviyetini kaybetmeksizin her mevsim çiçeğe duran tabiat gibi, her devirde kendi kendini yenileme istidadına sahip bir dildir.114’
Türkçe deyince şüphesiz İstanbul Türkçe’si anlaşılır. Eski Bab-ı Âli’de konuşulan Türkçe’nin binlerce yıldan beri üç kıtada konuşulan çeşitli Türkçelerin mutlak şekilde en üstünü, en incesi, en zevklisi ve Türk milletinin zaferi olduğu mutlak bir hakikattir;’15
Dil tarihi araştırmaları Türkçe’nin çok uzun bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir."6’Türkçe’nin yazı dili haline gelmesi Yeni-Sey ve Orhun Kitabeleri ile başlar ki, bunlar Vl-Vlll asırlara aittir. Daha eski Türkçe hakkındaki bilgilerimiz ise yabancı kaynaklara geçen birtakım isim, unvan ve kelimelerden ibarettir. Bu mahdut malzeme sayesinde biz yalnız Türk dilinin tarihini değil, bazı kavimlerin milliyeti, kültür ve dilleri hakkında da bilgi sahibi oluyoruz.17
Türkçe’nin devlet dili haline gelmesi Osmanlıların eseridir.18 Gerçi söz konusu Türkçe kültür faaliyetleri bütün Anadolu Beyliklerinde daha önceden başlamıştı. Mesela Kara- manoğlu Mehmet Bey, 1277’de Konya’yı işgal edince; "Türkçe’den başka bir dil kullanılmaması" kararını verdi ve memleketin her tarafına memurlar ve fermanlar gönderdi. Ne var ki, kısa zaman içerisinde Konya’dan çıkarılan Karamanoğulları, bunu tatbik edemedikleri gibi tekrar Konya’ya yerleştikten sonra ve devletlerinin devamınca da bu müşkül teşebbüsü gerçekleştiremediler ve böylece Türk dilinin devlet dili olması olayı da o gün için sona ermiş oldu.19
Bu vesile ile belirtmek gerekir ki, XIII. Asır, Türkçe’de gerçek bir dil inkılabının başladığı asırdır.1201 Bu asırda Anadolu’da yeniden bir kültür ve edebiyat seviyesine yükselen dil eski Oğuz Türkçe’sidir.’211 XIV. Asırda Türk dili, değişik Türk devletlerinin vatanlarında ve dünyanın üç kıtasında konuşulmuş1221, Türk edebiyatı tarihi ise altın devrini, Anadolu ve Balkanlar Türkiye’sinde, OsmanlI devletinin hüküm sürdüğü topraklarda ve Osmanlı asırlarında yaşamıştır.’231
UYDURMA DİL
Geçen yüzyılın sonlarında yayınlanan küçük ebatlı bir sözlük olan "İlaveli Lügat-i Os- mani"nin başında, Batı dillerinden geçen kelimeleri ihtiva eden otuz sayfalık bir kısım bulunmaktadır ve bu kısımda sadece 158 kelime vardır.24 Bu sayının o sıralarda kullanılan yabancı kelime miktarı hakkında kesin bir ölçü vermediği muhakkaktır. Ancak, şimdi günlük konuşma dilimizde bile bu sayının üstünde Batı kaynaklı kelime kullanıldığını ve sözlüklerimizin neredeyse dörtte birine yakın kısmının Batı dillerinden geçen kelimelerle doldurulduğunu söyleyebiliriz.
Özellikle son yıllarda Türkçe’nin çok ciddi seviyelerde İngilizce’nin kuşatması altına girdiğinden kuşku yok. Bu yeni dalganın eski yıllarda görülen kelime iktibaslarıyla hemen hemen hiç ilgisi yok. Şimdi yeni açılan işyeri adları, çamaşır markaları bütünüyle İngilizce kelimelerden meydana geliyor. Ve bu yeni dalga, gündelik toplum hayatımızı kuşatacak boyutlara doğru gidiyor. Şimdilerde günlük hayatın alelade kelimelerinde bile İngilizce olanları tercih ediliyor.
Bu noktada sorumluluk merkezi hükümetlerin omuzları üzerindedir. Aydınlara ve ilim sahibi kimselere düşen görev ise, bu noktada icrai sonuçlar üretmeyi amaçlayan bir kamuoyu oluşturmaktır.
Bu bağlamda, Batıda olduğu kadar bizde de dil ve düşünce, davranış ve sosyal düzen arasındaki münasebetleri inceleyen ilim adamlarına ihtiyaç vardır. Türkçe’yi gelişi güzel uydurma kelimelerle bozacak yerde onu, kökü, bünyesi, dalları, tarihi gelişimi ve Türk düşüncesi ile münasebeti bakımından ele alsaydık çok daha faydalı olurdu.
Bugün her günkünden ziyade köklü eserlere ihtiyacımız var. Dil meselesinde bu eserler ufkumuzu açmalı, imla kurallarımıza bir açıklık getirmeli, cümle ve bilhassa Türkçe cümle hususunda detaylı çalışmalar ortaya konmalı, günümüze kadar yeterli seviyede gerçekleştirilemeyen üslup araştırmaları yapılmalıdır.1251
Dil bir milletin bütün kültür mirasını gelecek nesillere intikal ettirdiği için milli bağların en sağlamı, en değerlisi, en vazgeçilmezidir. Dilde yapılacak tahribat diğer kültür alanlarında yapılacak tahribata benzemez. Dildeki tahribat bütün kültür branşlarına tesir eder, onları da etkiler. Bir milletin var olmasında önemli unsurlardan biri de “dilde birlik”tir. Çünkü dil bir millet için tutkal konumundadır.
DİL TARTIŞMALARI
Yukarda ifade etmeye çalıştığımız bu sebeplerden ötürü Türkiye’de XIX. asrın ortalarından itibaren ardı arkası kesilmeyen ve bu gidişle kesileceğe de benzemeyen dil tartışmalarına şahit oluyoruz. Bu tartışmaların bizi nereye götüreceğini kestirmek mümkün değil. Geçen zamanlar, genelde önümüze bol bol polemikler, gürültüler ve siyasi ihtiraslar sergiliyor. Dil gibi, bir toplumun mensuplarının ortaklaşa kullandığı bir iletişim aracının, çoğu tartışmaların merkezini teşkil etmesi elbette yadırganamaz. Fakat şaşılacak husus, dile en alakasız meselelerin bile, hiç umulmayan bir anda bir dil polemiğine dönüşebilmesidir. Neticede, olur olmaz her konunun dile dolanması, Dr. Necmettin Turi- nay’ın ifadesiyle-, giderek bir "dil yâresi”ne dönüşmesi kaçınılmaz görünmektedir.26
Bizler, büyük devletler ve medeniyetler kurmuş, yaşatmış ve bu medeniyetin ışıklarını yüzyıllarca dünyaya sunmuş-yaymış bir ecdadın torunlarıyız. Türkçe, asırlardır sarsılmaz şahsiyetleri, nesillere ulaşacak abideleri, ve arkasında çok zengin bir mirasıyla bu günlere gelmiştir. Devletlerin ve milletlerin güçlü olduğu devirlerde dilin ve edebiyatın da güçlü olup geliştiği gerçeği, bizim tarihimizde apaçık görülebilir. Sahip olduğumuz bu devasa miras, Dr. Ayşe İlker’in çok yerinde tespitiyle ne kadar incelenir tahlil edilirse edilsin, tükenecek gibi değildir.’271 Güzel Türkçe’miz yazarın şiirimsi anlatımıyla-, "Dünyan/n birinci sınıf lisanlarından sayılmaya layıktır. Çünkü o, üç büyük coğrafyanın mahsullerini toplamıştır.
Asya bozkırlarında kaynağını bulmuş, serpilmiş, Arap çöllerinin meyvelerini, İran çimenlerinin çiçeklerini derleyerek ifade demetine istediği güzelliği verebilecek çapta bir dil olmuştur. Bu dili konuşan halk ise yeryüzünde bir benzeri daha olmayan güzellikte bir iklim üzerinde yaşamaktadır...”28
Öte yandan, bütün dinlerde olduğu gibi, İslam dininde de lisana ve hitabete büyük önem verilmiştir.129’ Milli birliğin tesisinde tutkal görevi gören ve bir milletin kimliği mesabesinde olan " dil" i, alanın uzmanları ve edebiyatçılarımız başta olmak üzere, din görevlilerimiz de incelikleri ile öğrenmeli, sevmeli, gelişmesi ve ilerlemesi için el birliği ile çalışılmalıdır.
Bence bu konu üzerinde bir kez daha düşünmekte-kafa yormakta fayda vardır. Bilhassa, dil-edebiyat-milli birlik münasebeti, herkesin gözlerini açacak mahiyette olduğu için üzerinde durmaya değer.


Dipnotlar
1- Doğan, D. M., Büyük Türkçe Sözlük, Rehber. Yay., 7. Baskı, İst, 1990, S. IX.
2- Kaplan, M., Kültür ve Dil, Dergah Yay., 9. Baskı, İst, 1996, s. 35.
3- Öztuna, Y„ Büyük Türkiye Tarihi, Ötüken Yay., c XI., İst, 1983., s. 39.
4- Kaplan, M., a.g.e„ s. 159.
5- Kaplan, M., a.g.e., s. 139.
6- Tuhnay, N„ Kültür Dil ve Sanata Dair, Ak çağ Yay., Ank, 1996, s. 156.
7- Kaplan, M„ a.g.e., s. 112.
8- Turinay, N„ a.g.e., s.144.
9- Kaplan, M„ a.g.e., s. 117.
10- Kaplan, M„ a.g.e., s. 121.
11- Kaplan, M., a.g.e, s. 133.
12- Doğan, D. M„ a.g.e., s. IX.
13- Kaplan, M., a.g.e., s. 116.
14- Turinay, N„ a.g.e„ s. 116.
15- Öztuna, Y„ a.g.e., s. 44.
16- Doğan, D. M., a.g.e., s. IX.
17- Turan, O., Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi, Boğaziçi Yay., c, l-li, İst, 1993., s. 41.
18- Koral, E Z, Osmanlı Tarihi, T.T.K. Basımevi, C. V. Ank., 1988, S. 178.
19- Turan, 0., a.g.e., s. 27.
20- Banarlı, N. S., Türk Edebiyatı Tarihi, M.E.B. Basımevi,
İst, 1971., S. 285.
21- Banarlı, N. S., a.g.e. 299.
22- Banarlı, N. S., a.g.e., s. 347.
23- Banarlı, N. S., a.g.e., s. 285.
24- Turinay, N„ a.g.e„ s. 139.140.
25- Turinay, N„ a.g.e., s. 163.
26- Turinay, N„ a.g.e., s. 144.
27- İlker A., "Dil Birliği", Diyanet Aylık Dergi, Ocak 1993, s. 16.
28- Tetik, G„ “Güldürmeyin insanı Lütfen", Diyanet Aylık Dergi, Haziran 1993, s. 20.21.
29- Özbuğday, Ş„ “Din ve Dil", Diyanet Aylık Dergi, Haziran 1993, s. 25.