Makale

Din İşleri Yüksek Kurulundan

Fıkıh Köşesi

Cenaze namazı cami içerisinde kılınabilir mi?

Hanefilere göre, cenaze namazı cami dışında kılınır. Bir mazeret olmadıkça cami içinde kılınması mekruhtur. Ancak yağmur, çamur, soğuk gibi bir mazeret bulunması durumunda cenaze namazının camide kılınmasında bir sakınca yoktur.
Şafiilere göre ise bu namazın camide kılınması, camiyi kirletme endişesi yoksa müstehaptır. Ayrıca, Sa’d b. Ebi Vakkas vefat ettiği zaman Hz. Aişe kendisinin de cenaze namazı kılabilmesi için cenazenin mescide getirilmesini istemiş ancak sahabiler onun bu isteğini hoş karşılamamıştı. Bunun üzerine Hz. Âişe: “İnsanlar ne çabuk unutuyorlar! Rasulüllah (s.a.s.), Süheyl b. Beyda’nın cenaze namazını mescitte kılmıştı.” (Müslim, Cenaiz, 34.) demiştir.

Âdetli kadın kabir ziyareti yapabilir mi?
Kadınların adetli iken kabir ziyareti yapmalarını yasaklayan bir ayet veya hadis yoktur. Bu sebeple kadınların adetli iken kabir ziyareti yapmaları caizdir.

Gayrimüslimlerin cenaze törenlerine katılmakta sakınca var mıdır?
Müslümanlar gayrimüslimlerin cenaze törenlerine katılabilirler. Ancak, böyle bir merasime katılan kişinin, diğer dinlere ait dua, ibadet ve benzeri dinî ayin ve ritüellerin icrasına katılması ve gayrimüslim ölüler için rahmet dilemesi caiz değildir. Rasulüllah (s.a.s.), amcası Ebu Talip ölüm döşeğinde iken ona “La ilahe illallah” kelimesini telkin etmiş, iman etmemesi üzerine: “Allah’a yemin ederim ki, ben sana af ve mağfiret dilemekten nehyolunmadığım müddetçe, senin için muhakkak Allah’tan mağfiret dileyeceğim.” (Buhari, Cenaiz, 81.) buyurmuştur. Bu olay üzerine “Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek, ne peygambere yaraşır ne de müminlere.” (Tevbe, 9/113.) ayeti inmiştir.
Taziye ve teselli etmek gibi insani amaçlarla gayrimüslim kimselerin cenaze törenlerine katılmakta ise bir sakınca yoktur.

Kabir üzerine oturmak günah mıdır?
İnsanın dirisi saygın olduğu gibi ölüsü de saygındır. Dolayısıyla ölülere saygı duyulması ve saygısızlık anlamı taşıyan davranışlardan kaçınılması gerekir. Bu itibarla, zaruret olmadığı sürece, mezarların üzerinden geçilmesi ve kabirlerin üzerine oturulması dinen uygun bir davranış değildir. Hz. Peygamber (s.a.s.): “Sizden birinizin ateş üzerine oturup da bu ateşin elbisesini yakması, kabir üzerine oturmasından daha iyidir.” (Müslim, Cenaiz, 96.) buyurmuşlardır. Ancak, kabrin kenarına oturulmasında bir sakınca yoktur

Cenaze namazı teyemmüm ile kılınabilir mi?
Cenaze namazı, şartları bakımından diğer namazlar gibidir. Bu namazda, taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret ve niyet gibi şartlara riayet edilir. Cenaze namazının abdestsiz olarak kılınması caiz değildir. Ancak kişi abdest ile meşgul olduğu takdirde cenaze namazını kaçıracak ise, teyemmüm ederek cenaze namazını kılabilir.

Yapılan hayrın veya okunan Kur’an’ın sevabı ölen kimseye bağışlanabilir mi?
Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’an-ı Kerim’in, yaptığı hatmin ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de bunlar iyilik ve sevaplarının çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine vesile olabilir.
Beni Seleme kabilesinden bir adam, annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını sordu. Hz. Peygamber (s.a.s.): “Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmak, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmaktır.” (Ebu Davud, Edeb, 129; İbn Mace, Edeb, 2.) buyurmuştur.
Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini belirterek, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabiye de: “Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver.” (Buhari, Vesaya, 19; Müslim, Zekât, 51.) buyurmuşlardır.

Ölünün ardından yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gecesi gibi uygulamaların dinî hükmü nedir?
Ölen bir Müslümanın usulüne göre yıkanıp kefenlenmesi ve cenaze namazının kılınarak defnedilmesi farzdır. Bunun dışında yapılması gereken yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gün veya bunların duası gibi zaman ve şekle bağlanmış bir görev yoktur. Bunların hiçbir dinî dayanağı da bulunmamaktadır. Ancak, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere her türlü ibadet yapılabileceği gibi çeşitli vesilelerle dua da edilebilir.

Cenazede alkış tutulması, slogan atılması ve ıslık çalınması caiz midir?
Cenazenin ardından kabre kadar gitmek sünnettir. Cenaze merasimlerinin ölen bir Müslümana yapılması gereken son bir vazife olması yanında, yaşayanlara ölümü hatırlatmak, ahireti düşünerek ibret almalarını sağlamak gibi amaçları vardır. Bu nedenle cenaze törenlerinde bağırıp çağırmak, yüksek sesle ağlamak, ölen kişileri alkışlamak, slogan atmak, ıslık çalmak, zılgıt çekmek, tezahürat yapmak caiz değildir. İslam âlimleri, değil bu gibi taşkınlıkları, cenaze merasimlerinde yüksek sesle tekbir getirmeyi bile hoş karşılamamışlar, mekruh kabul etmişlerdir. Öte yandan ibadet esnasında el çırpmak ve ıslık çalmak, kınanan bir davranıştır. Nitekim bir ayette “Onların, Kâbe’nin yanında duaları ıslık çalıp el çırpmaktan ibarettir. Öyle ise (ey müşrikler) inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı tadın azabı.” (Enfal, 8/35.) buyurulmuştur. Bu itibarla cenaze merasiminde hazır bulunanların cenazeyi sükûnet ve vakarla takip etmeleri gerekir. Bu ölen kimseye gösterilecek saygının da bir gereğidir.