Makale

İnanıpta yaşayamadığımız Sorumluluk

İSLÂMİYET BİR HAYAT TARZI.. ACABA İNANDIĞIMIZ DİSİPLİNLERİ HAYATIMIZA GEÇİREBİLİYOR MUYUZ?

Dr. Niyazi KAHVECİ

İNANIP TA YAŞAYAMADIĞIMIZ SORUMLULUK

BİR ülkenin medeniyetteki seviyesi her halde en iyi, halkının eğitim seviyesi ve yetişmişliği ile öl-çülür.
İngiltere’de okuma yazma bilmeyenlerin sayısı %1 gibi sembolik bir oranda kalır. Okuma yazma bilenlerin % 60’ı sürekli ve disiplinli bir şekilde okur. Otobüs ve metro gibi taşıma araçlarında dahi yolcuların çoğunluğunun seyahat süresini okumakla geçirdiğini görürsünüz. Yani hep içinde bulunduğu zamanla ilgilenir Batılı ve onu değerlendirmeye çalışır, işçi kesiminin üyeleri bile en az iki kitap kulübüne üyedir. Bunun anlamı, evine her ay en az iki yeni kitap girmektedir. Bütün bunların yanında da, mutlaka bir günlük gazete girer eve..
Halkla ilişkilerin âdabı, terbiyevf bir sisteme bağlanmıştır. Gerek sokaktaki vatandaş ve gerekse işinin başındaki görevli bu âdabı yaşayarak öğrenmiştir. Sokakta değil yumruk kavgası, ağız dalaşı yapanı bile göremezsiniz. Aslında gururuna düşkün olan İngilizler, kendilerini ispat edecek yerleri çok iyi bilirler. Bizdeki gibi "Korktu da kavgadan kaçtı" denmesi onlar için bir anlam ifade etmez. Onlar gururlarını duygularıyla değil, düşünceleri ve işleri ile tatmin ediyorlar.
İşinizle ilgili özel veya devlet sektöründeki bir büroda ya da bir dükkânda karşılaştığınız görevlinin size ilk yönelteceği söz "Can I help you?" (Size yardım edebilir miyim?) olacaktır. Görevlinin sizden haberdar olmasını sağlamak için gişede bir zil bulunur. Varlığınızı haber verir ve görevlinin meşguliyeti içerisinde bile öncelik elde edersiniz. Göreve girmeden önce "Halkla ilişkiler"le ilgili eğitimden geçirilir insanlar. Bu kurstan sonra, Londra’nın doğusunda yaşayan yabancılarla ve özellikle Müslümanlarla sosyal ilişki kurmayı başaramadığı için asil göreve geçemeyen polisin hikâyesini de televizyondan rahatça seyredebilirsiniz.
Bu denli eğitimin yanısıra, idarî kontrol da eksik edilmez. Şikâyet bürolan her yerde ve her zaman mevcuttur. Bu bir oto-kontroldür. İhmali görülenlerin cezadan kaçmaları alternatifi bulunmadığını toplum bilir. Tarık bin Ziyad’ın gemileri yakarak seçenek bırakmamasındaki stratejiyi her yerde görürsünüz. İngilizler şuna inanır: "Do not leave options open" (Seçenek bırakma!.)
Aklın yolu birdir. İslâmın ögütlediği, fakat müslümanların bir türlü uygulamaya koyamadıkları altın öğütleri Batılı uygulamayı başarmıştır. İşte gelişmişlikle gelişmemişlik arasındaki fark!
...Ve bir de sorumluluk! Kendisini herkes işinden sorumlu sayar. Manş denizinde seyreden feribotta taşkınlık yapan gençlerin sorumluluğunun kiliseye yüklendiğini basın organlarından sıkça duyar, okursunuz.
Hani "Kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu / Gelir de Adl-i ilâhi, sorar Ömer’den onu!" Sorumluluğu...
Bizim inanıp ta, yaşamadığımız sorumluluk..


İSLAM NE DİYOR?

GÜNEŞ ALTINDA BIRAKILARAK ISITILAN SULAR, ABDEST VEYA GUSÜLDE
KULLANILABİLİR Mİ?

Bazı kaynaklarda, güneşte ısıtılan suyun abdest ve gusül için kullanılmasının mekruh olduğu belirtilmekte ve bu konuda Hz. Peygamber (a.s.)’ ın Hz. Aişe’ ye yaptığı uyarısı delil getirilmektedir. Ancak, buradaki sakıncalı durumun, temelde, suyun güneş enerjisinde ısıtılmış olmasından değil, içinde ısıtıldığı kap ya da yerin elverişsiz oluşundan kaynaklandığını yine fıkıh bilginleri belirtmektedir.
Demek ki, demir, bakır gibi oksitlenme yolu ile sağlığa zarar verme ihtimali bulunan kaplarda güneş ile ısıtılan ya da uzun süre güneş altında bulunmaktan görünümü değişmiş, adeta kokuşmuş birikinti halindeki suların abdest ve gusülde kullanılması mekruhtur. Ancak, böyle suların sağlığa zararlı olacakları biliniyor ya da bu kuvvetle muhtemel bulunuyorsa, kullanılmaları mekruh olmaktan çıkar, harama dönüşür.

Mustafa VARLI
Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı