Makale

SOSYOLOJİ YAZILARI

Alaaddin YANARDAĞ* Sosyolog

SOSYOLOJİ YAZILARI

TARİHSEL ÖZET:
Sosyolojinin kavramsal tanımından önce onun kısa, tarihî arka planından bahsetmek yerinde olur. Sosyoloji bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya çıkmadan çok daha önce, çeşitli dönem toplumlarda, düşünürlerin bu gün sosyolojinin ilgi alanı içinde kalan konulara değindiklerini görüyoruz. Platon ve Aristo ile başlayan, toplumsal felsefe sınırlarını aşmayan idealist yaklaşımları ortaçağ skolastiği içinde adeta kaybolmuş gibidir.
Hıristiyan skolastiğinin Batıda özgür düşünceyi ve özellikle toplumsal felsefenin gelişmesini sınırlandırdığı dönemlerde, Abbasiler devrinden başlayarak, Kentsel İslam uygarlığında düşüncenin özgürce oluştuğunu, eski Yunan felsefesinin büyük ölçüde Arapça ’ya çevrildiğini ve bu felsefenin geniş bir hoşgörü ile benimsendiğini görüyoruz. Hatta eski Yunan felsefesinin, Ortaçağda Hıristiyan Batı felsefesine tanıtılmasının bile, büyük ölçüde İslam düşünürleri tarafından gerçekleştirildiğini söylemek pek yanlış olmayacaktır. Bu düşünürler arasında sayılan ve tarihe sosyolojik bir içerik kazandırmak isteyen ilk düşünür İbn Haldun olmuştur. Ibn Haldun, coğrafî, iklimsel, ekonomik koşullar ile üretim biçimlerinin, bireyleri ve toplumları köklü bir şekilde nasıl etkilediklerini göstermiştir. Böylece onun bir toplumdaki değer sistemlerini ve bireylerin psikolojik varlıklarını bile ekonomik verilerle ve üretim biçimleriyle olan ilişkileri çerçevesinde açıklamaya çalıştığını, böylece çağdaş sosyal bilimlerin temel ilgi alanlarına yöneldiğini görüyoruz. (TOLAN, 1993: 3)
Bu yüzden Ibn Haldun sosyolojinin babası olarak tanımlanır. Modem sosyolojinin kurucuları olarak da Durkheim, Pareto ve Weber kabul edilmektedir. 19. yy. sonları ile 20. yy. başlarında yaşayan her üç düşünür de, sosyolojinin diğer sosyal bilimlerden farklılaşarak bilimsel bağımsızlık kazanması sürecinde en etkin rol oynayanlar arasında düşünülmektedirler. Bundan böyle bir sosyolog olarak anılan bu düşünürlerin karşısında bir Marks, belki de tümüyle sosyolojik olan öğretisine rağmen bir sosyolog olarak değerlendirilmemektedir. Ondan önceki düşünürlerin veya çağdaşlarının yaklaşımı ise kısmen sosyolojik olabilmiştir.
Bu üç sosyologun öğretileri ve etkileri arasında belirli bir benzerlik veya ilişki bulmak ta mümkün değildir. Weber daha çok davranışçı Amerikan Sosyolojisini, Pareto iki savaş arası Italyan Siyasal felsefesini etkilemiştir. Durkheim Sosyolojisi ise Fransız Sosyoloji ekolünün temelini oluşturmuş, daha çok yöntem bilimsel katkılarıyla varlığını sürdürebilmiştir. (TOLAN. 1993: 23)
Böylece sosyoloji bir bilim dalı olarak geçen yüzyıldan bu yana Avrupa’da görülmeye ve Batı düşüncesi içinde bugünkü yerini almaya başlamıştır. Yurdumuz üniversitelerinde ise Ziya GÖKALP’in çabalarıyla daha 20. yy. ilk yıllarında bağımsız bir ders konusu olarak programlara konulmuştur. Öbür Batı bilimleriyle karşılaştırıldığı zaman, sosyolojinin Türkiye’ye büyük bir gecikme olmadan girdiğini rahatça söyleyebiliriz.
Sosyoloji 1789 Fransız devriminden sonra Batıda başlayan çok yönlü bir toplumsal gelişmenin ürünüdür. Bu gelişmeler, Osmanlı İmparatorluğunu da etki altına almakta gecikmemiştir. Bu açıdan sosyolojinin büyük bir gecikmeye uğramadan yurdumuza gelişini açıklamada önemli bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Türkiye’de önceleri çeşitli konularda Avrupa’nın değişik ülkeleriyle işbirliği imkanlarını aramak biçiminde başlayan Batıcılaşma akımı, kısa süre içinde bizlerin de Batılılar gibi düşünmemiz ve yaşamamızla ancak İmparatorluğun kurtarılabileceği görüş ve inancına dönüşmüştür. Bunun sonucu Batı düşünce öge ve dalları Türkiye’ye ithal edilmeye başlanmıştır. Bu arada sosyoloji de yurdumuza girmiştir. Böylece teknik alanlarda başlayan Batı bilim ve düşüncesinin Türkiye’de kökleşmesi toplum bilimleriyle de bütünleşmiştir.
Bu yüzden sosyolojinin Batıda da çok yeni bir bilim olması nedeniyle daha ilk günlerinde sosyolojinin bütün gelişmelerini yakından izleyebilmemiz mümkün olmuştur. Çok kısa bir süre içinde söz gelişi Durkheim sosyolojisi en geniş biçimiyle yurdumuzda tanınabiliyordu. Sosyolojiyle ilgili çeşitli konu ve sorunlar tartışılıyordu. Ayrıca Türkiye’de Batı sistemleri dışında bir sosyoloji geleneği doğmadan, Batı düşüncesinin üstünlüğü tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Sonuçta yurdumuzda sosyoloji, Batıdaki gelişmelere yakından bağlı kalmış ve bu gelişmelerle sınırlanmıştır.
Öbür toplum bilimlerimizde durum daha farklıdır. Batıcılaşma dönemi ile birlikte Batı tarih anlayışı, üniversitelerimiz ve düşünürlerimiz arasında ne denli yaygınlaşırsa yaygınlaşsın, yine de geride güçlü bir Osmanlı tarih geleneği ve bu geleneğin belirlediği konu ve yöntemler bulunuyordu. Böylelikle Batı anlayışının bütün baskılarına karşılıklı, Türk tarihçiliği günümüze kadar kişiliğini korumasını bilmiştir. Aynı şeyi söz gelişi edebiyatımız için de söyleyebiliriz.
Hemen belirtelim. Sosyoloji için durumun daha değişik olması, Batı sosyolojisinin ülkemize gelişinden önce Türklerin sosyolojinin kendisine konu aldığı olaylarla hiç ilgilenmediği sonucunu çıkarmamıza izin vermez. Ancak sosyoloji, daha kuruluşunda işe kendisinden önce yapılmış bütün çalışmaları inkâr ve mahkûm etmekle başlamıştır. Ülkemizde de bu görüşün benimsenmiş olması, sosyolojimizin Türk düşünce ve geleneği ile ilişki kurmasını engellemiş, Batıda sosyolojinin gelişmelerini izlemekten başka bir yol bırakmamıştır. Türk toplumu ve gerçeği bizim için yakından ilgilenilmesi gereken bir konudur.
Türk toplumunun ve gerçeğinin bütün özellik ve ayrıntılarını bilmek zorundayız. Bu konuda bize yardımcı olacak olan da sosyoloji bilimidir. Türkiye’de sosyoloji, sorunlarını ortaya koyarken aynı zamanda kendi gelenek ve yöntemlerini kurmak zorundadır. Türkiye, yer yüzünde bütün ilişkilerde soyutlanmış Robinson Crusoe Adası örneği bir ülke değildir. Genel dünya koşullarının ve içinde bulunduğu dış ilişkilerin anlaşılmasında Batı sosyolojisiyle yararlı alışverişi olacaktır. Fakat bu durum, Türk Sosyolojisinin kendi varlığından vazgeçmesi ve karşılaşılacak bütün sorulara Batı sosyolojisi içinde yanıt araması için yeterli bir neden değildir. Türk gerçeğinin Batıdan aktarılmış hazır kalıplara direnci, ülkemizde sosyolojinin kendi araç ve gereçlerini geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. (SEZER, 1998: 7)
SOSYOLOJİ NEDİR?
Sosyoloji, insan toplumlarının sistematik bir biçimde incelenmesidir. (GIDDENS. 2000: 15) Sözcük; Latince "Socius" ile Yunanca "ology" kökeninden gelmektedir. (MARSHALL, 1999: 680) daha teknik olarak sosyoloji, sosyal etkileşim sonucu kurulmuş haliyle sosyal ilişkilerin yapısının analiz edilmesidir. Sosyolojinin ihtiva ettiği bilgi, oldukça geniş ve farklılaşmış fenomenler alanının geniş bir bölümünü kapsar. Örneğin aileler, kilise ve mezhepler, atölyeler, silahlı kuvvetler, yerel ve siyasal birlikler, bölgesel, etnik ve millî topluluklar vb. gibi kurumlar içerisinde bireylerin davranışı gibi bireyler arasındaki ilişkilerin kalıpları, kurumlar ve toplulukların işleyişinde yapının ve otoritenin rolü, topluluk ve kurumların gelir ve statü veya saygı ile ilgileri, toplumların tabakalaşması, bireylerinin eylemlerinde ve toplulukların, kuramların ve toplumların işleyişinde bilişsel ve normatif inançların rolü gibi... (SBA, 1990: 487
İnsanlar her zaman başka insanlarla ilgilenmişlerdir. Gazeteciler, yorumcular, toplumun günlük yaşayışındaki dikkati çeken olayları sürekli olarak toplayıp yayarlar. Tarihçiler, çoğunlukla kamu yöneticilerin nasıl davrandıklarına ilişkin kayıtlar tutarlar. Ozanlar ve öykücüler, sosyal ilişkiler üzerinde yoğunlaşırlar. Belirli çevre koşulları altında insanların nasıl davranacağını, kendi bellek ve imgelerinde yeniden kurgularlar. Filozof ve din bilimciler, insanoğlunun nasıl davranması gerektiğinin üzerinde dururlar, yorumlarını öncel bilgi ve deneyimlerinin üzerine dayandırırlar.
Sosyoloji terimi ilk kez bir Fransız, Auguste Comte tarafından kullanılmış ve İngiliz, Herbert Spencer tarafından da popülarize edilmiştir. Ancak bu kişiler bir kimyacının laboratuvarda yeni maddeler icat etmesi gibi sosyal davranışı icat etmemişlerdir. Sosyologlar, astronotların ayın yüzeyini keşfetmesi gibi keşifler de yapmazlar. Sosyal davranış orada, her zaman vardı. Sosyolojinin konusu insanlık tarihi boyunca bir süreklilik göstermiştir.
Sosyal yaşamın özsel oluşturucuları insanlık kadar eskidir ve bazen görece ilksel ve basit formlarda, bazen de oldukça karmaşık ve sofistike formlarda var olagelmiştir . Sözkonusu özsel süreklilik ve temelde benzer olma gerçeği, sosyal yaşamın bilimsel açıdan incelenmesini olanaklı kılar. Belirli düzenlilikler ve tek biçimlilikler her zaman vardır. Bunlar gözlenebilir, betimlenebilir, analiz edilebilir ve yorumlanabilirler; ve ancak bunları yapmayı öğrendikten sonradır ki, sosyoloji bilimi üzerinde doğru dürüst konuşabiliriz.
Sosyoloji öğrenenler süreklilik gösteren benzerlikler ile, değişen farklıkları ayırt etmeyi öğrenmelidir. İlkel yada modern her kültür temel kurumlan içermeli ve her toplum da, içinde insanların bir arada sosyal hedeflere yönelik işlevde bulunduğu ve aralarında iletişim olan temel gruplara sahip olmalıdır. Bu temel kurum ve gruplar aile, eğitim, ekonomi, din, siyaset ve boş zamanları değerlendirme, insanların örgütlenmiş bir sosyal yaşam biçimleri her yerde vardır. Sözkonusu kurum ve grupların oluşturucuları da zorunlu olarak her yerde bulunurlar.
Farklı yer ve farklı insanlar arasında sosyolojik sürekliliklerin geniş çeşitlilik göstermesi, aslında toplumun ve kültürün olağanüstü esnek olduğuna işaret eder. Bir toplumda çocuklar resmi eğitimlerini sadece baba ve amcalarından alırlar. Bir başka toplumda çocuklar grup halinde eğitimde uzman olan bir kişiye gönderilirler. Sahra’da hurma ağacını sulayan bir Arap’ın günlük işleri, Alaska’da balina avlayan bir Eskimo’nun etkinliğinden bambaşkaymış gibi görülebilir. Burada önemli nokta eğitim ve ekonomi kurumlarının tüm kültürlerde ortak olduğudur. Temel sosyal gereksinmeler her toplumda vardır, farklı olan sadece bunların tatmin tarzlarıdır.

NEDEN SOSYOLOJİ ÖĞRENMELİYİZ?
Herkes, her zaman toplumda yaşamak, başkalarıyla ilişki kurmak ve sosyal roller icra etmek zorunda olduğu için, sosyolojik bilgi her kariyer ve meslek için yararlıdır. Hukuk, gazetecilik, öğretmenlik, sağlık, iş yönetimi, siyaset, din adamlığı gibi pozisyonlar "insanlarla ilgilenen" mesleklerdir. Bunlar toplumdaki insan ilişkileri konusunda olağan bilgiden daha fazlasını gerektirirler. Hatta normal aile, komşuluk ve topluluklar içi ilişkiler bile, bilimsel sosyolojik bilgi üzerine kurulduğunda daha zekice ve başarılı sonuçlar verir.
Sosyoloğun işlevi "iyi toplum"un gelişmesinde bilginin, erdemden daha önemli-ya da tersi- olup- olmadığım tartışmak değildir. Her sorumlu kişi, iyi bir dünya ile ilgilenir ama sosyal düzeltimler sadece onları istemekle başarılamaz. İyi yönelimlere sahip olmakla, sürekli olarak sosyal erdemi uygulamakla da başarılamaz. Pasif erdem ile aktif erdem arasında büyük farklılık vardır. Değişmeyi, düşünmeksizin kabul etmekle, akıllıca gerçekleştirmek arasında büyük bir farklılık vardır.
Ahlâklı kişiler, toplum için kesinlikle birer servettir. Ama bu kişiler eğer kurum ve rollerinin teknik analizinden habersizlerse, süreç ve işlevleri bilmiyorlarsa ussal olarak gerçekleştirilen sosyal ilerlemeye muhtemelen çok az bir katkıda bulunacaklardır. Sosyal olgulara ilişkin güvenilir bilgi daha iyi bir toplum için bir ön gerekliliktir. (FICHTER, 1990: 14)
Sosyoloji, önemli pratik içermeleri olan bir konudur. Toplumsal eleştiri ve pratik, toplumsal reforma çeşitli yollardan katkıda bulunur. İlkin, belirli bir toplum durumların kümesinin daha iyi anlaşılması, genellikle bize bu durumları daha iyi denetleme şansı verir. İkincisi, sosyoloji bizim kültürel duyarlılıklarımızı artırmanın, farklı kültürel değerlerin varlığının bilincinde olan politikalar belirlemenin bir aracını sağlar. Üçün- cüsü, belirli politika programlarını benimsemenin doğuracağı (istendik ve istenmedik) sonuçlarını inceleyebiliriz. Son olarak da belki de ön önemlisi sosyoloji, grupların ve bireylerin kendi yaşam koşullarını değiştirme fırsatlarını artırarak, kendi kendilerini aydınlatma olanağı sağlar. (GIDDENS, 2000: 15)

* APK Dairesi Başkanlığı İstatistik Şubesi Müdürlüğü Memuru

Kaynakça
1. FICHTER Joseph, Sosyoloji Nedir? (Çev .Doç.Dr. Nilgün ÇELEBİ) S.Ü. Fen-Edeb. Fak. Yayınları, Konya 1999.
2. GIDDENS Anthony, Sosyoloji, (Çev. H. ÖZEL) Ayraç Yay. Ankara 2000.
3. MARSHALL Gordon, Sosyoloji Sözlüğü, (Çev.O.AKINHA Y, D. KÖMÜRCÜ) Bilim Sanat Yay. Ankara 1999.
4. SBA, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, Risale Basım- Yayın, İstanbul 1990.
5. SEZER Baykan, Türk Sosyolojisinin Ana Sorunları, Sümer Kitapevi Yayınları, İstanbul 1998.
6. TOLAN Barlas, Sosyoloji, Adım Yayıncılık, Ankara 1993.
0



SOSYAL MÜHENDİSLİK
Sosyoloji öğrenen biri, bunu sosyal ycışam bilgisini geliştirmek, diğer insanları tanımada daha anlayışlı olmak ve başkalarını yargılarken daha tatmin verici bir nesnelliğe ulaşabilmek için, kısacası toplum ve kültürü daha iyi tanımak için öğrenmek isteyebilir. Bu durumda o kişi aynı zamanda toplumun kendinden beklediği çeşitli sosyal rolleri oynayan bir aktör, bir moral kişi ve yurttaştır. Bu durumda saf, spekülatif bilginin artık onu tatmin etmesi beklenemez. Entellektüel biri olarak, muhtemelen kendini içinde bulduğu sosyal durumların sosyolojik bilgi birikimindeki karşılığının ne olduğunu arayacak, araştıracaktır. Bu ise bir ders kitabı ya da profesörün değil, fakat sosyolojiyi öğrenen kimsenin kendi yapabileceği bir geçiştir. Bir kişi sosyolojide uzman olabilir ama sapma davranış gösteren bir sapkın da olabilir. Aynen derin teolojik bilgisi olan bir kişinin günahkâr olabilmesi veya ekonomi bilen bir kişinin parasını aptalca harcaması gibi.
Her çalışmanın İnsanî ve kişisel yanı, onu yararlı ve verimli kılmaktır. Sosyolojik çalışmayla daha iyi sosyal ilişkilere ulaşılabilir, bireye ve topluma daha kalıcı yardımlarda bulunulabilir. Sosyolojinin sağlayacağı bilimsel bilgi olmaksızın toplumun planlı değişimi pratikte olanaksızdır.
"Sosyal reform" terimi oldukça moralci bir tona sahip olduğu için demode bir terim olarak bir yana bırakıldı. Şimdi onun eş anlamlısı "sosyal mühendislik" üzerinde konuşulmakta. Bu da sosyal reform gibi reddedilebilir, çünkü işleyiş ve güdüleme tonlarına sahiptir. Ancak hangi terim kullanılırsa kullanılsın yönetim ve planlamanın örgütlenmiş sosyal yaşamın temel öğeleri olduğu gerçeği yine de değişmeden kalır. Sosyal mühendislik bu nedenle, sosyolojik bilginin uygulanmasıyla ilgilidir. Geçmişteki pek çok sosyal planlama sınama-yanılma veya tahmine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Her aile, okul, dinî kurum, dernek, işyeri ve belediye, geleceğe yönelik planlar üzerinde çalışır, problemlerini çözmeye yönelir, personelini yönlendirir, sosyal hedefini belirler. Bu sosyal mühendislikten başka bir şey değildir. Bu işlevi gelişi güzel, deneme-yanılma deneyimleri temeli yerine, sosyolojinin sağladığı güvenilir ve geniş bilgi temeli üzerinde gerçekleştirmek hem daha akıllıca hem de daha verimlidir.