Makale

GENÇLİĞİN ÖNEMİ, UYUŞTURUCUNUN TEHLİKELERİ VE ENGELLİ VATANDAŞLARIMIZ

Başyazı

GENÇLİĞİN ÖNEMİ,
UYUŞTURUCUNUN TEHLİKELERİ VE ENGELLİ VATANDAŞLARIMIZ

İnsan hayatının 15-30 yaşlar arası dönemi, genellikle “gençlik çağı”, 30-50 yaşlar arası dönem ise olgunluk (kühûlet) olarak tarif edilmiştir. Bunu yaşlılık, ihtiyarlık ve erzel-i ömür denilen çağlar izlemektedir. Cenab-ı Hakk’ın bütün canlılar için Sünnet-i İlâhiyye (tabiat kanunu) olarak takdir buyurduğu nizam dahilinde fâni dünya hayatı deverân etmektedir.
İnsanların diğer canlılara göre oldukça yavaş tempoda cereyan eden gelişme çağı içinde ergenlik ve gençlik çağının önemi büyüktür. Zira; kişilik, eğitim, karakter oluşumu ve ideolojik-fikrî gelişme -genellikle- bu dönemlerde alınan eğitim ve yönelişler sonunda ortaya çıkmaktadır. İnsanın hayatını etkileyen önemli gelişmelerin çoğu, gençlik döneminde ve yüksek tahsil esnasında kazanılan birikimlerle de yakından ilgilidir.
Kur’an-ı Kerim’deki bazı kıssalarda ve Siyret-i Muham- mediyye’de genç ve dinamik insanların; tevhid inancı, hak, hakikat ve erdemlilik mücadelesinde aksiyoner girişimleri ile sivrildikleri ve temayüz ettikleri görülmektedir. Putperestlik ve zulümde azgınlaşmış Nemrud’a ve onun kavmine karşı çıkan Hz. İbrahim (a.s.) bir gençtir. Hz. Yusuf (a.s.) da genç çağda Mısır’da önemli sorumlulukların kendisine emânet edildiği genç bir zâttır. İslâm’ın tebliği sırasında; Hz. Ali, Ammar İbn Yasir, Bilâl-i Habeşi, Fadl İbn Abbas, Üsâme İbn Zeyd gibi genç sahabiler, İslâm dininin tebliğinde aktif faaliyetler gerçekleştirmiş önder kişilerdi*-
Hz. Peygamber’in (a.s.) peygamberlikten önce, Mekke’de, zulme ve haksızlığa engel olmak için aralarına katıldığı “Hılfu’l-Fudûl” adlı topluluk da gençlerin organize ettiği bir oluşumdu. Türk-İslâm Tarihinde; Fütüvvet ve Ahilik gibi örgütlenmelerin manevî tarihini bu organizasyona kadar uzatmak mümkündür.
Anadolu Türk Tarihinde yiğitliği ve kahramanlığı sembolize eden deyim ve isimlerin de manevî silsilesi dinî-millî motiflere dayanır. Ege’de Efe, Ankara’da Seğmen, Erzurum’da Dadaş, Karadeniz’de Uşak vb. deyimlerle ifade edilen kavramlar milletimizin ruh köküne dayanan tarihî-kültü- rel unsurlardır. Günümüzde sadece folklorik özellikleriyle tanınan, ama aslında köklü bir karakter anlayışını ve kültürel geleneği yansıtan bu kavramların tarihî ve terbiyevi arka planlarının da keşfedilmesi gerekir. Eğitim ve kültür politikalarımızda bu konular derinliğine araştırılmalı ve uluslararası gençlik toplantılarında, “eğitim tarihi” açısından, bu çeşit kavramların ve sosyo-kültürel geleneklerin manevî ortamı, boyutları dile getirilmelidir.
Gençlik konusu gündeme gelince; günümüzde gençliği en çok tehdit eden tehlikeler arasında; “Uyuşturucu Madde Bağımlılığı” konusuna değinmeden geçmek mümkün değildir. Çağımızda batı uygarlığını temsil eden Avrupa ülkelerinde ve Amerika kıt’asında insanların önemli bir oranının mübtelası olduğu bu korkunç ve tehlikeli illet; günümüzde lise ve ortaokul çağındaki çocukları bile saracak boyutlara varmıştır. Alkolizm, fuhuş, cinsel sapıklık gibi iptilalarla müptela bulunan Batı uygarlığı uyuşturucu maddelerle de mâlül durumdadır.
Son yıllarda ülkemizde de yaygınlaşan uyuşturucu madde bağımlılığının, okulların çevrelerinde tezgâh kuran örgütler aracılığıyla gençlerimize yöneldiği müşahede edilmektedir.
Diğer bir ifadeyle; uyuşturucu madde ve alkol kullanma alışkanlığı, günümüz dünya gençliği için büyük bir tehlike durumunda olup, yurdumuz gençliğini de tehdit eder bir hale gelmiştir. Gün geçmiyor ki, basın ve yayın organlarından buna dair bir haber işitmiş olmayalım.
Anarşi afetinin kökünü kazımaya uğraşan toplu- mumuz, yakasını bu defa bir başka yıkıcıya kaptırmaktan korunmalıdır.
Anarşi yolu ile maksatlarına ulaşamayacağını anlayan bazı “kirli eller” namluyu bu defa başka yönlere çevirme yolunu tutmuşlardır. Bu cümleden olmak üzere, Müslüman-Türk milletinin dinamik gücü ve geleceğinin teminatı olan gençliği, uyuşturucu maddelere ve alkole alıştırarak, onları ruhen ve bedenen çökertmek için çalışma yapmaktadırlar. Pozitivist ve materyalist eğitim sistemleriyle, egoist ahlâk anlayışlarıyla kendi gençliğine hâkim olamayan bazı batılı ülkelerin, Türkiye’yi karalamak için; uluslararası uyuşturucu madde trafiğinin Batı’ya geçiş yolu olarak ülkemizi gösterdiklerini ve bunu kamuoyu oluşum araçları ile propaganda ettiklerini üzüntü ile izliyoruz. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Derslerinin müfredat programları içinde alkol ve uyuşturucu maddelerle mücâdele ile ilgili bahislerin daha yoğunluklu olarak yer alması ilk safhada hatıra gelen tedbirler meyanın- dadır. Başkanlığımızın yayınlarında ve hutbelerde ise zaten bu konu sık sık işlenmekte; halkımız ikâz edilmektedir.
Başkanlığımızca taşra teşkilatımıza bu konuda bir genelge gönderilmiştir. Buna göre; il ve ilçe müftülüklerimiz tarafından gençliğimizin ruhen ve bedenen sağlıklı yetişmelerini sağlamak, uyuşturucu ve benzeri alışkanlıklardan uzaklaştırmak amacıyla yıl boyunca konferans ve paneller düzenlenmiş, radyo ve televizyonlarda konuşmalar yapılmıştır.
Şüphesiz toplum; inançlı, ruhen ve bedenen sıhhatli ve dinamik gençlerle ayakta durur. Fikren ve bedenen olgun bir nesil, bir milletin en sağlam dayanağıdır. Beyni uyuşturulmuş, böylece enerji ve gençlik heyecanını, hizmet, gayret ve azmini yitirmiş bir nesil ise, bir milletin yok olması demektir. Üzerinde çeşitli oyunlar oynanan Müslüman-Türk gençliği bu gibi zehirlerle ve yollarla da mağlup edilemeyecektir. Yeter ki millet olarak, aile, okul, cami ve üniversite olarak elele verip üzerimize düşen görevi yapalım, zamanında tedbirler alalım ve gereken çarelere başvuralım.
Diğer taraftan; eğitim, sağlık ve sosyal güvenliğin öncelikli sorunlar olarak gündeme geldiği çağımız toplumlarında; engelli vatandaşlarımızın bakımı ve korunması da mühim bir sosyal mesele olarak ortada durmaktadır. 1980’li yıllarda engelli vatandaşlarımızın istihdamı konusunda bazı önemli adımlar atılmış olmakla birlikte nüfusu altmış beş milyonu aşan ülkemizde yeterli tedbir ve düzenlemeler getirilememiştir. Bu konuda gönüllü kuruluşlara, vakıflara, hayırsever insanlara önemli sorumlulukların düştüğünü hatırlatmak istiyorum. Sürekli bakım ve destek gerektiren engellilerle ilgili hizmetlerin, münferit veya birkaç defalık cüz’i yardımlar olarak yapılmasının yeterli olmadığı hususu izahtan vâreste olan gerçeklerdendir.
Esasen bu hizmeti sistemli bir şekilde organize edecek yeni vakıflara ve gönüllü kuruluşlara ihtiyaç vardır.
Gençlerimize ve engelli insanlarımıza hayatlarının her safhasında başarılar diliyorum.

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı