Makale

DÜNDEN BUGÜNE... CAMİ VE SANAT

DÜNDEN BUGÜNE... CAMİ VE SANAT

Doç. Dr. Savaş Çevik
İst. Güzel San. Ak. Öğr. Üyesi


Bir ibadet mahalli olan camiye girerken önce bahçesinden, sonra da varsa şadırvanın bulunduğu avludan geçip esas kapıya ulaşırsınız. Daha sonra da esas mekân olan caminin içine girdiğinizde artık bu yapı ile iç içe bulunursunuz. Dinî bir yapı tarzı olan camiler, yüzyıllardır Müslüman-Türk sanatının vazgeçilmez unsurları olmuşlar, zaman içinde gelişip değişmişlerdir. Şüphesiz ki milletimizin kültür-sanat özelliklerini en iyi yansıtan bir sanat fenomeni olan camilerimiz, sanat tarihinde de oldukça önemli bir yer tutmaktadır.
Gerek Selçuklular, gerekse Osmanlılar dönemindeki camiler ayrı bir platformda incelenmek zorundadırlar. Zira, mimarî ile diğer tezyinî ve dekoratif sanatların yani plastik sanatların birkaçını bir arada barındırmaktadırlar. Bir cami kısaca iç ve dış mekân unsurlarından oluşmaktadır. Mimarî yapı tarzını tamamlayan diğer sanatları kısaca hat, kalem işi, ağaç oymacılığı, mermer işçiliği, çini, vitray, halı vb. şeklinde özetleyebiliriz. Bu sanat kolları bütünleşerek camiyi tamamlamakta ve geleneksel Türk sanatlarının büyük bir bölümünün adeta sergilendiği bir mekân oluşturmaktadır. Şüphesiz bu sanat kolları caminin esas fonksiyonuna büyük ölçüde estetik katmakta ve dinî inancın kutsal saydığı bu mekhanı zenginleştirip güzelleştirmektedirler.
Müslümanlar arasında “Allah’ın evi" olarak da adlandırılan camilerimiz aynı zamanda, Türk zevk ve estetiğinin de en ince biçimini yansıtmaktadır.
İşte bu ince göz zevkini en iyi biçimde dile getiren unsurların başında hat sanatı gelir. Klâsik Osmanlı mimarisi dönemlerinde yapılmış bir caminin içine girerseniz, hat sanatının büyüleyici güzelliği ile karşılaşır, kubbeye doğru başınızı kaldırdığınızda kubbe ile bütünleşmiş nefis kompozisyonların hazzına varırsınız. Etrafınızda çepeçevre "kuşak yazıları" dediğimiz yazılar sizi sarar. Sıra ile asılmış ve genellikle yuvarlak biçimde tasarlanmış cihâriyar-ı güzîn levhaları, Allah (c.c.) ve Muhammed (S.A.S.) ile dört halifenin isimleri çevrenizde yer almıştır. Duvarlara asılmış dev yazı kompozisyonları, ayet ve hadislerle donatılmış pencere üzeri yazı kompozisyonları da mimarî tarzı tamamlayarak abi- deleşirler. Minber ve mihrâb üzeri yazılar da her an karşınızda durmakta, usta hattatın kaleminden çıkan harf formlarıyla kusursuzluğa ulaşma çabasındadırlar.
İbadet için girdiğiniz böyle bir camide sıkılmak şöyle dursun, ibadetin gerektirdiği sessizlik ve zindelik ortamını, sessiz ve devasa görüntüleriyle pekiştiren bu hat şaheserleri, sizi dünyadan uzaklaştırıp sonsuzluğun güzelliklerine doğru uğurlamakta ve camiden çıkıncaya kadar herşeyi unutturmaktadır. Röliyef tarzında kabartma olarak yapılan bu yazılar, üzerlerindeki altın yaldızların parıltılarıyla Allah evinin zenginliğini vurgularlar. Bazı camilerdeki pencerelerde renkli camlardan yapılan vitray desenleri de zaman zaman yazı kompozisyonlarıyla bütünleşirler.
Genellikle büyük anlamına gelen celî yazı çeşidiyle yazılan bu cami içi yazıları, her çeşit hat tarzı ile yazılabilmektedir. Ancak genellikle celî, sülüs ve tâlik tarzları yaygındır. Çünkü kompozisyona en çok uyan celî sülüs yazı karakteridir ve oldukça görkemli bir görünüme sahiptir. Caminin içinde yer alan bu yazılar, dış mekânda da etkili olmaktadırlar. Genellike kapı, pencere üzerlerinde ve şadırvan cephelerinde yer alırlar. Kısaca yazılar, camilerin iç mekânıyla dış mekânıyla adeta süsüdürler. Camilere giren kişiler bu güzelliklerle etkilenirlerken yazıdan anlamaları gerekmemektedir. Onlar öylesine güzel yazılmış ve uygulanmıştırlar ki, biçimiyle, malzemesiyle ve rengiyle tastamamdır. Hele onlara bakanlar bir de yazıdan anlıyorlarsa, işte o zaman bu gözler onlardan ayrılmak için bir hayli güçlük çekeceklerdir. Başta İstanbul, Bursa, Edime, Konya, Kayseri, İznik vb. şehirlerimiz böyle güzelliklerle dolu şanslı şehirlerdir. Çünkü kültürümüzün en canlı ve mükemmel örneklerine sahiptirler. Gerek yerli insanımız, gerekse dış ülkelerden gelen meraklıların birer seyir ve ziyafet sofralarıdır adeta.
Şimdi bir de bugüne bakalım. Yirminci yüzyılın özellikle ikinci yarısında ülkemizde birçok cami yapılıyor. Büyük şehirlerin büyüyen mahalleleri çarpık ve biçimsiz yapılaşmaları arasında birdenbire yükselen yeni bir minare ve cami görüyoruz. Dış görünüşlerine bakarsak pek birşeye benzetenleyiz. Yapı tarzı belirsizdir. Oran ve orantı kavramı yoktur. Yazımızın konusu, cami yazıları olduğuna göre mimarî tarzın irdelenmesi, burada usul dışıdır. Bu açıdan bu konuyu yetkili bir kaleme bırakmak gerekecektir. Ancak, sanatın en yüksek derecelerine sahip bir ülkenin sorumluluğunu yüreğinde sızlayarak duyan bir ferdi olarak yazmalıyız ki; yukarıda anlattığımız görkemli güzelliklerden, teessürle ifade edelim ki pek çoğunu bugün yapılan camilerde göremiyoruz. O güzelliklere alışmış şışina gözler bu yeni yapılan camilere girdiğinde onun gibi, hiç değilse biraz benzer güzellikler aramakta, ancak hiçbirini görememektedir. Gördükleri de insanı üzen ve utandıran görüntülerdir. Yazıya benzer şekiller ve biçimler, zevksiz renklerle, basit ve çarpık bir işçilikle, ehil olmayan ellerde tamamlanmış. Üçyüzyıl önce yapılmış bir başka eserimizin sanat kalitesinden hiçbir iz yok. Bu yazıları kimler nasıl yaizmışlardır? Hangi işçi ; apmıştır, işlemiştir? Bunları kim seçmekte ve kontrol etmektedir? Burada olayı daha da dramatize edip, gönüllerimizi incitmek gereksizdir. Bu durumda olayın sebebinin ne olduğu düşünülecektir. Akla gelen fikir, artık eski eserleri yapan üstün sanatçıların olmadığı fikridir. Bu doğru değildir. Bugün ülkemizde bu konuları oldukça iyi bilen değerli sanatçılarımız mevcuttur.
Bu camilerin çoğunun mahalli dernekler tarafından çok sınırlı ekonomik kaynaklarla yapıldığı bir gerçektir. Halkın da ekonomik olarak destekleyerek oluşturulan bu demekler, ellerindeki sınırlı imkânı azâmi tasarruf planına göre harcamak zorundadırlar ve zaten sanat konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan dernek mensupları, cami yazılarının çok önemli olduğu gerçeğini görememektedirler. Burada gayemiz kimseyi suçlamak değildir. Ancak, olayın realitesi budur. Bu durumda yazılar hazır bir yerlerden alınıp ehliyetsiz eller tarafından camiye işlenip iş tamamlanacak veya hat sanatına vâkıf olmayan amatör yazıcılar tarafından yazılıp tamamlanacaktır.
Ülkemizde sanat adına olup bitenlerin farkında olan vicdan sahibi vatanseverler, farkettikleri aksaklıkları ortaya koyup, çözüm şekillerini tavsiye etmek durumundadırlar. Bu konu için tavsiyelerimizi kısaca özetleyelim:
Ülkemizde yeni yapılan camilerimiz düzenli bir şekilde kontrol edilmeli, bunları ehil kadrolor denetlemelidir. Yazılara gelince bu konuda usta ve ehil hat sanatçılarından faydalanılmalı veya yine bunların denetiminde hazır uygulanacak yazılar seçilerek ancak yine ehil işçiler tarafından işlenmelidir. İnanıyoruz ki, bu şekildeki çalışmalar abartılı ekonomik giderleri de gerektirmeyecektir.
Herşeyden önce sanat şaheserleri ortaya koymuş bir milletin torunlarıyız. Görevimiz başta onların bize bıraktıklarını korumaktır. Bizim yaptıklarımızın bazıları ise onların kemiklerini sızlatmamalıdır.