Makale

AMERİKA'DAKİ TÜRK VARLIĞI

Dr. Abdulbaki KESKİN

AMERİKA’DAKİ TÜRK VARLIĞI

Göçmen Bürosu’nun kayıtlarına göre, 1900-1920 yılları arasında, Türkler ve çeşitli etnik gruplar dahil, ülkemizden Amerika’ya göç edenlerin toplam sayısı: 291.435 kişidir.
Araştırmalarımız sırasında tesbit ettiğimiz, New York Times Gazetesi’nin 9 Mart 1909 tarihli nüshasında da, o yıllarda Amerika’da yaşayan Osmanlı vatandaşlarının miktarının 300 binden fazla olduğu ifade edilmektedir.
Bunlardan 45.000-65.000’inin o tarihlerde, Harput ve çevresinde faaliyet gösteren Amerikan misyonerlerinin Yeni Dünya hakkında anlattıklarının çekiciliğine kapılarak, özellikle 1905-1914 yılları arasında, daha çok, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun kırsal kesimlerinden gelen, para kazanıp zengin olduktan sonra geri dönmeyi düşünen Müslüman-Türk yurttaşlarımız olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak işaret edilen yurttaş kitlesinden bir kısmının da, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, 1920-1929 yılları arasında, "ülkemiz güç durumdadır, gidelim yardımcı olalım" diyerek geri döndükleri ileri sürülmektedir.(l)
Tabiî, 1950’lerden itibaren, doktor, mühendis, mimar, işadamı, ilimadamı, az sayıda işçi ve öğrenci olarak gelip, bu ülkeye yerleşen ve bir kısmı ABD vatandaşlığına geçmiş olan kitle, anılan sayının dışındadır.
Bunlarla birlikte halen bu ülkede mevcut Türk sayısının 300 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Bu rakama, Doğu Avrupa’dan ve Balkanlar’dan gelen 500 bin dolayındaki Müslüman soydaşlarımızı da eklerseniz, bugün Amerika’daki Müslüman-Türk sayısının 800 bini geçmiş olabileceğini söylemek mümkün.
Bunların Din ve Din Kültür Hizmetleri bakımından; Tarih ve Milli Kültür açısından durumlarına gelince:
ABD’de halen 700 kadar cami ve bir o kadar da Islâm Kültür Merkezleri bulunmaktadır. Ancak bu mabet ve merkezlerden Türklere ait olanları maalesef parmakla sayılacak kadar azdır. Bunlar da son zamanlarda daha çok New York ve New Jersey gibi yerlerde açılmıştır.
Meselâ, Washington, Maryland ve Virginia’da bugün 100 binden fazla Müslüman yaşamaktadır. Bu Müslûmanlardan Hindistan-Pakistan asıllı olanların Silver Spring, İranlıların Rockville, Arapların Falls Church ve Washington, D.C merkezinde cami, kütüphane, okul, diğer sosyal ve kültürel amaçlı külliyeleri bulunduğu halde, aynı bölgede yaşayan 15 bin civarındaki Türklere ait bu anlamda maalesef hiç bir yer mevcut değildir.
Amerika’ya gelen Müslüman-Türklerden ilk nesil, millî ve manevî yapıyı oluşturan, Türklük ve Müslümanlık kimliğini koruyan bu müesseselerden mahrum oluşun ızdırabını derinden duymuş ve bu üzüntülerini zaman zaman acı bir şekilde dile getirmişler.
Bu yurttaşlarımızla, Avrupa’ya çalışmak için giden insanlarımız arasında milli hassasiyet ve dinî duyarlılık bakımından oldukça büyük benzerlikler var.
Nitekim, bir Türk Gazetecisi "1938’de Amerika’daki Türkler" başlığı ile yayınladığı bir yazıda, "Gülcemal“ (2)’in, ABD’ye getirdiği Türklerin en büyük dertleri, çocukları ve torunlarından” dedikten sonra, Elazığlı Mustafa Ahmet’in ağzından şunları kaydediyor: “Oğullarım, torunlarım kiliseye gidiyor, cami yok. Müslümanlığı öğretemedik kendilerine."
Mustafa Ahmet bunları söylerken, sadece o günün bir burukluğunu değil, her halde o günün ve geleceğin acı bir gerçeğini de ifade ediyordu...
Zira, aynı gazetenin bahse konu yazısının başka bir bölümünde de, New York’a 45 km. mesafede bulanan Lynbrook kasabasında uluslararası nitelikte bir mezarlıktan söz edilirken, "Jhon Mehmetler, Harry Hasanlar, Charlie İsmailler yan yana omuz omuza yatarlar bu yeşil çimenlerin altında..." (3) deniliyor.
Amerikalı bir araştırmacının, ABD Ordusunda hizmet etmiş ve plaket almış George Ahmet adında bir Türk’ün, resmini çektiği mezar taşında da, bayrağımızın simgesi ay yıldız ile Hristiyan inancının temel remzi olan haç "Cross" in yan yana yer aldığı görülüyor.
Uzağa gitmeye ne hacet, 16 Nisan 1989 tarihinde Virginia’da "Episcopal Churcil" denilen kilisenin daveti üzerine gittiğim ve "Yahüdilik, Hristiyanlık, İslâm Dinleri arasındaki ilişkiler ve gayri müslimlerin İslâm’daki statüleri* başlığı altında verdiğim bir konferanstan sonra, dinleyiciler arasından çıkarak eşi ve iki çocuğu ile kürsüye yaklaşan ve ’lütfen bana yardımcı olun" diyen gözleri yaşlı Türk hanımın söyledikleri belki- de bu acı realitenin bugün yaşanan en taze örneklerinden biridir.
İzdivacının ortaya çıkardığı implikasyonu kasdederek, "...Gençtim, pek çok şeyin farkında değildim. Biraz yaşlanıp olgunlaşınca işi anladım. Ben Türküm ve Müslümanım. oruncun başlangıcını, Kadir Gecesinin tarihini, İstanbul’daki yakınlarıma telefon ederek öğrenebildim. Şu anda oruçluyum. Eşim koyu bir Hris- tiyandır. Her hafta çocukları kiliseye getiriyor. Onların Hristiyan olacaklarından korkuyorum. Lütfen bana yardımcı olunuz...." diyor ve gözleri yaşlarla doluyordu.
Aynı tarihlerde, Washington, D.C. de seksenine yaklaşan bir Türkün, aynı yaşlarda ölen Müslüman eşini, mahalli bir geleneğe göre yakmasını, maalesef, bütün izah ve ısrarlarımıza rağmen önleyemediğimizi de üzüntü ile kaydedelim ve daha acı bir olayla artık bu örnekleri noktalayalım.
Otuz yıl kadar önce İstanbul’dan gelerek New Jersey’e yerleşen bir yurttaşımızın -ismi bizde mahfuz- felsefe doktorası yapan oğlu, bugün bir Hristiyan -Mormon- (4) papazıdır...
Şair Fikret’in oğlu Haluk’un Amerika’da dinini değiştirerek papaz olduğunu gençlik yıllarımızda okuyunca tüylerimiz diken diken olmuştu.
Bugün bu haber, buradaki toplumumuzdan kaç kişiyi ürpertir, kaç kişiyi ürkütür bilemeyiz.
Bildiğimiz birşey varsa o da, Amerika’da yaşayan bugünkü Türk neslinin bir kısmının, Elazığ’lı Mustafa Ahmet’in derin endişesini şu veya bu şekilde sergileyen oğullar, torunlar tablosu haline gelebileceğidir...
Şu farkla ki, bu oğulların ve torunların babalarından, dedelerinden bazıları bu gelişmeler karşısında her hangi bir endişe dahi duymamaktadırlar.
Neden mi diyeceksiniz? Çünkü dünkü Mustafa Ahmet’ler kendi din, kültür ve inançlarına sıkı sıkıya bağlı sade insanlarımızda
Bugünkü Mustafa Ahmet’ler ise daha çok, okumuş yazmış, daha sofistike daha entellektüel, evrensel kültürden, evrensel inançtan yana. Meselâ, kızının bir Hristiyan veya bir Yahûdî ile evlenmesi ile, bir Müslümanla evlenmesi arasında fark görmeyecek kadar, gelişmiş, hatta batılıdan bile uygar!..
Batılıdan bile uygar diyoruz. Zira Batı kültür ve medeniyetinin temeli olan Hristiyanlığın devlet bazında temsilcisi Papa, 27 Şubat 1993 tarihinde verdiği bir beyanatta, Kuzey Afrika’dan gelen Müslümanlarla evlenen katolik kadınları sert bir dille eleştirerek, Müslümanlarla izdivaçlarının dinen caiz olmadığını belirtmiş ve bu demeç, aynı gün BBC antenlerinden sadece Avrupa’ya veya Amerika’ya değil, tüm dünyaya dalga dalga yayılmıştır.
Biz, Amerika’daki Yunanlıların, Yahûdîlerin (5), bu ülkenin politikasında, basınında ve iş hayatındaki etkinliklerinden, lobilerinin güçlerinden sık sık söz ederiz de, her nedense, bunların kültürlerini, inançlarını, geleneklerini koruyan kilise ve havraları ile olan sıkı ilişkilerini görmemezlikten geliriz...
1988 seçimlerinde, Massachusetts Valisi Michael Dukakis, 1992 seçimlerinde de aynı eyaletin eski Senatörü Paul Tsongas ile, Amerika gibi bir ülkenin Cumhurbaşkanlığına talip olan ve bugün de Beyaz Saray sözcülüğünü yapan Yunanlının arkasındaki -bizim görmemezlikten geldiğimiz- gücü Yunanlı bir yazar, Stephanos Zotos, şöyle anlatıyor, Yunanlılar, göçmenler diyarı olan Amerika’ya en son göçedenlerden (1821) ve halen dinlerine, gelenek ve göreneklerine en çok bağlı olanlardandır..." (6)
Şüphesiz bütün bu anlattıklarımızla, burada, bu tabloda yer alan insanlarımızın eleştirilmesinden ziyade, bu sonuçta rolü ve sorumluluğu olan kişi, kurum ve kuruluşlara seslenmek istiyoruz.
1960’larda, çalışmak üzere kitleler halinde Avrupa ülkelerine gitmeye başlayan yurttaşlarımızın temel ihtiyaçları ile ilgili hizmetlerde bulunabilmek için kendilerine on- sekiz yıl sonra gidebildik. Bu ihmalin buradaki insanlarımızda meydana, getirdiği maddî-manevî sıkıntılar, Türk kamuoyu ve özellikle ilgililer tarafından yakînen bilinmektedir.
Onsekiz yıl gecikerek, Avrupa’daki yurttaşlarımıza götürdüğümüz hizmetleri, Amerika’daki yurttaş ve soydaşlarımıza tam seksendokuz yıl sonra ancak kısmen sunabildik...
Bir asra yaklaşan bu ihmalin kuşkusuz, çeşitli sebepleri var. Biz bunlardan sadece birisine işaret etmek istiyoruz:
İnsanların kimliklerinin korunmasında temel unsurlar sayılan din, dil, tarih gibi önemli konulara ait bilgilerin toplumumuza sunulmasında yardımcı olmak, özellikle Din ve Din Kültürü Hizmetleri ihtiyacını karşılamak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1988 Ekiminde Washington, D.C’de açılan Din İşleri Müşavirliğinin göreve başlayışı dolayısıyle o gün görüşlerini belirten ünlü bir diplomatımız, biraz da tedirgin bir tavırla şöyle diyordu:
".... Efendim, buradaki yurttaşlarımız, okumuş yazmış, entellektüel insanlarımızdır New York’ta bazı işçilerimiz var... Belki onlar Mevlid falan okutabilirler.. Hem biraz daha kalabalıklar...."
Şimdi bu zata; hiç bir entellektüelin, sosyal veya bürokratik mevkii ne olursa olsun, dinden müstağni kalamı- yacağını, Mevlidin de din olmadığını söylemiş olmamız yeterli midir? Değil... Zira bu yaklaşım, temel değerlerimizle ilgili bu görüş, sadece bu zatın değil, azınlıkta da olsa, bizdeki etkin bir pydın türünün değişmeyen karakteristiğidir.
Bu yüzden bu tip sözler, bazan bir diplomattan, bazan bir parlementerden, bazan bir köşe yazarından, bazan bir üniversite profesöründen, bazan bir anayasal kuruluşun şurasında burasında görev almış üst düzey bir bürokrattan gelebilir.
Meselâ, Prof. Sayın Yazıcıoğlu’nun 16.2.1993 tarihinde YÖK üyeliğine atanmasından dolayı; prof, fikri taşıyan bir takım kişilerin (7) gösterdikleri olumsuz tepki, sergiledikleri hazımsızlık, sayın Yazıcıoğlu’nun İlahiyat kökenli olmasının ve bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı görevinde bulunmasının dışında hangi gerekçe ile açıklanabilir?
Biz diyoruz ki, sadece yurtdışındaki insanlarımızın kimliklerinin yeterince korunamamasından değil, tüm Milletimizin, şerefli tarihinin gösterdiği istikamette yerini alıp, yurt içinde, yurtdışında lâyık olduğu etkinlik, güç ve kudrete ulaşmasındaki gecikmeden de her halde asıl sorumlu olan işte bu zihniyyettir.

1- The Ottoman Turks Immigrant E peri ence, p.7
2- Yurttaşlarımızdan bir kısmını Amerika’ya getiren bir Türk va- punınun adıdır.
3- Doğan ULUÇ, Hürriyet, 4 Şubat 1971
4- 1830’da Amerika’da kurulan "The Church ot Jesus Christ of latter- day Saints" adını taşıyan kilise mensubu.
5- A.KESKİN, Amerika’da yahudilik ve Yahudiler, Diyanet Gazetesi, Ekim 1990
6- Hellenic presence in America, P.16
7- Cumhuriyet, 17.2.1993.